TR-Dizin
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14411/21
Browse
Browsing TR-Dizin by WoS Q "N/A"
Now showing 1 - 20 of 123
- Results Per Page
- Sort Options
Article 2023 Yılı Cumhurbaşkanlığı Seçimi: Recep Tayyip Erdoğan’ın Kampanya Stratejileri Üzerine Bir İnceleme(2025) Esiyok, Elif; Üner, Mehmet MithatPolitik pazarlama, siyasal seçim süreçlerinde seçmen tercihlerini şekillendirme, kamuoyu algısını yönlendirme ve seçim başarısını artırmada kritik bir rol oynamaktadır. Seçim süreçlerinde, siyasi partiler seçmen kitlesine ulaşabilmek, onların desteklerini kazanmak ve rakipleri karşısında üstünlük elde edebilmek için kapsamlı politik pazarlama stratejileri geliştirerek, uygulamaktadır. Bu çalışmada, örnek olay incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Örnek olay kapsamında, Türkiye’de gerçekleştirilen 2023 Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) uyguladığı politik pazarlama stratejileri incelenmiştir. Seçim başarısında katkı sağlayan bu stratejiler, iletişim çabaları ve rekabet üstünlüğü elde etme yaklaşımları üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışma bulguları, AK Parti’nin rekabet üstünlüğü elde etmesine vesile olan pazarlama iletişimi çabalarının on ana başlık altında incelenebileceğini göstermiştir. Bu stratejiler; seçim tarihinin belirlenmesi, stratejik zamanlama planının oluşturulması, sosyal medyanın etkin kullanımı, veri odaklı mikro hedefleme stratejisinin kullanılması, seçmen psikolojisini etkileyen duygusal katarsis, hikâye anlatımı kullanımı, tekno-milliyetçilik vurgusu, toplumsal bütünleşmeyi sağlayan ortak kültür vurgusu, farklı etnik ve dil gruplarına ulaşabilmek adına farklı dillerde mesajların iletilmesi ve pazarlama iletişimi tekniklerinin etkin kullanılması gibi yenilikçi yaklaşımları içermektedir. Kampanya sürecinde geliştirilen stratejiler ile farklı seçmen grupları ile etkili iletişim kurulmuş ve güçlü bir seçmen sadakati pekiştirilmiştir. Çalışma bulguları, politik pazarlamanın seçim süreçlerindeki belirleyici rolünü vurgularken, modern seçim kampanyalarının nasıl şekillendiğine dair önemli bulgular sunmaktadır. Pazarlama iletişimi ve politika arasındaki etkileşimi daha iyi anlamaya yönelik katkı sağlayan bu analiz, gelecekteki seçim kampanyalarına ışık tutabilecek niteliktedir.Article 868 MHz Frekansında Açık Alan Ortamlarında Kısa Menzilli IoT Uygulamaları için XBee P2P Bağlantılarının Yayılım Çalışması(2025) Dalveren, Yaser; Cerci, EmreBu çalışma, dış ortamlarda 868 MHz'de çalışan XBee modüllerini kullanan kısa menzilli noktadan noktaya (P2P) kablosuz iletişim için bir ön yayılma analizi sunmaktadır. Kısa menzilli Nesnelerin İnterneti (IoT) uygulamaları bağlamında XBee P2P bağlantılarının doğrudan planlanmasını ve dağıtımını kolaylaştırmak için kentsel, banliyö ve kırsal ortamlarda görüş hattı (LOS) koşulları altında ampirik ölçümler yapılmıştır. Serbest Uzay Yol Kaybı (FSPL), İki Işınlı Zemin Yansıması, Log-mesafe, Hata-Okumura ve Cost231-Hata dahil olmak üzere beş iyi bilinen ampirik yol kaybı modelinin performansı, Alınan Sinyal Gücü Göstergesi (RSSI) verilerine dayanarak değerlendirilmiştir. Bulgular, FSPL modelinin kırsal alanlarda en yüksek doğruluk seviyesini gösterirken, Log-distance modelinin kentsel ve banliyö bağlamlarında daha iyi performans sergilediğini göstermektedir. Buna karşılık, Two-Ray ve Cost231-Hata modelleri tüm ortamlarda ölçülen verilerle nispeten sınırlı derecede uyum göstermektedir. Bu bulguların, dış mekan IoT ortamlarında enerji tasarruflu ve uygun maliyetli XBee tabanlı P2P ağlarının basit bir şekilde konuşlandırılması için değerli bilgiler sunması beklenmektedir.Article AB Hukukunda Temel Hakların Geçerlilik Dayanağı(2025) Arsava, Ayse FusunAB Temel Haklar Şartı’nın Lizbon anlaşmasının bir parçası olarak yürürlüğe girmesinden itibaren AB’de temel hak koruması pozitif hukuk teşkil eden AB Temel Haklar Şartı’na istinat etmektedir. Ancak ABAD içtihatları temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği tartışmasının henüz tam olarak sonlanmadığını ortaya koymaktadır. ABAD kararlarında AB Temel Haklar Şartı’nın yürürlüğe girmesi ile beraber temel hak koruması her ne kadar ilk sırada AB Temel Haklar Şartı’na istinat ettiriliyorsa