TR-Dizin

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14411/21

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 85
  • Article
    Düzensiz Göçe Karşı Sınır Güvenliğinin Artırılmasına Yönelik Çok Kriterli Karar Verme Yaklaşımı
    (2025) Abdulvahitoğlu, Adnan; Güçlüten, Çağrı; Tunca, Hakan Ömer
    Uluslararası göç, küreselleşen dünyada sosyal, siyasal ve ekonomik yapıları etkileyen temel bir olgu hâline gelmiştir. İnsan hareketliliğindeki bu artış, ekonomi, teknoloji, kültür ve eğitim gibi alanlardaki küresel bağlantıların güçlenmesiyle doğrudan ilişkilidir. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana yoksulluk, işsizlik ve siyasal baskılar, bireyleri daha iyi yaşam koşulları sunan ülkelere yöneltmiştir. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve ABD, göçün başlıca hedef bölgeleridir. Artan düzensiz göç, bu ülkelerde daha katı politikalara yol açmıştır. AB’ye geçiş güzergâhında yer alan Türkiye, sınır güvenliğinde stratejik bir aktördür ve düzensiz göçün önlenmesi temel politika hedefidir. Bu çalışma, sınır güvenlik sistemlerini değerlendirmek ve öncelikli tedbirleri belirlemek için SWARA yöntemini kullanmıştır. Ortalama 15 yıllık tecrübeye sahip 9 uzmanın değerlendirmesiyle en kritik üç unsur; sınır hattında devriye faaliyetleri, insansız hava araçlarının kullanımı ve sınır illerinde iç güvenlik devriyeleri olarak belirlenmiştir. Bulgular, kaynak tahsisi, operasyonel planlama ve teknolojik yatırımlar açısından somut bir yol haritası sunmaktadır.
  • Article
    İran’da Siyasi Bir Sembol Olarak Kadınlar: Pehlevi Rejimi ile İslam Devrimi Arasında Karşılaştırmalı Bir Bakış
    (2021) Orhan, Duygu Dersan; Banaeinia, Masoumeh
    İran İslam Devrimi’nden sonra İranlı kadınlar sosyo-politik tartışmaların en önemli konularından birisi olmuştur. Bu makale, Iran İslam Devrimi’nden sonra kadın hakları konusunda yaşanan değişimi anlamak için Şah rejimi ve devrim sonrası döneme odaklanarak karşılaştırmalı bir bakış açısı benimsemektedir. Çalışmada her iki dönemde de kadınların rejimler tarafından siyasi bir sembol olarak kullanıldığı, Pehlevi rejimi sırasında modernitenin, Devrim'den sonra ise İslam'ın bir sembolü olarak sunulduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma İran'da kadın hakları konusunun her dönemde sadece iç mesele olmadığını, güçlü bir dış politika aracı olarak ve İran'ın dış dünya tarafından nasıl algılandığına dair bir imaj unsuru olarak kullanıldığını göstermektedir. Kadınların sadece dış görünüşüne odaklanan kadın hakları tartışmalarının birçok önemli konunun ihmal edilmesine yol açtığı düşünülmektedir. İran Devrimi’nden bu yana ülkeyi yöneten liderlerin kadın haklarına yönelik farklı tutumlara sahip oldukları da çalışmada ortaya konmuştur. İran İslam Devrimi’nden sonra kadın hakları, cumhurbaşkanlarının kadın sorunlarına ilişkin vizyonlarına bağlı olarak ileri veya geri gittiği değerlendirilmiştir. Konu, kadınların sosyal ve siyasi hayattaki rolleri, siyasete katılım düzeyleri, farklı hükümetlerin kadın giyimine ilişkin politikaları ve eğitim hakları çerçevesinde incelenmiştir.
  • Article
    İran’ın Irak’a Yönelik Dış Politikası: İdeoloji ve Realizm Arasında Üç Savaşın Analizi
    (2019) Orhan, Duygu Dersan
    İran-Irak ilişkileri son on beş yılda çatışmadan iş birliğine doğru bir değişim yaşamıştır. 1980-1988 yılları arasında birbiriyle savaşan iki komşu ülke, bugün stratejik iş birliği içerisindedir. İran, Irak siyasetindeki en önemli dış aktörlerden birisi olarak görülmektedir. Bu durumda, 2003 yılında ABD işgaliyle Saddam rejiminin devrilmesi ve Irak'ın merkezinde İran tarafından desteklenen Şii ağırlıklı bir yönetimin kurulması etkili olmuştur. İran’ın Irak’a yönelik dış politikasına dair değerlendirmeler genel olarak iki başlık altında toplanmaktadır. Birinci görüş, İran’ın, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ideolojik bir devlet olduğunu ve Irak'a yönelik politikasının temel unsurunu da Irak'taki Şii grupların oluşturduğunu savunmaktadır. İkinci görüş ise, İran’ın güvenlik kaygılarını ve ulusal çıkarlarını ön planda tutarak realist politikalar izlediğini ortaya koymaktadır. Bu makale, İran’ın Irak'a yönelik politikasını, İran-Irak Savaşı (1980-1988), Körfez Savaşı (1990-1991) ve Irak Savaşı (2003) dönemlerinde incelemektedir. Çalışma, incelenen her dönemde, İran’ın Irak'la olan ilişkisinde gerek realist gerekse ideolojik unsurlar olduğunu, ancak bunların ağırlığının analiz edilen döneme göre değiştiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, İran’ın Irak'a yönelik politikasında kullandığı dini motifli politikanın temellerinin sadece ideolojik olmadığı, stratejik ve ulusal çıkarlarını muhafaza etmede bir araç olarak kullanıldığı değerlendirilmektedir.
