Bal, İdris

Loading...
Name Variants
Bal, İdris
Job Title
Profesör Doktor
Email Address
Main Affiliation
Department of International Relations
Status
Former Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
No research topics data found.

Sustainable Development Goals

NO POVERTY1
NO POVERTY
0
Research Products
ZERO HUNGER2
ZERO HUNGER
0
Research Products
GOOD HEALTH AND WELL-BEING3
GOOD HEALTH AND WELL-BEING
0
Research Products
QUALITY EDUCATION4
QUALITY EDUCATION
0
Research Products
GENDER EQUALITY5
GENDER EQUALITY
0
Research Products
CLEAN WATER AND SANITATION6
CLEAN WATER AND SANITATION
1
Research Products
AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY7
AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY
0
Research Products
DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH8
DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH
0
Research Products
INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE9
INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE
0
Research Products
REDUCED INEQUALITIES10
REDUCED INEQUALITIES
1
Research Products
SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES11
SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES
0
Research Products
RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION12
RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION
1
Research Products
CLIMATE ACTION13
CLIMATE ACTION
0
Research Products
LIFE BELOW WATER14
LIFE BELOW WATER
0
Research Products
LIFE ON LAND15
LIFE ON LAND
0
Research Products
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS16
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
7
Research Products
PARTNERSHIPS FOR THE GOALS17
PARTNERSHIPS FOR THE GOALS
1
Research Products
This researcher does not have a Scopus ID.
This researcher does not have a WoS ID.
No records found in other affiliations.
Scholarly Output