da, kimi ABAD kararlarında halâ subsidier nitelikli (ikame edilebilir) genel hukuk prensibine istinat edildiği görülmektedir. Makalede öncelikle temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği ve AB Temel Haklar Şartı’nda pozitif hukukta temini ele alınmakta, ardından AB Hukukunda temel hak teminatında genel hukuk prensipleri yanı sıra AB Temel Haklar Şartı’nın geçerlilik dayanağı teşkil etmesi tartışmasının Divan içtihadına yaptığı etkiye ışık tutulmaktadır,Article Açık Sigortacılık ve Ab Hukukundaki Gelişmeler Işığında Türk Mevzuatı Açısından Bir Değerlendirme(2025) Hızır, SerdarAçık sigortacılık, dijitalleşmenin ve veri paylaşımının giderek önem kazandığı sigortacılık sektöründe, müşteri verilerinin üçüncü taraflarla güvenli ve şeffaf şekilde paylaşılmasına dayalı yeni nesil bir iş modelidir. Bu model, uygulama programlama arayüzleri (API’lar) sayesinde farklı taraflar arasında veri alışverişini mümkün kılarak, kişiselleştirilmiş sigorta ürünlerinin geliştirilmesine ve sektörde rekabetin artmasına katkı sağlamaktadır. Ancak modelin uygulanması, özellikle kişisel verilerin korunması, veri güvenliği, sözleşmesel sorumluluk ve denetim mekanizmaları açısından önemli hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada, öncelikle açık sigortacılığın tanımı, yapısal unsurları, paydaşlara sağladığı faydalar ve taşıdığı riskler ele alınmaktadır. Ek olarak, modelin açık bankacılık ile ilişkisine ve benzerlik ve farklı yönlerine de değinilmektedir. Ayrıca konuya ilişkin olarak Avrupa Birliği hukukundaki düzenlemelerdeki gelişmeler ve açık sigortacılığın Türkiye’de yürürlükte olan mevzuata uygunluğu incelenmektedir. Sonuç olarak çalışmada, açık sigortacılık modelinin Türk hukuk sistemine dâhil edilebilmesi için yasal reformlara ihtiyaç olduğuna dikkat çekilmektedir.Article Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği’nin Türkçe Geçerlik ve Güvenirliğinin İncelenmesi: Metodolojik Çalışmalar(2024) Akçıl, Mehtap; Onbaşı, Zeki ÇağınAmaç: Bu çalışma, orijinal dili İngilizce olan Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği’nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini değerlendi rerek, Türkçe diline uyarlanması amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem ler: Çalışmaya 392 üniversite öğrencisi katılmıştır. Ölçek, sağlık ve beslenme alanında iyi seviyede İngilizce bilen 2 uzman diyetisyen ve 1 mü tercim tercüman tarafından çevir-geri çevir tekniği ile Türkçeye çevrilmiş ve daha sonra 10 kişilik küçük bir gruba uygulanarak ön çalışması yapıl mıştır. Beş alt boyuttan oluşan bu ölçek toplamda 43 madde içermektedir. Bulgular: Çalışmaya katılan bireylerin %82,1’i kadın, %17,9’u ise erkek tir. Tüm bireylerin yaş ortalaması 20,6±1,50 yıl olarak saptanmıştır. Bart lett küresellik testi sonucuna göre maddeler arasında faktör analizi yapılabilecek yeterli düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır (χ2=2461,2; p<0,0001). Açıklayıcı faktör analizi ile Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği’nin, orijinal ölçekte belirtildiği şekilde 5 faktör (boyut) altında top landığı belirlenmiştir. İkili doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre Ağır lık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği’nin Türkçeye uyarlanmasında geçerlik koşulunu sağladığını ve ölçeğin uygulanabilir olduğu görülmüştür. Ölçeğin, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı (α=0,75) orta düzeyde bulun muştur. Test-tekrar test verilerinden elde edilen sınıf içi korelasyon katsa yısı sonuçları da Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği’nin orta düzeyde güvenilir olduğunu göstermektedir. Sonuç: Bu çalışma sonucunda Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği’nin bireylerin ağrılık yönetimi beslenme bilgisi düzeyini ölçmede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu sap tanmıştır.Article Akademik Amaçlı İngilizce II Dersinin CIPP Modeliyle Değerlendirilmesi(2020) Yastıbaş, Ahmet; Kavgacı, TuğçenurCIPP, eğitim çalışmalarında herhangi bir eğitim programını değerlendirmek için kullanılan yaygın bir program değerlendirme modelidir. Bu çalışma, bir Türk vakıf üniversitesinde verilen akademik amaçlı İngilizce II dersinin programını değerlendirmeyi amaçlar. Bu nedenle, betimsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. 