  • Article
    İnsancıl Hukukun Etkinliği
    (2025) Arsava, Ayse Fusun
    1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’nin bu yıl 75. yılı kutlanmıştır. İnsancıl hukuk alanında bir dönüm noktası teşkil eden Cenevre Sözleşmeleri’nin günümüz silah teknolojileri, savaş yöntemleri, savaşan taraflar arasına katılan devlet dışı aktörler bakımından yetersiz kaldığı görülmektedir. Yeni gelişmelere uyum sağlama gereksinimi yanı sıra insancıl hukuk ihlâllerine karşı etkin yöntemler geliştirme gereksinimi de insancıl hukukun yeniden kodifiye edilmesi konusunu gündeme getirmiştir. İnsancıl hukukun ancak sadece savaş mağdurlarının korunmasını değil, devletlerin askeri çıkarlarını gözetme gerekliliği ortaya çıkan sorunların aşılmasını zorlaştırmaktadır. Makalede kodifikasyon girişimlerinin başarısızlığı nedeni ile teamül hukuku üzerinden insancıl hukukun yeni gelişmelere uyum sağlama olanağı ve insancıl hukuk değerlerinin yaygınlaşması ve içselleştirilmesi konularına ışık tutulmaktadır.
  • Article
    Filmlerde Ülke İmajı: “Hologram for the King” Filmi Üzerine Bir İnceleme
    (2019) Orhan, Duygu Dersan; Esiyok, Elif
    Film ülkelere ilişkin imajları yaymak için kullanılan araçlardan birisidir. Bugüne kadar yapılan araştırmalar, Hollywood filmlerinde Arap imajının olumsuz tasvir edildiğine dair genel bir anlayışı ortaya koymaktadır. Ancak, “Kral için Hologram” filmi Suudi Arabistan’ının ve halkının hem olumsuz hem de olumlu yönlerine odaklanarak daha gerçekçi ve daha az önyargılı bir yaklaşım sergilemektedir. Bu çalışmanın amacı Suudi Arabistan ve halkının bir Hollywood filmi olan “Kral için Hologram” filmindeki temsilini incelemektir. Çalışmada içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, filmdeki ülke imajına ilişkin görsellerin toplam süresinin 28.9 dakika olduğunu göstermiştir. Ülkenin politik ve sosyal niteliği ve ülkenin kapasitesi / yeterliğine ilişkin imajlar en yüksek yüzdeye sahip olarak bulunmuştur. Bu sonuç filmlerin ülke imajı için önemli bir iletişim aracı olduğunu göstermektedir.
  • Article
    Çin’in Avrasya Rüyası olarak İpek Yolu Ekonomik Kuşağı: Ortak Kimlik mi Ortak Korku mu?
    (2019) Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    The Silk Road Economic Belt is the key component of China’s EurasianPivot strategy. In this study, China’s Eurasian Pivot is approached as acreativity strategy from the perspective of social identity theory. In orderto succeed in its creativity strategy, China is trying to create a commonin-group identity with the Silk Road Economic Belt countries throughthe Chinese Dream. However, the Chinese Dream is not perceived as acommon identity by Central Asians and Uyghurs. While Central Asiansrespond China’s economic presence in the region positively, they are afraidof demographic changes and cultural influences that Chinese migrationwill cause. Therefore, the Chinese Dream has been a common fear forTurkic societies along the Silk Road Economic Belt rather than commonidentity. This fear could be one of the most important factors that willprevent the success of China’s Eurasian Pivot in the long run.
  • Article
    Çin’in Uluslararası Kimlik Trilemması: Gelişmekte Olan Ülke, Bölgesel Güç Ya da Büyük Güç?
    (2019) Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    China has adopted many different identities concurrently, rather than a fixed country identityin its foreign policy. China still uses the identity of being a developing country in its relationswith the third world, while playing the role of being a regional power in its periphery. On theother hand, it assumes the principle of international responsibility that is attributed to the GreatPowers in the international arena. In this context, there is no certainty whether China is adeveloping country, a regional power or a global power. China's simultaneous possession ofmultiple identities in foreign policy is the result of the adoption of one or more of the globalidentities discussed by the International Relations Academy. The focus of the Internationalidentity debate is the principle of “never take lead”, (juebu dangtou), which is one of thecornerstones of keeping low profile strategy. In this study, I will discuss the internationalidentity debate in the Chinese Academy in three categories: developing country, regional powerand great power. The main argument of the study is that the identity discussions at the Academyare effective in shaping Xi Jinping's “strive for achievement” strategy. These discussions arealso very useful to observe which political geography China would like to create an impact on.
