Tekin, Kuğu

Loading...
Profile Picture
Name Variants
T.,Kuğu
Kugu, Tekin
K.,Tekin
Tekin, Kuğu
K., Tekin
T., Kuğu
Kuğu, Tekin
Kuğu Tekin
T., Kugu
Tekin,Kugu
Tekin,K.
T.,Kugu
Tekin K.
Tekin, Kugu
Job Title
Doçent Doktor
Email Address
kugu.tekin@atilim.edu.tr
Main Affiliation
Department of English Language and Literature
Status
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

2

ZERO HUNGER
ZERO HUNGER Logo

1

Research Products

4

QUALITY EDUCATION
QUALITY EDUCATION Logo

1

Research Products

5

GENDER EQUALITY
GENDER EQUALITY Logo

2

Research Products

10

REDUCED INEQUALITIES
REDUCED INEQUALITIES Logo

4

Research Products

16

PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS Logo

3

Research Products
Documents

8

Citations

1

h-index

1

Google Analytics Visitor Traffic

JournalCount
Current Page: 1 / NaN

Scopus Quartile Distribution

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 10 of 45
  • Master Thesis
    Kuzey ve Güney ve Büyük Umutlar Romanlarında Sınıf ve Cinsiyet Bağlamında 19. Yüzyıl İngiliz Toplumu
    (2024) Nalbant, İrem; Tekin, Kuğu
    Bu tez, Viktorya dönemi İngiltere'sinde var olan sınıf ve cinsiyet temelli toplumsal sorunları Marksist edebiyat eleştirisi merceğinden inceleyecektir. Kuzey ve Güney (1855) ve Büyük Umutlar (1861) romanları sanayileşmenin etkisiyle birey ile toplum arasındaki çatışmayı anlatmaktadır. Seçilen iki yazarın sorunlu toplumsal konulara bakış açıları tezde tartışılacaktır. Bu sorunlu konuların en önemlileri arasında Viktorya çağının sosyo-ekonomik ve kültürel durumu ve kadınların görece düşük konumu araştırılacaktır. Sanayileşmenin etkisiyle sınıflar arasındaki kopukluk derinleşmiş, özellikle mevcut adaletsiz toplumsal düzen nedeniyle emekçilerin ağır çalışma koşulları dayanılmaz hale gelmiştir. Bu durumların Marksist bir okumayı zorunlu kıldığı görülmektedir. Marksist ideolojiler, farklı sosyal sınıflar etkileşime girdikçe sosyal hareketliliğin insanların davranışlarını nasıl etkilediğini anlamaya çalışmaktadır. Sonuç olarak, kentsel ve kırsal alanlar arasında ortaya çıkan bireysel çatışma, Elizabeth Gaskell'in Kuzey ve Güney'i referans alınarak analiz edilecektir. Charles Dickens'ın Büyük Umutlar'ı ise burjuva toplumsal değerlerinin bireyleri nasıl etkilediği, özellikle yoksul alt sınıf bireyleri nasıl baskıladığı dikkate alınarak incelenecektir. Bu tezin Viktorya dönemi edebiyatında sınıf ve toplumsal cinsiyet temelli konulara ilişkin gelecekteki çalışmalara yeni bir katkı sağlayacağını umuyoruz.
  • Article
    Dublin and Istanbul: the Two Formative Forces in the Fiction of James Joyce and Orhan Pamuk
    (Walter de Gruyter Gmbh, 2015) Tekin, Kugu
    This comparative article explores how James Joyce and Orhan Pamuk approach and reflect upon their native cities in their works entitled Dubliners and Istanbul Memories and the City. The article puts particular emphasis on the two authors' parallel as well as different ways of representing Dublin and Istanbul. One of the most noteworthy similarities between Joyce and Pamuk is their preference for contemplating their birthplaces from outside as both authors have gone to a self-imposed exile. To a large extent, the said exile in the case of both authors is occasioned by a strong conviction that a double perspective-that of a native and that of a foreigner-is crucial for drawing an authentic picture of their cities. The article examines this double perspective as a parallactic structure. Parallax serves as a conceptual tool in understanding the two authors' manipulations of space and time in their writings. Where the two authors differ are the particular sentiments they entertain for their native cities. While a strong sense of hatred towards Dublin and Dublin life prevails in Dubliners, Pamuk's relationship with his city is defined by a deep love in Istanbul Memories and the City. And, it is these two contrasting emotional responses, namely hatred and love, that form the respective concepts of cityscape in the fiction of James Joyce and Orhan Pamuk.