23 İngilizce öğretim görevlisi çalışmaya katılmıştır. Veriler, öğretmen temelli CIPP program değerlendirme ölçeğinin adapte edilmiş versiyonu ile toplanmıştır. Veriler, betimsel istatistikle analiz edilmiştir. Bu çalışmanın bulguları göstermiştir ki katılımcıların, genellikle programın bağlam, girdi, süreç ve ürün boyutlarıyla ilgili olarak genellikle olumlu düşünceleri vardır; fakat her bir boyutta birkaç geliştirilmesi gereken nokta mevcuttur: süreç boyutunda programın sınıfların fiziksel koşullarına ve öğrencilerin İngilizce artalan bilgilerine uygun olması; girdi boyutunda ders kitabı ve önerilen materyaller; süreç boyutunda teorik bilgileri çalışmak ve aktiviteleri yapmak için ayrılan zaman ile ilginç ve motive etmeyen aktiviteler; ürün sürecinde öğrencilerin bireysel ihtiyaçları ve İngilizceyi akademik amaçlarla çalışmayı teşvik etmeme.Article Alzheimer hastalığında Kallikrein-6, 7 ve potasyum kanal proteinlerinin olası rolü(2021) Bulduk, Erkut; Yıldırım, Filiz; Yıldırım, ZuhalAmaç: Alzheimer hastalığının (AH) oluşum mekanizması kesin olarak bilinmemekle birlikte AH’dan sorumlu başlıca iki protein, senile plakların yapısındaki beta amiloid ve nörofibriler yumakların yapısındaki tau proteinidir. Hastalığa yol açan en önemli etmenlerden biri çözünür olmayan amiloid çökeltilerin oluşumu, diğeri ise artmış tau fosforillenmesidir. Kallikreinler, nöronal hasar ve işlev kaybı ile belirgin AH’nın etiyolojisinde rol oynayan, serin proteazların bir alt familyasıdır. Kallikrein (KLK)-6 ve KLK-7’nin merkezi sinir sisteminde (MSS) yüksek seviyelerde bulunan yaşa bağlı proteaz olduğu bilinmektedir. Daha once AH’ı gibi nörodejeneratif hastalıklarda yer alan hücre dışı proteinlerin proteolizine karıştığı gösterilmiştir. Bu çalışmada KLK-6 ve KLK-7’nin AH patogenezindeki olası rolünü ve potasyum kanal proteinleri arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Polatlı Duatepe Devlet Hastanesinde takip edilen yaşları 65’in üzerinde olan 35 AH ve rutin tarama amacıyla nöroloji polikliniğine başvuran kognitif durumu normal olarak değerlendirilen 35 sağlıklı birey (control grubu) dahil edildi. 12 saat açlığı takiben antekübital venden alınan kan örnekleri 4°C’de 2500xg’de 10 dakika santrifüj edilerek, serum örneklerinde KLK-6 ve KLK-7 ile içeri doğru düzeltici potasyum kanalı (KCNJ3) ve iki gözenekli potasyum kanalı (KCNK9) protein düzeyleri enzim-bağımlı immunosorbent assay (ELISA) ile ölçüldü. Gruplar arasındaki fark T-test ile incelendi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından bir fark saptanmadı (p>0.05). Alzheimer grubu control grubu ile karşılaştırıldığında serum KLK-6 ve KLK-7 düzeyleri anlamlı olarak artarken (p<0.05), KCNJ3 ve KCNK9 protein düzeylerinde bir fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Beyinde anormal protein katlanmasının ve birikmesinin önüne geçilememesinin AH’ye yol açtığı düşünülmektedir. Bu araştırmanın bulgularına göre KLK- 6 ve KLK-7 düzeyleri ile AH’nın patolojisi arasında bir ilişki saptandı.Article Analyzing the Performance of Convolutional Neural Networks and Transformer Models in Automated Bone Fracture Detection(Muş Alparslan Üniversitesi, 2024) Bingol, Ece; Demirel, Semih; Demirel, Semih; Urfalı, Ataberk; Urfalı, Ataberk; Bozkır, Ömer Faruk; Karatas, Hakanİnsan varlığı için hayati önem taşıyan iskelet ve kas sisteminin en önemli bileşeni kemiklerdir. Bir kemiğin kırılması belirli bir darbeden veya şiddetli bir geriye doğru hareketten kaynaklanabilir. Bu çalışmada, kemik kırığı tespiti, evrişimli sinir ağı (ESA) tabanlı modeller olan Faster R-CNN ve RetinaNet, ayrıca bir transformer tabanlı model olan DETR (Detection Transformer) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Her model için farklı omurga ağları kullanılarak detaylı bir inceleme yapılmıştır. Bu çalışmanın birincil katkıları, CNN ve transformatör tasarımları arasındaki performans farklılıklarının yöntemsel bir değerlendirmesidir. 