24

Articles

0

Views / Downloads

148/951

Supervised MSc Theses

24

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

0

Scopus Citation Count

0

Patents

0

Projects

0

WoS Citations per Publication

0.00

Scopus Citations per Publication

0.00

Open Access Source

0

Supervised Theses

24

Journals data is not available

Scopus Quartile Distribution

Quartile distribution chart data is not available

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 10 of 24
  • Master Thesis
    Arap-İsrail uyuşmazlığında Filistin sorunu
    (2009) Gökçınar, Demet; Bal, İdris
    Filistin'in bulunduğu bölge, jeopolitik, jeostratejik ve jeoekonomik açılardan değerlendirildiğinde, gerek bölge ülkeleri ve gerekse küresel güç odakları açısından oldukça önem arz eden bir bölgedir. Böyle olması hasebiyle de bu bölgede her zaman bir kaos ortamı mevcut olmuştur. Ancak bu sefer ki çok daha uzun süren ve sürecek olan Filistin Sorunu'dur ki bu çalışma tam da bu noktada bir çalışma olmuştur. Filistin Sorunu bölgesel değil, evrensel bir sorun ve sadece iki taraflı değil çok taraflı bir sorun olma özelliğinden dolayı neredeyse tüm dünyayı ilgilendiren bir sorun olmuştur.Bu coğrafyada yaşayan insanlar çok sıkıntılar çekmiş ve çekmeye devam etmektedirler. Yahudi diasporasının bir yurt kurma ihtiyacından hâsıl olan bir vatan toprağı için, evvelden beri istedikleri Filistin'in seçilmesi ile başlamış olan Filistin-İsrail Sorunu, bu yurtta yüzyıllardır yaşayan Filistinli Arapların, İsrail'in yayılmacı bir politika izlemesi sonucunda yurtlarını terk etmesine sebep olmuş ve buna benzer yeni sorunlar oluşmasıyla bir çığ gibi büyüyerek ve çeşitli şekillerde değişime uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Öyle sanıyorum ki bu sorun uzun yıllar boyunca da gündemdeki yerini korumaya devam edecektir.Bu çalışmada, Filistin-İsrail Sorunu'na Türkiye'nin bakışı ve her iki ülke ile olan siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri de incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, bölgede güç sahibi devletlerin de ilişkileri ele alınarak, bu coğrafyadaki menfaatleri ve bölgedeki etnik grupların mücadeleleri ve bölgedeki etkilerine de yer verilmiştir.Bu çalışma, Filistin-İsrail Sorununa bir çözüm önerisi çalışması olarak değil, sorunun ortaya çıkışı ve gelişimi ile bölgedeki etkilerini inceleyen bir çalışma olmuştur. Temennim, İsrail'de iki ülke halkının beraberce barış içerisinde yaşamayı başardığı, ?Neve Şalom / Vaha es Selam Köyü'nün? yaşantısının tüm bölgeye örnek olması ve bu örneği tüm bölge halkının uygulamasıdır.
  • Master Thesis
    Amerikan Gücünün Geleceği
    (2007) Silinir, Murat; Bal, İdris
    Amerikan gücünün yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olması herkesçe kabuledilen bir realitedir. Bu güç kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Bu, tarihsel birsürecin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bağımsızlık sonrasında dünya politikarenasında yalnızcılığı tercih etmiş olan ABD, Birinci Dünya Savaşından sonrabaşlayarak, özellikle kinci Dünya Savaşı'ndan sonra küresel bir güç olarakortaya çıkmıştır. ki kutuplu süreçte, gücünü Sovyetler Birliği'ne karşı?Çevreleme? politikası ile korumayı ve sürdürmeyi denemiş olan ABD, SoğukSavaş sonrasında yeni bir sürece adım atmıştır. Bu yeni süreçte güçparametreleri değişmiştir. Bilgi önemli bir güç unsuru haline dönüşmüştür. Buyeni süreçte ABD, kendi gücünü korumak ve olası güç yükselişlerini durdurmakiçin çeşitli stratejiler yürütmeye çalışmıştır. Medeniyetler Çatışması Paradigmasıve Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi bu çerçevededeğerlendirilebilecek teorik ve pratik anlamlara sahiptir. Bugün, ABD gücününnasıl yönetileceği önemli sorun olarak gözükmektedir. Bu gücün yanlışkullanımı telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenlebu gücün, küresel istikrarın sağlanması için yeniden programlanmasıgerekmektedir.