  • Doctoral Thesis
    Displacement and Fluid Identities in Little Bee, Shooting Kabul and Exit West
    (2021) Rıaz, Adnan; Tekin, Kuğu
    Günümüzde yaşanan göç dalgaları, uluslararası toplumun yerli kültürlere bakış açısını yeniden şekillendirdi. Göçmen kültürü, ulus-devletlerin değerlerini, kültürlerini ve normlarını bir dereceye kadar seyrelterek onlara meydan okumaktadır. Tez, göçün keyfi bir seçim olmaktan ziyade kapitalizm ve küreselleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk olduğuna odaklanmaktadır. Başlıca suçlular olan sömürgecilik ve yeni-sömürgecilik araçları, zayıf ulusların, gelişmiş dünyanın ekonomik ve politik çıkarlarını beslemek için sömürülmesinde kullanılmaktadır. Kültürel ve ekonomik parazitler olarak görülen mültecilere sığındıkları gelişmiş ülkelerde nefretle bakılmaktadır. Little Bee Shooting Kabul ve Exit West romanları mevcut göç krizini mercek altına almaktadır. Žižek ve Agamben'in göçmenlerin doğuşu ve hak mücadelelerine ilişkin görüşlerinin de desteğiyle bu tez, konu ve kuramlar arasında bir paralellik kurmaktadır. Little Bee çok uluslu şirketlerin faaliyetlerinin kurbanı olan genç bir mülteci kızın mücadelelerini anlatmaktadır. Hikâyede genç kız her ne kadar Birleşik Krallık'a ulaştıktan sonra olumlu ilişkiler kurmaya çalışsa da yetkililer onu mülteci kimliğini kanıtlayan belgeleri göstermediği nedeniyle sınır dışı eder. Shooting Kabul Afganların, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin çekilmesinin ardından Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle savaştan zarar gören Afganistan'dan gidişlerini anlatmaktadır. Eserde göçmen kültürünün derin köklülüğü, göçmenlerin ev sahibi kültüre meydan okuma biçimleri ve göç sonrası yaşam betimlenmektedir. Exit West dini fanatikler tarafından istila edilen mültecilerin vatanının kasvetli bir resmini çizmektedir. Vatandaşlar her ne kadar Batı yaşam modelini kopyalamaya çalışsalar da ekonomik ilerleme ve barış sağlayamazlar. Ancak roman, korkunç bir savaşın ardından göçmeyip yurtta kalanlar ve göç edenlerin yeniden buluşup yakınlaşmalarıyla olumlu bir hava ile sona ermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon'u Üzerine Transhumanist ve Eleştirel Posthumanist Bir Çalışma
    (2024) Yastıbaş, Gülşah Çınar; Tekin, Kuğu
    Bu tez, yirmi birinci yüzyılın distopik bilim ve spekülatif kurgu edebiyatındaki Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon isimli eserlerini, transhümanizm ve eleştirel posthümanizm bağlamında incelemektedir. İnsanın fiziksel, bilişsel ve psikolojik sınırlarını aşmak için geliştirilen ve transhümanizmle örtüşen teknolojileri, aynı zamanda eleştirel posthümanizm ile örtüşen etik, çevresel ve sosyo-politik kaygıları inceleyerek, bu tez, seçilen eserlerde transhümanist yaklaşımın tekno-iyimser vizyonu ile böyle bir vizyonun tekno-kapitalist toplumlarda ortaya çıkan benzeri görülmemiş sonuçları arasındaki çatışmayı göstermeyi amaçlamaktadır. Seçilen eserler, teknolojinin insan deneyimlerini ve diğer varlıklarla ilişkilerini şekillendirmedeki rolünü anlamak için analiz edilmekte ve nihayetinde insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlanmaya yönelir. Bu tez, Julian Huxley, Max More, Nick Bostrom, Donna Haraway, N. Katherine Hayles ve Rosi Braidotti gibi önemli