5145 görüntüden oluşan açık kaynaklı bir veri setinde eğitilen modeller, 750 test görüntüsünde test edilmiştir. Sonuçlara göre, RetinaNet/ResNet101 modeli diğer modellere göre daha üstün performans sergileyerek 0.901 mAP50 oranına ulaşmıştır. Elde edilen sonuçlar, eğitilen modellerin bilgisayar destekli tanı (BDT) sistemlerinde kullanılabilecek vaat edici sonuçlar sunmaktadır.Article ANONİM ŞİRKETLERDE BORÇLANMA YASAĞINA AYKIRILIK TEŞKİL EDEN FİİLLERİN CEZAÎ SONUÇLARI*(2014) Hızır, Serdar; Merki, DuyguAnonim şirketlerde borçlanma yasağı (TTK m. 358, 395/2), 6102 sayılı(yeni) Türk Ticaret Kanununun öngördüğü önemli yeniliklerden biridir.Yasağa ilişkin düzenlemeleri ihlâl eden fiiller için TTK m. 562de özel bircezaî yaptırım hükme bağlanmıştır. Fakat bu düzenlemeleri doğrudan ihlâletmemesine rağmen hukuka aykırı olarak değerlendirilebilecek borçlanmaişlemlerinin de güveni kötüye kullanma suçuna (TCK m. 155) nedenolabileceği, Kanun koyucu tarafından açıkça ifade edilmiştir. İşte buçalışmada, TTK m. 562de öngörülen cezai yaptırım ile güveni kötüyekullanma suçu, anonim şirkete borçlanma yasağına aykırılık teşkil edenfiiller çerçevesinde ve çeşitli açılardan ele alınacaktır.Research Project Anyon Değişim Membranlı (AEM) Yakıt Pilleri için Radyasyon Başlatmalı Aşılama ile Sentez ve Elektrodokuma Yöntemleriyle Özgün Membran Yapılarının Geliştirilmesi(2022) Kaplan, Begüm Yarar; Gürsel, Selmiye Alkan; Yürüm, Alp; Güler, Enver; Kırlıoğlu, Ahmet Can; Mojarrad, Naeımeh Rajabalızadeh; Charkhesht, VahıdFosil yakıtlı motorlara alternatif olarak yakıt hücrelerinin geliştirilmesi ve ticarileştirilmesi, küresel iklim değişikliği krizi nedeniyle büyük önem öneme sahiptir ve aciliyet içindedir. Proton değişim membranlı (PEM) yakıt pilleri, Nafion® membranlarının geliştirilmesindeki atılımla büyük bir teknolojik sıçrama yapmıştır ancak yüksek katalizör ve membran maliyetleri, PEM yakıt pilleri teknolojilerinin yönündeki en büyük engellerdir. Anyon değişim membranlı (AEM) yakıt pillerinde Pt grubu katalizörlerin kullanımı gerekmediği için maliyet sorunun önüne geçebileceği düşünülmektedir. Ancak bu teknolojide de, yüksek anyon iletkenliği ve iyon değiştirme kapasitesine sahip, ucuz, dayanıklı bir anyon değişim membranı geliştirmek oldukça önemlidir. Radyasyona başlatmalı aşılanmış polimerlere sahip membranlar, genellikle iyi iyon değişim kapasitesi ve iletkenlik sağlayabilir fakat düşük mekanik sağlamlık yan etkisine sahiptir. Bu nedenle, iyonik iletkenlik makul seviyede tutularak mekanik özelliklerin ayarlanabilmesi için dual elektrodokuma tekniğini kullanılmıştır. İnert poli(vinilidenflorür) (PVDF) tozları ve çeşitli oranlarda vinil benzil klorür (VBC) ile radyasyonla başlatılıp aşılanmış PVDF-g-VBC kullanılarak dual elektrodokuma tekniği ile dual fiber esaslı matlar hazırlanmıştır. Dual fiber esaslı bu matlar sırasıyla sıcak presleme, aminleme ve iyon değişimi yapılarak anyon değişim membranları hazırlanmıştır. Daha sonra, bu hazırlanmış dual-fiber esaslı membranlarının aşılanma seviyeleri, mekanik özellikleri, iyonik değişim kapasitesi, iyonik iletkenliği ve morfolojik özellikleri optimize edilmiş ve incelenmiştir. Hazırlanan bu yeni nesil membranlar, yüksek iyon değişim kapasitesi (2.5-7.55 mmol/g), yüksek mekanik mukavemet ve yüksek uzama göstermiştir (299-761 MPa ve %10-40 kopma uzaması). Son olarak, anyon değiştirici membranlardan hazırlanan MEA'ların düzlemsel taramalı voltametri (LSV) ve yakıt pili performans test sonuçları da sunulmuştur. Bu projeden elde edilen sonuçlar, yeni nesil anyon değişim membranlarının özelliklerinin belirlenmesi açısından umut vadedicidir.Article Association of Cognitive Status, Anxiety and Depression With Hearing Loss in the Elderly(2024) Gülmez, Mehmet İhsan; Aydın, CansetObjective: Hearing loss is an important problem that is common among older people. Dementia can be defined as a group of disorders that adversely affect memory, thinking function and the ability to perform daily activities. Hearing loss leads to poor quality of life due to loneliness, social isolation, anxiety and susceptibility to depression. Hearing aids are the primary tool used in the management of hearing loss. In this study, we aimed to compare participants with and without hearing loss in terms of cognitive status, depression and anxiety, and to assess the effect of hearing aid use on this process. Method: Between June 2023 and June 2024, 608 patients over the age of 50 who registered