  • Master Thesis
    Dini Motifli ve Uluslararası Bir Terör Örgütü Olarak El-kaide
    (2008) Gürbüz, Beyhan; Bal, İdris
    Bu çalışmada; Selefi-Vahhabi ideoloji ile uluslararası ve dini motifli bir terör örgütü olan El-Kaide arasındaki ilişki ortaya konularak, El-Kaide terör örgütünün, küresel amaçları ve bu amaçları gerçekleştirmek amacıyla İslam dinini nasıl bir araç haline getirdiği tartışılmıştır.Tezin ilk bölümünde, terör ve terörizm kavramları tanımlanarak, devlet terörizmi, devlet destekli terörizm ve uluslararası terörizm hakkında açıklamalarda bulunulmuş, uluslararası hukukta terörle mücadele NATO, AB ve BM çerçevesinde ele alınmıştır. Bir sonraki bölümde ise dini motifli terörizm kapsamında İslam, İslamcılık ve fundamentalizm kavramları açıklanmış, El-Kaide üyeleri tarafından benimsenen Selefi-Vahhabi ideoloji analiz edilerek, bu ideolojinin gelişimine katkıda bulunan ideologların görüşlerine değinilmiştir. Çalışmamızın sonunda ise El-Kaide terör örgütü bütün yönleriyle ele alınarak, İslam'da cihad ve Selefi-Vahhabi ideoloji çerçevesinde El-Kaide'nin cihad yorumu tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Adana Mutabakatına Giden Süreç ve Sonrasında Türkiye-suriye İlişkileri
    (2005) Uğurlu, Fatih; Bal, İdris
    ÖZET Bu çalışmada, Türkiye-Suriye ilişkilerinde bir dönüm noktası olan ve Suriye'nin Türkiye'ye karşı PKK faaliyetlerini desteklemeyeceğini taahhüt ettiği Adana Mutabakatı'na nasıl gelindiği ve sonrasında iki ülke üişldlerinin nasıl geliştiği incelenmiştir. Öncelikle, uzun yıllar iki ülke ihşküerinin gelişmesinin önünde engel teşkil etmiş olan Hatay, su ve terör gibi yapısal sorunlar ele alınmıştır. Bu sorunların ortaya çıktıkları tarihten, Adana Mutabakatı'nnı imzalandığı 1998 yılma kadar olan dönemde, nasıl geliştikleri ve ikili ilişkileri nasıl etkiledikleri hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra, Türkiye tarafindan 1996 yılından itibaren planlı bir strateji kapsamında tırmandırılarak, iki ülkeyi savaşm eşiğine getiren 1998 Türkiye- Suriye krizi ve devamında imzalanan Adana Mutabakatı, kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Son olarak, Adana Mutabakatı'ndan günümüze kadar olan dönemde, bu konunun tez konusu olarak seçilmesinde de belirleyici olan, iki ülke iHşküerinin baş döndürücü bir hızda gelişerek, daha önce hiçbir zaman ulaşamadığı bir seviyeye gelmesinde, hangi faktörlerin belirleyici olduğu araştalmışur. Bu süreçte, iki ülke yönetiminde yaşanan değişikliğin, ABD'nin Irak harekatı sonrası bölgede bir Kürt devletinin kurulma olasılığının günden güne güçlenmesinin ve Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında son dönemde Suriye'ye uygulanan baskıların etkili olduğu sonucuna ulaşılmışur. ABSTRACT In this study, how it was accrued to Adana Agreement which was a turning point at Turkey-Syria relations and Syria committed that it will not support PKK actions against Turkey and how the relations of two countries