savunucuların görüşlerine dayanarak transhümanizm ve eleştirel posthümanizm teorik çerçevelerini kullanmaktadır. Bu analiz aracılığıyla tez, edebiyatın gelişmekte olan teknolojilere yönelik toplumsal bakış açılarını şekillendirme ve insanlığın geleceği üzerine eleştirel düşünmeyi tetikleme gücünü vurgulamaktadır. Transhümanizmin tekno-iyimser vizyonu ile posthümanizmin eleştirel bakış açılarını karşılaştıran bu tez, teknolojik ilerlemenin bireyler, toplum ve çevre üzerindeki daha geniş etkilerini dikkate alan dengeli bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Çalışma nihayetinde, bu edebi eserlerin insan geliştirme teknolojileriyle ilişkili kaygıları nasıl yansıttığını ve bunlara karşı nasıl uyardığını göstermeyi ve hızlı teknolojik değişim çağında insanlığın potansiyel geleceğine dair incelikli bir anlayış sunmayı amaçlamaktadır.
  • Master Thesis
    İmgesel Gerçekler: George Lamming'in In The Castle Of My Skin ve Edgar Mittleholzer'ın My Bones And My Flute Romanlarının Postkolonyal Ekopsikolojik Okuması
    (2024) Bora, Ceren; Tekin, Kuğu
    Bu tez, daha az çalışılan postkolonyal yazarların iki romanını hem ekoeleştirel hem de psikolojik bakış açılarından analiz etmeyi amaçlamaktadır. İki Karayip-İngiliz yazarın-George Lamming ve Edgar Mittelholzer- sömürge döneminde yazılmış romanlarının ekopsikolojik incelemesini içerir. Her iki roman da kültürel kimlik, kolonyal sömürü ve sömürgecilik sonrası manzaranın betimlenmesi sorunlarını irdelemektedir. Bu iki romancının postkolonyal kaygılarla birlikte ekolojik ve psikolojik sorunlarla nasıl baş ettikleri araştırılmaktadır. Eklektik/disiplinler arası teorik bir okuma yoluyla kültürel kimlik, doğa ve benliğin araştırılması ve betimlenmesi açısından iki roman arasındaki benzerlikler ve farklılıklar vurgulanmaktadır. Sonuç bölümünde de önerildiği gibi, her iki yazar Karayipler bağlamındaki sosyal zorlukların, eşitsizliklerin, çevresel sorunların ve adaletsizliklerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle kapsamlı bir okuma gerektirdiğini göstermektedir. Bu iki roman, doğal ve toplumsal dünyalardaki etkileşimle ilişkili olarak farklılıkların ve bireyselliğin ruhsal bütünlüğüne ilişkin geleneksel anlayışı yeniden inşa etme ve onunla uzlaşma girişimleridir. Bu bağlamda bu tez, her iki romanın psikolojik, ekolojik ve sömürge sonrası kimlik sorunu bağlamında disiplinler arası bir okuma ile bu konularda iki roman arasındaki benzerlik ve farklılıkları göstermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Hilary Mantel'in Every Day Is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1988) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) Eserlerinde Annelerin Engelli Çocuk Yetiştirme Deneyimi
    (2025) Semercioğlu, Pelin Duygu Aksu; Tekin, Kuğu
    Bu tez, Hilary Mantel'in Every Day is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1985) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) adlı eserlerinde engelli çocukların annelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorluklar ele alınırken, annelik deneyimleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri, ailelerde babaların rolleri, engelliliğin temsili ve romanların geçtiği zamanlardaki sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin işlevleri de tartışılacaktır. Bu tez engelli çocukların annelerinin yaşadığı zorlukların, esasen, toplumsal düzenin ataerkil yapısından kaynaklandığını ve bu düzenin büyük ölçüde engelsiz heteroseksüel erkek bireyler için tasarlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, tez annelik ve feminist engelli çalışmalarını temel almakta olup, Judith Butler'ın Performativite Kuramı ve Rosemarie