at the psychiatric outpatient clinic of Hatay Training and Research Hospital were included in the study. Participants were enrolled if they presented to the Psychiatry outpatient clinic during the selected time interval, were over 50 years of age and agreed to participate in the study. Participants' demographic information, educational status, social information, hearing aid use, minimental score, Beck anxiety score, and geriatric depression score were recorded. Results: When comparing patients with and without hearing loss, statistically significant differences were observed on the Minimental Test, Beck Anxiety Score and Geriatric Depression Score. Conclusion: In this study, a statistically significant relationship was found between hearing loss and cognitive status, depression and anxiety, and it was suggested that the use of hearing aids may be beneficial in terms of preventing the development or slowing the progression of these pathologies.Article Avrupa Birliği Tıbbi Cihaz Yönetmeliği Kapsamında Yetkilendirilen Onaylanmış Kuruluşların İzlenmesi için Yeni Bir Yöntem(2024) Bayrak, TuncayUygunluk değerlendirmesi gerçekleştiren onaylanmış kuruluşlar, hasta sağlığının korunmasında ve piyasadaki güvenli ürünlere erişimin sağlanmasında çok önemli bir rol oynamaktadır. AB 2017/745 Tıbbi Cihaz Yönetmeliği (MDR), onaylanmış kuruluşlar için daha katı kurallar ve sorumluluklar getirmektedir. Onaylanmış kuruluşların izlenmesinden de sorumlu olan atama otoriteleri için herhangi bir rehber doküman veya yazılı prosedür yoktur. Bu çalışmada, ilk kez, onaylanmış kuruluşların etkin bir şekilde izlenmesi için dijital bir sistemle desteklenen bir metodoloji önerilmiştir. MDR gerekliliklerine ve ilgili rehber dokümanlara dayalı bir ihtiyaç analizi gerçekleştirilmiş ve tıbbi cihaz onaylanmış kuruluşlarının izlenmesi için altı bileşenli bir teknik ortaya koyulmuştur. Ardından, her bir bileşenin alt kriterleri belirlenmiş ve onaylanmış kuruluşların izlenmesine yönelik ana süreçler için iş aktivite diyagramları oluşturulmuştur. Şu anda MDR kapsamında kırk dokuz onaylanmış kuruluş bulunmaktadır. İzleme yaklaşımımız, teknik dokümantasyon değerlendirmesinin gözden geçirilmesi, personel yetkilendirmesi ve sertifikalı ürünün piyasada gözetimi gibi onaylanmış kuruluş ile ilgili tüm faaliyetleri kapsayan altı adımdan oluşmaktadır. Önerilen sistem MDR gereklilikleriyle uyumludur ve onaylanmış kuruluşların tüm kritik performans göstergelerini ele alır. Onaylanmış kuruluşlar için yeni MDR gereklilikleri, atama otoriterleri için de gelişmiş bir izleme sistemi gerektirmektedir. Bu çalışma onaylanmış kuruluşların izlenmesi için kritik noktalara odaklanmıştır. Üye devletler, MDR gerekliliklerine uygun etkin bir izleme sistemine sahip olmak için önerilen metodolojiyi ve faaliyet diyagramlarını uygulamalıdır. Benzer bir sistem diğer uygunluk değerlendirme kuruluşlarının izlenmesi için de kullanılabilir.Article Baş Önde Postürü Olan Genç Yetişkinlerde Baş Postürü Yürüyüş Parametrelerini ve Simetrisini Değiştirir Mi? Kesitsel Bir Çalışma(2025) Begen, Sena Nur; Karahan, Zehra; Uluğ, Naime; Yılmaz, SevalAmaç: Baş önde postür (BÖP) bozukluğu yaygın bir postüral problemdir. Bununla birlikte, yürüyüş kinematiği üzerindeki etkisi belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerde baş postürünün yürüyüşün spatio-temporal parametreleri ve asimetrisine etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Genç erişkinlerde gerçekleştirilen bu kesitsel çalışmada katılımcılar kraniovertebral açı (KVA) değerine göre BÖP ve normal postür olmak üzere iki gruba ayrıldı. Katılımcıların KVA, kranial rotasyon açısı ve kraniohorizontal açıları lateralden çekilen fotoğraflar ile değerlendirildi ve MB-Ruler yazılımı ile analiz edildi. Katılımcıların demografik bilgileri (cinsiyet, yaş, boy, kilo) kaydedildi ve yürüyüş spatiotemporal parametreleri—ilk temas, destek, sallanma fazları, adım döngüsü, dinamik basınç ve yürüyüş simetri skorları—FreeMED force platformu (Sensor Medica, İtalya) kullanılarak ölçüldü. Yürüyüş simetrisi simetri indeksi kullanılarak hesaplandı. Bulgular: Çalışmaya ortalama yaşları 23 yıl (22-23 ÇAA) olan 66 katılımcı (41 kadın ve 25 erkek) dahil edildi. Sol adım döngüsü uzunluğu