developed consequently are examined. First of all the structural matters such as Hatay, water and terror which impaired the development of two countries relations are considered. Information has been provided about how these problems developed in the period from the date of their occurrence to year 1998 in which Adana Agreement has been concluded and how they affected the mutual relations during this period. Then 1998 Turkey-Syria crisis which was raised by Turkey with in the scope of planned strategy since 1996 and got two countries on brink of war and Adana Agreement concluded as a result of this are analyzed in details. Lastly which factors were determinable n
  • Master Thesis
    Su Sorunu: Fırat, Dicle ve Asi Nehirleri Örnekleri
    (2006) Bilgiç, Esra; Bal, İdris
    ÖZETHayatın yeri doldurulamaz unsuru olan su, yaşamsal öneminin yanında,günümüzde tarım ve enerji üretiminin önemli bir girdisini oluşturması sebebiyleulusal kalkınma için de temel bir maddedir. Önemli bir güç unsuru olması sebebiyle,giderek azalan bir kaynak olarak, ülkeler arasındaki politik, ekonomik ilişkilerietkileyen su, zaman zaman başka nitelikteki siyasi anlaşmazlıklarla da etkileşimiçerisinde ihtilaflara sebep olabilmektedir. Uluslararası hukuk bağlamında konuincelendiğinde, çeşitli uygulamalar ve yapılan çalışmalarda, suların hakça, makul veoptimum kullanımı ile kıyıdaş ülkelere önemli zarar vermeme ilkelerinin büyükölçüde benimsendiği görülmektedir.Suriye ve Irak arasında Fırat, Dicle ve Asi nehirleriyle ilgili anlaşmazlık daTürkiye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi'ne başlamasıyla birlikte daha da görünürbir hal almış ve terör, Hatay meselesi gibi konularla bağlantılı olarak gerilimleresebep olmuştur. Suriye ve Irak, Türkiye'nin proje çerçevesinde inşa ettiği barajlaraözellikle de su tutulma dönemlerinde, bazen kendi sularının azalacağı bazen desuların kirlenmesine neden olduğu gerekçesiyle karşı çıkmış, sorunu uluslararasıplatforma taşımaya çalışmıştır. Türkiye ile Irak arasında 1946 anlaşması ve Türkiyeile Suriye arasında ise 1987 Protokolü imzalanmış, günümüz statüsünü belirleyen1987 Protokolü ile Suriye'ye yıllık ortalama 500 metreküp/sn su bırakılmasıkararlaştırılmıştır. Fakat Irak ve Suriye üç tarafın katılımıyla yeni bir anlaşmayapılmasını ve bırakılan su miktarının arttırılmasını talep etmektedir. Ülkelerinnehirlere katkıları ve tüketim hedefleri dikkate alındığında, Suriye ve Irak'ın toplamsu taleplerinin, nehirlerin su potansiyelinin üzerinde olduğu görülmektedir. Fırat veDicle nehirlerini ?uluslararası sular? olarak kabul eden ve ?suların paylaşımı?nıöngören Suriye ve Irak'ın tezleri; Üç Aşamalı Plan ile ?sınır aşan? iki nehrinsularının tahsisinin yapılabileceğini ifade eden Türkiye'nin tezleri ile çatışmaktadır.Türkiye Üç Aşamalı Plan yanında Barış Suyu Projesi ve Manavgat Projesi gibi çeşitliöneriler sunarak, Ortadoğu'nun su sorununa çözüm üretmeye çalışmıştır.Fırat, Dicle ve Asi nehirleri ile ilgili olarak, Suriye ve Irak ile arasında meydanagelen anlaşmazlık, Türkiye siyasetinde önemli bir yer işgal etmiş ve bölge ülkeleri ileolan ilişkilerini etkilemiştir. Ayrıca temel amacı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nindiğer bölgelerle arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak olan GüneydoğuAnadolu Projesi; çeşitli sulama, enerji, altyapı ve çevre projelerinin yanı sıra insanigelişmeye olanak sağlayan sosyal projeleri ile