  • Article
    An Evaluation of Turkey’s Western Balkans Policy under the Akp and Prospects for the Postdavutoğlu Era
    (2018) Onsoy, Murat; Koc, Zeynep Elif
    Bu çalışma, Avrupa Birliği’nin Batı Balkanlar’daki devletler üzerindeki siyasi, normatif ve ekonomik gücünün son yıllarda düşüşe geçtiğini ileri sürmektedir. Özellikle Birliğin ‘Avrupalılaştırma ‘ politikasının etkilerinin azalmasıyla birlikte Batı Balkanlar’da diğer bölgesel ve global aktörler için bir manevra alanı oluşmuştur. Rusya ve Çin ile birlikte bölgesel bir aktör olan Türkiye’nin de bölgedeki faaliyetlerini arttırması neticesinde, Batı Balkanlar bölgesel alt sisteminde tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru bir geçiş yaşanmıştır. Bu çalışma, güç dengesindeki bu dönüşüm doğrultusunda, Türkiye’nin AKP döneminde bölge ile ilişkilerinde meydana gelen değişimi, analiz etmeyi amaçlamaktadır.
  • Article
    Akdeniz Anlaşmaları ve Türkiye’deki Uygulamaları
    (2021) Birlik, Gültekin K.
    İkinci Dünya Savaşı öncesinde yaşanan İspanya İç Savaşı’nda, revizyonist ve anti-revizyonist blokların birbirleriyle olan mücadelesi nedeniyle Akdeniz’de deniz haydutluğu olayları yaşanmıştır. Ağustos 1937’de Çanakkale Boğazı önünde, Sovyetler Birliği’nden İspanya’daki Cumhuriyetçilere yardım getiren iki geminin batırılmasıyla Türkiye de deniz haydutluğundan etkilenmiştir. Deniz haydutluğuna karşı, Eylül 1937’de yapılan Nyon ve Cenevre Anlaşmalarına Türkiye de katılmış, “Akdeniz Anlaşmaları” kapsamında İngiliz savaş gemilerine iki liman tahsis etmiştir. Akdeniz Anlaşmaları gereğince, bütün karasularında denizaltı, gemi ve uçakların deniz haydutluğuna karşı tedbir alması gerekirken, Türkiye sadece Çanakkale Boğazı ile Gökçeada ve Bozcaada’nın karasularında denizaltılara karşı tedbir almıştır. Türkiye’nin bu şekilde tedbir almasında deniz gücünün kapasitesi belirleyici olmakla birlikte, İtalya ile bir çatışma ortamı yaratmak istememesi de etkili olmuştur. Anlaşmalardan sonra deniz haydutluğu olayları Batı Akdeniz’de engellenemezken, Çanakkale Boğazı önünde ve Ege Denizi’nde bir daha yaşanmamıştır. Bunun nedeni, Anlaşmalarla alınan tedbirler değil, Sovyetler Birliği’nin İspanya’daki Cumhuriyetçilere yaptığı yardımı Boğazlar yerine, Fransa üzerinden göndermeye başlamış olmasındandır. Türkiye, 1938 sonunda İngiltere ile birlikte Anlaşmalardan çekilmek istemiş; ancak İngiltere Batı Akdeniz’de devam eden deniz haydutluğu nedeniyle bunu uygun görmemiştir. Çekoslovakya ve Arnavutluk işgallerinin hemen sonrasında ise, Türkiye bütün imzacı devletlerden önce davranarak, 8 Nisan 1939’da Akdeniz Anlaşmalarından çekilmiştir. Türkiye, İkinci Dünya Savaşının hemen öncesinde, “ihtiyatlı ve acele” bir politika izleyerek, Akdeniz Anlaşmalarından kaynaklanabilecek çatışma ortamlarından sakınmak istemiştir.
  • Article
    AB’nin Bireylere Karşı Aldığı Yaptırım Önlemleri
    (2024) Arsava, Ayse Fusun
    Today, in International Law, sanctions are applied not only against states, but also against real and legal persons. The article discusses the scope and limits of the sanctions measures taken by the EU against individuals in response to the Russian Federation’s attack on Ukraine, the basis of these sanctions in Union Law, and the possibility of litigation against these measures. In this context, as concrete examples, the issues of placing the family members of Prigozhin, the chairman of the Wagner group, on the sanctions list, freezing his bank accounts and using the frozen assets for the reconstruction of Ukraine are discussed. It is evaluated whether this is in compliance with EU Law.