ile kranial rotasyon açısı arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki bulundu (r=0,316, p=0,024). Ancak, gruplar arasında diğer yürüyüş kinematik parametrelerinde anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Ayrıca, CVA ile yürüyüş spatio-temporal parametreleri veya yürüyüş simetrisi arasında anlamlı bir korelasyon bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Baş önde postürün genç yetişkinlerde kinematik spatio-temporal yürüyüş parametrelerini ve yürüyüş simetrisini önemli ölçüde değiştirmediğini göstermektedir. Daha hassas ölçümler sağlayabilecek üç boyutlu postür ve yürüme analizi yöntemleri ile planlanan çalışmalara ihtiyaç vardır.Article Bir Yüksek Hızlı Trenin Aktif Süspansiyonu için Modelleme ve LQR Geribildirim Kontrolü(2025) Karahan, MehmetYüksek hızlı demiryolu araçlarında sürüş konforu ve yolculuğun kalitesi önemlidir. Tren hareket halindeyken rayların neden olduğu çeşitli titreşimlerle karşılaşır. Bu titreşimlerin uzun süreli yaşanması yolcularda sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca trenin titreşimler nedeniyle dayanıklılığı azalır, performansı düşer ve bakım maliyetleri artar. Trenin iyi kullanılabilmesi için rijit bir süspansiyon sistemine ihtiyaç vardır. Geleneksel bir süspansiyon olan pasif süspansiyon, trenin sürüş kalitesi ile yolcu konforu arasında bir denge kurar. Ancak pasif süspansiyon sabit bir süspansiyon sistemidir ve süspansiyon sertliğini değişen koşullara göre ayarlayamaz. Aktif süspansiyon ise süspansiyon sertliğini değişen koşullara göre ayarlayabilir. Bu araştırmada tren gövdesini kontrol etmek için Doğrusal Karesel Düzenleyici tarafından kontrol edilen aktif bir süspansiyon tasarlanmıştır. Böylece titreşimler en aza indirilmiş ve yolcu konforu arttırılmıştır. Pasif ve aktif süspansiyonları karşılaştırmak için çeşitli simülasyonlar yapılmış ve aktif süspansiyonun üstünlüğü kanıtlanmıştır.Article Borçlanmaya Dayalı Kitle Fonlamasının Finansman Hukuku ve Mali Hukuk Açısından Değerlendirilmesi(2024) Müftüoğlu, ZeynepKitle fonlaması, temeli çok eskilere dayanan bir girişim-yatırım sistemi olup özellikle son yıllarda çeşitleri ve uygulama alanı gittikçe artmaktadır. Ülkemizde uygulamanın yasal alt yapısı 2017 yılında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda kurulmuştur. Kitle fonlamasının, paya, borçlanmaya, bağışa ve ödüle dayalı olmak üzere farklı türleri bulunmaktadır. Sermaye Piyasası Kanunu’nda paya ve borca dayalı kitle fonlaması düzenlenmektedir. Ülkemizde paya dayalı kitle fonlamasının birçok verimli uygulaması bulunmakla birlikte borca dayalı kitle fonlamasının uygulama alanı bulunmamaktadır. Çalışmada, borçlanmaya dayalı kitle fonlaması yöntemi ele alınmakta; bu yöntem finansman hukuku ve mali hukuk perspektifinden disiplinlerarası bakış açısı ile incelenmektedir. Bu amaçla çalışmada karşılaştırmalı yöntem benimsenmekte, borçlanmaya dayalı kitle fonlamasının ülkemizdeki diğer yatırım araçları karşısında durumu analiz edilmektedir. Söz konusu analizin ardından borçlanmaya dayalı kitle fonlaması yönteminin tabi olduğu vergi rejimi saptanmaktadır. Yapılan analiz ve saptama sonucunda görülmektedir ki borçlanmaya dayalı kitle fonlaması ülkemiz ekonomik ortamında diğer sermaye piyasası araçları karşısında girişimci ve yatırımcıya avantajlı bir ortam sunabilmek konusunda etkin olamamaktadır. Bu yöntemi cazip kılmak için herhangi özel bir vergi düzenlemesi de bulunmamaktadır. Elde edilen bulgulardan yola çıkarak çalışmada, borçlanmaya dayalı kitle fonlamasının daha etkin bir araç haline gelebilmesi için vergi kolaylıkları getirilmesi yönünde önerilere yer verilmiştir.Article Bosentan Reduces Myocardial Ischemia-Reperfusion Injury in Rats(2025) Küçük, Ayşegül; Dursun, Alı Dogan; Arslan, Mustafa; Özer, Abdullah; Demirtas, Huseyin; Gulcan, Mehmet Burak; Yığman, ZeynepObjectives: This study aimed to investigate the cardioprotective effects of bosentan, an endothelin receptor antagonist, against myocardial ischemia-reperfusion injury (MIRI) in rats. Materials and Methods: Twenty-four adult Wistar-Albino rats were randomly divided into four groups: control, bosentan only, myocardial ischemia-reperfusion (MIR), and MIR-bosentan (MIR-B). Ischemia was induced by