Garland Thomson'ın Feminist Engellilik Kuramına referansla bir inceleme gerçekleştirmektedir. Butler'a göre toplumsal cinsiyet rolleri, tekrar eden pratikler sonucunda şekillenir ve norm olarak kabul edilir; dolayısıyla doğal değil, toplumsal olarak inşa edilmiştir. Garland Thomson ise engelliliğin fiziksel değil, toplumsal olarak inşa edildiğini öne sürer. Bu yüzden, bireyleri engelli kılan fiziksel ya da bilişsel farklılıklar değil, toplumun engelsiz bireyler için tasarlanmış yapıları olduğu savunulmaktadır. Bu çalışma, geleneksel aile yapısı içinde annelerden ideal annelik sergilemelerinin beklendiğini ve bu durumun annelerin omuzlarına ağır bir yük olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, engelli bir çocuğa annelik etmenin, aile içi dinamikler ve toplumsal yapı göz önünde bulundurulduğunda, çok daha fazla zorluk içerdiği tartışılmaktadır. Seçilen romanlar aracılığıyla, bu tezin, engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorlukların temelinde toplumsal normların yattığını ve bu normların, anneleri çocuklarının birincil bakım sağlayıcısı olarak konumlandırdığını ve, bunun yanı sıra, babaların aile içindeki yokluğu ve sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, annelerin çocuklarını yetiştirirken daha fazla zorluk yaşamasına neden olduğunu bulmayı amaçlar.
  • Article
    Kamila Shamsie’nin Home Fire Romanı: Bir Aile Trajedisinin Yeniden Yazımı
    (2021) Tekin, Kuğu
    Kamila Shamsie’nin Home Fire (2017) romanı Sophocles’in Antigone adlı trajedisinin yeniden yazımıdır. Roman, günümüzde azınlıklar kültürel uyum sağladıkları ve İngiliz olma kavramını özümsedikleri sürece hoşgörülü olduğu söylenen İngiliz toplumunda Pakistan kökenli İngiliz vatandaşı, Isma, Aneeka ve Parvaiz adlı üç kardeşin varoluş mücadelesine dayanır. Küreselleşme sürecinde, özellikle 20. yüzyılın sonlarında güneyden kuzeye hareket eden göçmenlerin sayısı hızla yükselmiştir. Bu istenmeyen hareketlilik ve 11 Eylül olaylarının ardından gelen kaos ortamı batida yaşayan Müslümanların iki farklı grup olarak sınıflandırılmasına yol açmıştır: “ılımlı Müslümanlar” olarak anılan ilk grup batı değerlerine göre yaşamakta ve böylece hakettikleri düşünülen vatandaşlık ayrıcalıklarından yararlanmaktadırlar. İkinci grup ise aşırılıkçı görüş ve davranışları nedeniyle ilgili ülkenin vatandaşlarına sunduğu haklar ve fırsatlardan yararlanması sakıncalı bulunan kişilerden oluşmaktadır. Batının güvenlik politikaları aşırılıkçı olanı yok etmeye dayandığı için aykırı bir ses duyulduğunda çatışma kaçınılmaz olmaktadır. Romanda görülüyorki aşırılıkçı görüşlere sahip olmak ya da radikal eylemlere karışmak sadece söz konusu kişinin değil bu kişinin tüm yakınlarının devlet düşmanı olarak damgalanmasına yol açmaktadır. Bu çalışma Kamila Shamsie’nin Home Fire romanını, Müslüman İngiliz vatandaşlarının yönetimce uygulanan yanlış takip ve gözetim politikaları nedeniyle yaşadıkları dram açısından incelemektedir.
  • Master Thesis
    Peter Ackroyd'un The Biography eserinde kentin grotesk, gotik ve karnavalesk temsili
    (2016) Ay, Fisun Çelik; Tekin, Kuğu
    Bu çalışmanın amacı Peter Ackroyd'un London: The Biography adlı eserinde, kent ve kent insanları arasındaki bağlantı ve şehir gerçeğinin yazında grotesk, gotik ve karnavalesk açıdan nasıl yansıtıldığını incelemektir. Peter Ackroyd'un bu eserinin incelenmesinde, kent ve kent insanlarının karşılıklı ve karmaşık etkileşimlerinin sonucunda, yazarlar için sınırsız bir kaynak olan kentin yaşayanlarıyla beraber çürümüş ve canavarlaşan bir coğrafyaya dönüştüğü öne sürülmektedir. Bu çalışmanın kuram bölümünde grotesk, gotik ve karnaval kavramları çeşitli kuramcıların