de arz ettiği ekonomik, sosyolojikönem dolayısıyla Türkiye'nin kalkınmasında itici bir unsur olacaktır. Bu ise sorununekonomik boyutu olduğunu da göstermektedir.Su sorununun, son dönem gelişmelerle beraber, tarafları ve niteliği bakımındanyeni boyutlar kazanmış olduğu görülmektedir. Sorunun, ABD'nin Irak'ı işgali ileoluşan yeni yönetim ve Avrupa Birliği'nin Fırat ve Dicle sularına artan ilgisiyle,kazandığı yeni boyutlarla artan önemi dolayısıyla, izlenmesi gereken yenistratejilerin belirlenmesinin gerekliliği açıktır.
  • Master Thesis
    11 Eylül 2001 Terörist Saldırısı Neticesinde Abd'nin Güvenlik Algılamalarındaki Değişiklik
    (2007) Bektaş, Buket; Bal, İdris
    Bu çalışma'da 11 Eylül sonrası süreçte, ABD'nin benimsediği yeni güvenlikstratejileri ve uygulamaya koyduğu ?Önleyici Saldırı? doktrini, arka planı ve sonuçlarıele alınarak incelenmiştir. Bu çerçevede, ABD'nin mevcut politikalarının olumsuzyansımaları ve hatalı yönleri de ele alınmaktadır.Çalışma'nın ortaya koymaya çalıştığı temel görüş, 11 Eylül sonrasında,ABD'nin ulusal güvenlik kavramını, küresel bir güç olması sebebiyle,küreselleştirmesi ve bu çerçevede güvenlik sorununu yanlış algılayarak, yanlışpolitikaları uygulaması ve bunun sonucunda, içinden çıkılamayan bir güvenlikbunalımına ya da güvenlik sendromuna, gerek dünyayı; gerekse kendisini sürüklemişolmasıdır. Bu tespitler yapılırken, çalışma boyunca, öncelikle 11 Eylül öncesiAmerikan dış politikası, klasik temelleri ve uygulamalarıyla ortaya konulmaya veanlaşılmaya çalışılmıştır. Bu yapılırken, Amerikan dış politikasının geçen zaman vedeğişen uluslararası koşullar çerçevesinde ne şekilde dönüşüm gösterdiği tarihsel birperspektifle ifade edilmeye çalışılmıştır. Bunu takiben; 11 Eylül olaylarına sebebiyetveren küresel terörün temelleri ifade edilmeye çalışılarak, 11 Eylül olaylarına kadargelen süreç tahlil edilmeye çalışılmıştır. Bu arka plan bazında, ABD'nin 11 Eylülsonrası geliştirdiği yaklaşımlar ve uygulamaya koyduğu yasal düzenlemeler hakkındadetaylı bilgi sunularak, 11 Eylül sonrası Amerikan stratejisinin dayandığı noktalarirdelenmiştir.Çalışma'da 11 Eylül öncesi sürecin üzerine 11 Eylül sonrası yaklaşım vepolitika farklılıkları oturtularak, analitik bir yaklaşımla, ABD'nin, 11 Eylül sonrasındamuğlaklaşan ?güvenlik? kavramını, ne şekilde ?güvensizlik? kavramıyla özdeş halegetirdiği ifade edilerek; küreselleşen bir dünyada güvenliğin ve güvensizliğinküreselleşmesinin yarattığı olumsuz sonuçlar ve etkileri incelenmektedir.Anahtar Kelimeler: 11 Eylül, önleyici saldırı, küresel güvensizlik, güvenlikbunalımı, güvenlik sendromu,
  • Master Thesis
    Avrupa Kimliği Oluşumuna Türk Kimliği'nin Etkisi
    (2009) Aslan, Cemile; Bal, İdris
    Bu çalışmanın amacı Avrupa Kimliğinin oluşumuna Türk kimliğinin etkisinin ne olduğunun analiz edilmesidir. Avrupa kavramı ve kimliğinin nasıl ortaya çıktığı Türk kimliğinin Avrupa için ne anlama geldiği, nasıl algılandığı araştırılmıştır.Araştırmada izlenen yöntem şöyledir. öncelikle literatür taraması yapılıp konunun akademik ve felsefi tabanı oluşturulduktan sonra konular tarihsel sıraya konularak son hali verilmiştir.Tez içinde, giriş birinci bölüm kabul edilmiş, ikinci bölümde kimlik konusundaki temel kavramlar kısaca önbilgi mahiyetinde araştırılmıştır. Üçüncü bölümde Türk kimliği, tarihsel gelişimi içerisinde ve özet olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde Avrupa kimliği oluşumu tarihsel ve kavramsal olarak incelenmiş Türkler'in Avrupa kimliği oluşumuna olumlu etkileri bu bölüm içerisine yerleştirilmiştir. Beşinci bölümde, Avrupa kimliğinin Türk kimliği ile temasa geçişi sonrasında etkileşimin nasıl devam ettiği ve Türk kimliğinin öteki olarak Avrupa kimliğine etkisinin ne olduğu araştırılmıştır. Sonuç bölümünde ilk beş bölüm ışığında değerlendirme yapılarak öngörülerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Avrupa, Kimlik, Türk.