ligation of the left anterior descending coronary artery for 30 minutes, followed by 90 minutes of reperfusion. Bosentan was administered intraperitoneally at 30 mg/kg during ischemia in the MIR-B group. Histopathological evaluation assessed neutrophil infiltration, cardiomyocyte damage, tissue edema, and hemorrhage, while biochemical analyses measured total oxidant status (TOS), total antioxidant status (TAS), oxidative stress index (OSI), and paraoxonase-1 (PON-1) activity in myocardial tissue. Results: The MIR group showed significantly increased histopathological injury scores, including neutrophil infiltration, cardiomyocyte damage, edema, and hemorrhage, compared to control and bosentan-only groups (p<0.001). Bosentan treatment significantly reduced these injury scores in the MIR-B group compared to the MIR group (p<0.05). Biochemically, the MIR group exhibited elevated TOS and OSI levels and reduced TAS and PON-1 activity, indicating oxidative stress. Bosentan administration significantly improved these parameters by lowering TOS and OSI levels, and by increasing TAS and PON-1 activity compared to the MIR group (p<0.05). Conclusion: In conclusion, bosentan demonstrated significant protective effects against MIRI by attenuating histological damage and oxidative stress in rat myocardium. These findings suggest that endothelin receptor antagonism with bosentan may offer a promising therapeutic approach to reduce myocardial injury following ischemia-reperfusion events such as those occurring during coronary artery bypass grafting. Further studies are needed to explore its clinical potential.Article Bütçe Kanunu Üzerinde Etkin Bir Anayasaya Uygunluk Denetimi İçin Öneriler(2024) Müftüoğlu, ZeynepBütçe, bir ülkede yıl boyunca gerçekleştirilecek olan kamu harcamalarının ve toplanacak olan kamu gelirlerinin tahminlerinin yer aldığı belgedir. Bütçe hakkı, halkın kamu gelirleri ile kamu giderleri üzerinde söz sahibi olması ve bunları denetleyebilmesidir. Halk, kendine ait olan bütçe hakkını, seçimler aracılığı ile seçtiği temsilcilerin yer aldığı parlamentolar aracılığı ile kullanır. Bütçe hakkının gereği gibi sağlanmasının koşullarından biri de parlamentoların kullandığı bütçe yetkisinin etkin şekilde denetlenmesidir. Yasama organının işlemlerinin denetlenmesinde en önemli unsurlardan biri yargısal denetimdir. Ülkemizde kanunların anayasaya uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilen anayasa yargısı, parlamentonun anayasanın üstünlüğü ilkesine uygun şekilde hareket etmesinde önemli rol oynamaktadır. Çalışmada, Anayasa Mahkemesi’nin yürütmekte olduğu anayasaya uygunluk denetimi, bütçe kanunu üzerinden incelenmektedir. İlk bölümde bütçe ve bütçe hakkı kavramları açıklanmakta; bütçe kanunu üzerinde uygulanan anayasaya uygunluk denetiminin önemi ve genel esasları ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde Anayasa Mahkemesi’nin kanunlar üzerinde gerçekleştirdiği anayasaya uygunluk denetiminde aksayan yönlerin bütçe kanunu ile ilgili olan hususlarına işaret edilmekte ve çözüm önerileri geliştirilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise çalışma ile amaçlanmış olan bütçe kanununun kendine has özellikleri nedeni anayasaya uygunluk denetiminde yaşanan özel sorunlar saptanmakta ve bunlara çözüm üretilmektedir.Article Classification of Resilience of Turkish Health System to Extraordinary Health Crises at Provincial Level(2025) Bulut, TevfikThis study aimed to classify the provincial-level resilience of the Turkish health system using K-Means and Partitioning Around Medoids (PAM) clustering methods, utilizing data from the Ministry of Health's 2022 Health Statistics Yearbook. Prior to clustering analysis, the 15 variables used to assess health system resilience were reduced to 9 through Principal Component Analysis (PCA). Clustering analyses were subsequently performed on these remaining variables using the PAM and K-Means methods. The health systems of 81 provinces were classified into 3 distinct clusters based on their resilience. The PAM method was found to yield more optimal results compared to the K-Means method. According to the PAM method, provinces assigned to Cluster 3 demonstrated superior health system resilience