düşüncelerine yer verilerek tanımlanmıştır. Ayrıca bu bölümde diğer eleştirmenlerin fikirlerinin yanı sıra, Mikhail Bakhtin'in grotesk ve karnavalesk kavramları söz konusu eseri analiz bölümünde inceleyebilmek için açıklanmıştır. İlk analiz bölümünde, eserdeki kent kimliği, Mikhail Bakhtin ve Wolfgang Kayser'in grotesk tanımlarına ve diğer yazarların şehir ve grotesk söylem hakkındaki fikirlerine dayandırılarak incelenmiştir. İkinci analiz bölümünde ise Ackroyd'un kent tasvirindeki gotik öğeler tartışılmıştır. Son analiz bölümünde ise, London: The Biography'deki karnavalesk öğeler araştırılmıştır. Sonuç bölümünde, Ackroyd'un eserinde kent ve insanların birbirine bağlı oldukları ve kent insanlarının, içinde yaşadıkları kente dönüşerek, karanlık ve canavarlaştıran barbar kent tarafından biçimlendirildikleri kanıtlanmaktadır.
  • Article
    Hanif Kureishi’nin Son Söz’ü: Kurgusal Biyografi Sanatı
    (2020) Tekin, Kuğu
    Hanif Kureishi’nin 2014’te yayımlanan romanı Son Söz bir “anahtarlı roman” örneğidir. Kureishi bu eserinde postkolonyal edebiyatın dünyaca tanınmış bir yazarını, V.S. Naipaul’u, “Mamoon Azam” takma adı ile okuyucuya sunar. Bu makale modern biyografi yazarı rolünü üstlenen Kureishi’nin, bir bireyin yaşamı ile ilgili gerçekleri kaydederken, nesnel bir tarihçiden ziyade bir sanatçı olarak konuyu ele alış biçimini inceler. Kureishi, ana karakterinin edebiyatla olan ilişkisine ve özel yaşamına yön veren olayları doğrudan nakleden yazar olmaktan özenle kaçınır. Yazarın amacı Mamoon Azam olarak kurgulanan edebiyat ustasının gerçek hayattaki karşılığı olan V.S. Naipaul’un portresine ışık tutmaktır. Bu makale özellikle Kureishi’nin biyografi yazımında kullanmayı tercih ettiği yapısal metotları ve modern biyografi yazarının karşılaşabileceği olası zorlukları inceler. Yazar, yavan, güçlükle okunan sadece bilgilendirmeye dayanan bir yaşam öyküsü yazmak yerine konusuna bir sanatçı duyarlılığı ile yaklaşır ve böylece modern biyografi yazarının zanaatkârdan sanatçıya dönüşümünü aktarır. Makalenin son bölümü ise batıda yaşayıp üreten etnik yazarların bir temsilcisi olarak Kureishi’nin iki ayrı kültür arasındaki konumunu tartışır.
  • Article
    Atlas’ın Yükü Adlı Eserinde Hileci Yazar Jeanette Winterson
    (2021) Adiguzel, Leyla; Tekin, Kuğu
    Hileci, İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung tarafından ilk kez ortaya atılan arketip kavramının önde gelen örneklerinden biridir ve genel olarak bireylerin karakterlerindeki bayağı özellikler olarak tanımlanır. Bununla birlikte çağdaş edebiyatta hileci arketipi; kurnaz, doğruyu söyleyen, hikâye anlatıcısı ve evrenin yasalarıyla oynayan bir dönüştürücü olarak tanımlanmaktadır. Hileci figür, gerçeği körü körüne kabul etmeyi reddeder; modası geçmiş zihniyetin yeri geldiğinde yıkılması gerektiği görüşünü savunur. Yıkıcı tutumuna rağmen kültürlerin tasarımına katkısından dolayı saygı duyulur. Jeanette Winterson’ın Atlas ve Herakles mitini tekrar kaleme aldığı Weight (Atlas’ın Yükü) adlı eseri, 2005 yılında farklı kültürlere ait mitleri tanınmış yazarlara yeniden yazdıran Canongate Myth Series projesi kapsamında yayınlandı. İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Winterson; titizlikle yazdığı hibrit kurgusunda, epik gelenekleri çeşitli edebi araçlar ve farklı türlerin karışımı ile yapı bozuma uğratır. Yazar, çok katmanlı eserinde gerçekte kendisini özdeşleştirdiği mitolojik kahraman Atlas üzerinden hikâyesini anlatır. Bu çalışma, eski miti yeniden kaleme alma sürecinde, kurnaz ve bilge bir dönüştürücü ve öykü anlatıcısı olarak Jeanette Winterson'ın hileci-sanatçı yönüne dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.