  • Master Thesis
    ABD, AB, Rusya ve Türkiye ekseninde Kosova'nın bağımsızlık süreci
    (2009) İlkdoğan, Gül; Bal, İdris
    Kosova yıllar boyunca Arnavutlar ve Sırplar arasında sorun olmuştur. Sırplar Kosova'nın Ortodoks ve Slav kültürünün vazgeçilmez bir parçası olduğunu savunmuşlar ve Kosova'yı kendi anayurtları olarak görmüşlerdir. Büyük Sırbistan'ı kurmak için de Kosova'da çoğunluğu oluşturan Arnavutlara baskı ve şiddet uygulamaktan kaçınmamışlardır. Arnavutlar ise gördükleri baskıya rağmen bağımsız olma fikrinden vazgeçmemişlerdir. Arnavutların Bağımsızlık talepleri Miloseviç tarafından insan hakları ihlalleri yapılarak bastırılmıştır. Kosovalı Arnavutların daha fazla baskı görmesini istemeyen ABD ve Batı ülkeleri 1999 yılında NATO birlikleri tarafından Sırbistan'a hava harekâtı yapılması kararını verdiler. Daha sonra 1244 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile Kosova'da özerk bir yönetim kurulması kararı verildi.Birleşmiş Milletler Geçici Yönetim Misyonu UNMIK, Kosova'da yönetimi devraldığında amacı bir ülkenin sahip olması gereken kurumları oluşturmaktı. UNMIK yönetiminden hoşnut kalmayan Kosovalı Arnavutlar statülerinin bir an önce belirlenmesini istiyorlardı. Kosova'nın amacı bağımsız olmaktı Kosova bağımsızlık talebinden vazgeçmeyerek ve Sırpların ve Rusya'nın bütün engellemelerine rağmen, AB ve ABD'nin desteğini alarak 17 Şubat 2008 Pazar günü bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesindeki yerini almıştır.Bağımsız Kosova'nın amacı ilk olarak Birleşmiş Milletler tarafından tanınan 192 ülkenin 100'ü tarafından tanınmaktır. Kosova bugünlerde kendini kabul ettirme çabası içindedir. Bağımsızlığın üzerinden bir yıl geçmesine karşılık Kosova'yı tanıyan ülke sayısı 59'dur.Anahtar Kelimeler: Bağımsızlık, Kosova'nın Bağımsızlığı, Kosova Savaşı, Kosova Kurtuluş Ordusu UÇK, Pasif Direniş Politikası ve İbrahim Rugova
  • Master Thesis
    Savaşın Dönüşümünde Teknolojik Gelişmelerin Etkisi
    (2007) Uşaklı, Ali Bülent; Bal, İdris
    Devletlerin dış politika aracı olarak tercih ettikleri savaş, genel anlamda, bir devletin diğerine iradesini kabule zorlamak maksadıyla kuvvet uygulamasıdır. İnsanlık tarihi kadar eski olan savaş ya da silahlı çatışma kavramı, tarihsel süreçte dönüşerek günümüzde önceki yüzyıllara göre farklı bir şekil almıştır. Savaşı dönüştüren en önemli faktör teknolojik gelişmelerdir. Bu çalışmada teknolojik gelişmelerin savaşı nasıl dönüştürdüğü, savaş ve barış felsefeleri ele alınarak ve Türkiye'ye yönelik değerlendirmeler de dahil edilerek incelenmiştir. Politikanın başka araçlarla devamı ve büyük bir düello olarak nitelendirilen savaş; nedenler, aktörler, hukuku ve kapsamı bakımından değişmiştir. Genellikle piyade ağırlıklı olarak yürütülen Birinci Dünya Savaşı öncesi dönem; ?birinci nesil?, ateşin ve ateş destek araçlarının yoğun olarak kullanıldığı Birinci Dünya Savaşı; ?ikinci nesil?, hızın ateş gücüne göre öne çıktığı İkinci Dünya Savaşı; ?