compared to those in the other clusters. Based on the average values of the variables, the clusters were ranked in descending order of resilience: Cluster 3, Cluster 2, and Cluster 1. Significant disparities were observed both between and within clusters, primarily attributed to the uneven distribution of resources relative to population. Therefore, it is recommended that health system capacity be strengthened, using the highest-performing cluster as a benchmark. This approach can facilitate the construction of a more resilient and equitable provincial health system regarding service delivery supply, ultimately contributing to the establishment of a stronger national health system built upon strengthened provincial foundations.Article Çoklu Gebeliklerde Poisson Modelleri ile Canlı Doğan Bebek Sayısını Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi(2017) Erkan, Gizem; Evkaya, Ozan; Türkan, SemraAmaç: Günümüzde yardımcı üreme tekniklerinin giderek yaygınlaşması ile çoğul gebeliklere daha sık rastlanmaya başlanmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, ailede daha önceden ikiz gebelik olması, ileri anne yaşı, toplumsal özellikler ve canlı doğan bebek sayısı gibi faktörlerin çoklu gebelik görülme olasılığını artırdığı gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın esas amacı çoğul gebelikleri etkileyen istatistiksel olarak anlamlı faktörleri sayım modelleri kullanarak belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada 2015 yılında Ankara ilinde çoklu gebelik tanısı konmuş gebelerin doğum sonuçlarına göre canlı doğan bebek sayısı dikkate alınmıştır. Bu amaçla, annenin yaşı, kaçıncı gebeliği olduğu, doğum yöntemi, kan grubu ve önceki doğum durumu gibi faktörlerin etkileri istatistiksel olarak sayım modelleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Az yayılım problemi nedeniyle Quasi Poisson ve Conway-Maxwell-Poisson (COM) regresyon modelleri kullanılmış ve bu modeller veri seti kullanılarak birbiriyle karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda, COM Poisson regresyon modelinin diğer sayım regresyon modellerine göre üstünlüğü gerçek veri seti kullanılarak gösterilmiştir. COM-Poisson sonuçlarına göre kaçıncı gebeliği olduğu, ve doğum yöntemi (özellikle sezeryan) canlı doğan bebek sayısı üzerinde %99 güven düzeyinde ve hamilenin kan grubu %95 güven düzeyinde etkilidir. Ancak sezeryan ile doğum canlı doğan bebek sayısını negative olatak etkilemektedir. Sonuç: COM Poisson yardımıyla az-yayılım probleminin çözülmesiyle birlikte, kaçıncı gebeliği olduğu ve doğum yönteminin canlı doğan bebek sayısının en iyi tahmin edicileri olduğu görülmüştür. Buna ek olarak, kan grubunun istatistiksel olarak daha düşük anlamlılık düzeyinde, bir diğer açıklayıcı değişken olduğu tespit edilmiştir.Article Citation - Scopus: 21Comparative Analysis of Programming Languages Utilized in Artificial Intelligence Applications: Features, Performance, and Suitability(Prof.Dr. İskender AKKURT, 2024) Sezen, Arda; Türkmen, Güzin; Şengül, GökhanThis study presents a detailed comparative analysis of the foremost programming languages employed in Artificial Intelligence (AI) applications: Python, R, Java, and Julia. These languages are analysed for their performance, features, ease of use, scalability, library support, and their applicability to various AI tasks such as machine learning, data analysis, and scientific computing. Each language is evaluated based on syntax and readability, execution speed, library ecosystem, and integration with external tools. The analysis incorporates a use case of code writing for a linear regression task. The aim of this research is to guide AI practitioners, researchers, and developers in choosing the most appropriate programming language for their specific needs, optimizing both the development process and the performance of AI applications. The findings also highlight the ongoing evolution and community support for these languages, influencing long-term sustainability and adaptability in the rapidly advancing field of AI. This comparative assessment contributes to a deeper understanding of how programming languages can enhance or constrain the development and implementation of AI technologies.