üçüncü nesil? ve gerilla harekatı ya da ayaklanmaya karşı gelişmiş, düşmanı askerî değil siyasi olarak ve yalnızca savaş alanında değil yıllarca süren düşük yoğunluklu bir çatışmayla yenmeyi hedefleyen ve günümüzde de yaşanan dönem ise ?dördüncü nesil? savaş olarak isimlendirilmektedir. Bu nesillerin niteliklerini belirleyen en önemli etken olan silah teknolojilerindeki gelişmeler, savaşların taktik ve stratejik olarak planlarını, icrasını ve sonuçlarını etkilemiştir. Barutun, tüfeğin, tankın, hava gücünün, kitle imha silahlarının ve uzayın kullanılması; savaşlarda dönüşüme ve paradigma kaymasına neden olmuştur. Günümüzde savaşlar cephe savaşı değildir. Gelecekte de sayıca fazla olmayan birliklerce düşmanın silahlı kuvvetlerini tamamen yok etme amacı gütmeyen asimetrik savaşlar söz konusudur. Yüksek teknoloji sayesinde haber alma, ateş ve yüksek isabet oranı imkanlarına rağmen, savaşların süresi kısalmamıştır. Gelecekte ülkelerin karşılıklı bütün kaynaklarını seferber ettiği savaşlar yerine; yüksek teknoloji ürünü silah sistemleriyle donanmış küçük grupların silahlı mücadelesi şeklinde, kısa süreli taktik başarılara dayalı ve daha çok silahlı örgütlerin taraf haline geldiği, uzun süreli silahlı mücadelelerin yaşanacağı değerlendirilmektedir.
  • Master Thesis
    Türk-yunan İlişkilerinde Temel Sorunlar ve 1999 Sonrası Yumuşama Dönemi
    (2007) Ünay, Bora; Bal, İdris
    ÖZETEge Denizi'nin karşılıklı kıyılarını paylaşan Türkiye ile Yunanistan arasındapek çok sorundan bahsetmek mümkündür. ki ülke arasındaki başlıca gerginliknoktaları; Kıbrıs, Ege Denizi kaynaklı meseleler ve karşılıklı Azınlıklara yönelikuygulamalardır. Öte yandan Yunanistan'ın, Türkiye aleyhine faaliyet gösteren terörörgütlerine verdiği destek, etkin güce sahip lobilerinin Türkiye aleyhtarı girişimleri,Türkiye'ye yönelik kurmaya çalıştığı ittifaklar ve ikili meseleleri Avrupa Birliğiplatformuna taşıma amacı, her ne kadar Atina tarafından kabul edilmese de Türkiyeaçısından, iki ülke münasebetlerindeki diğer sorunları oluşturmaktadır.Türkiye ile Yunanistan arasında mevcut ortak tarih, bu sorunların çözümünüsadece güçleştirmekle kalmamakta, başlı başına bir mesele olarak iki ülkeilişkilerinde yerini bulmaktadır.Ancak, tüm bu sorunlara rağmen, iki ülke arasında 1930'lu yıllar ve1950'lerin ilk yarısında olduğu gibi zaman zaman yumuşama dönemleri deyaşanmıştır. 1999 yılının ikinci yarısında, iki ülke Dışişleri Bakanları smail Cem veGeorgios Papandreou'nun başlattığı ve depremlerin ivme kazandırdığı yumuşamadönemi, ülke yetkililerinin sıklıkla bir araya geldiği, krizler temelinde söylemlerindüşük tonlarda cereyan ettiği bir süreç olmuş, iki halkı birbirine yaklaştırarak, ülkelerarasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini arttırmıştır. Bu dönemde, iki ülke açısındanikinci derecede öneme sahip konularda yapılan anlaşmalar, yüksek politika nitelikli,güvenlik ve ulusal çıkar konularını kapsayan Kıbrıs ve Ege gibi temel meselelereyansımamış, bu çerçevede yumuşama yakınlaşmaya dönüşmemiştir.1999 yılının ikinci yarısında başlayan Türk-Yunan yumuşamasının henüz birsonuca varmadığını söylemek mümkündür. Kuşkusuz, ilişkilerin devamını vederinliğini, bundan sonra tarafların izleyeceği politikalar belirleyecektir. AncakAnkara'nın Avrupa Birliği adaylığı ve bunun gereklilikleri karşısındaki son günlerdedile getirilen Yunan söylemleri, ilişkilerin yakın gelecekte tekrar gerginlik ortamınadönebileceğinin ilk sinyalleridir.ii