Ünal, Hasan
Loading...

Profile URL
Name Variants
H.,Unal
Hasan, Ünal
Ünal,H.
Unal,H.
U.,Hasan
H.,Ünal
Ünal, Hasan
Ü.,Hasan
U., Hasan
H., Unal
Hasan, Unal
Unal, Hasan
Hasan, Ünal
Ünal,H.
Unal,H.
U.,Hasan
H.,Ünal
Ünal, Hasan
Ü.,Hasan
U., Hasan
H., Unal
Hasan, Unal
Unal, Hasan
Job Title
Profesör Doktor
Email Address
hasan.unal@atilim.edu.tr
Main Affiliation
International Relations
Status
Former Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
1NO POVERTY
0
Research Products
2ZERO HUNGER
0
Research Products
3GOOD HEALTH AND WELL-BEING
0
Research Products
4QUALITY EDUCATION
1
Research Products
5GENDER EQUALITY
1
Research Products
6CLEAN WATER AND SANITATION
0
Research Products
7AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY
0
Research Products
8DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH
2
Research Products
9INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE
0
Research Products
10REDUCED INEQUALITIES
2
Research Products
11SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES
0
Research Products
12RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION
1
Research Products
13CLIMATE ACTION
0
Research Products
14LIFE BELOW WATER
0
Research Products
15LIFE ON LAND
0
Research Products
16PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
4
Research Products
17PARTNERSHIPS FOR THE GOALS
6
Research Products

This researcher does not have a Scopus ID.

This researcher does not have a WoS ID.

Scholarly Output
40
Articles
0
Views / Downloads
2/0
Supervised MSc Theses
40
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
0
Scopus Citation Count
0
Patents
0
Projects
0
WoS Citations per Publication
0.00
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
0
Supervised Theses
40
Journals data is not available
Scopus Quartile Distribution
Quartile distribution chart data is not available
Competency Cloud

17 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 17
Master Thesis Lobicilik ve Propaganda-amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği'nde Lobicilik Faaliyetleri ve Türkiye'nin Abd'de Yürüttüğü Lobicilik Çalışmaları(2017) Altay, Mustafa Kemal; Ünal, HasanHomo sapiens'den, homo sapiens sapiens'e oradan günümüze kadar geçen süre zarfında insanoğlu sürekli olarak etkileşim ve iletişim içerisinde kalmışlardır. Bu süreç insan ırkının varlığı yok olacağı güne kadar sürüp gidecektir. İnsanlar arsında ki mücadele ilk insan topluluklarından başlayarak sürekli olarak devam etmektedir. Bu mücadelenin içeriği ister savaşlara dayansın, isterse bir bilgilin oluşturulmasına hepsinin içerisinde cereyan eden bir yönetsel sistemler zinciri varlığı ya da başka bir ifadeyle hiyerarşik yapı mevcuttur. Bu süreçlerin temel yapısı ise; modern anlamda lobi (etkileme, manipüle etme vb.) faaliyetleri ve propaganda (tanıtma, baskı kurma vb.) faaliyetleri olarak özetlenebilir. Bu çalışmada sırasıyla lobicilik ardından da propaganda hakkında detaylı bilgilere yer verilerek, siyaset, askeri ve ekonomik alanlarda ki etkilerine değinilecektir. Ayrıca bu kavramların zaman içerisinde nasıl evrime uğradıklarına değinilecektir. Özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde ki ve Avrupa Birliğinde ki işleyiş biçimlerinden de söz edilecektir. Son kısımda ise, Türkiye'nin lobicilikle tanışması ve Türk lobilerinin faaliyetlerine değinilerek özellikle lobi faaliyetlerinin Dünya üzerinde büyük bir yer kapladığı Amerika Birleşik Devletlerinde ki çalışmalarından bahsedilecektir. Atalarımızdan miras aldığımız ve adeta genetik kodumuza işlenen çevremize hükmetmek, etki alanımızı genişletmek ve güce (siyasi, ekonomik, vb.) sahip olmak gibi olgulardır. Bu olguların sürekliliği için lobiciliğin ve propagandanın devamlılığı esastır. Özellikle günümüz Dünyasında demokrasi kavramının sadece kâğıt üstünde kaldığı, demokrasinin amaç değil de araç olduğu ve faşizan ideolojilere sahip yöneticilerle yönetilen ülkelerde kısmen lobiciliğin, fakat propaganda faaliyetlerinin çok ama çok daha önemli hale geldiği ülkelerde ki siyasiler için önemi kat be kat daha da artmaktadır. Bu çalışmada Dünya tarihinin tozlu sayfalarında yerini almış faşist ideolojilere sahip olan yöneticilere kısmen değinilecek, onların moderni olanlardan ise asla bahsedilmeyecektir.Master Thesis Türkiye'nin Suriye Politikası 2011-2013(2014) Albayrak, Aksu; Ünal, HasanTürkiye' nin Suriye Krizi' ne yönelik dış politikası değerlendirilmiş, ikili ilişkilerin seyrinde geçmişten günümüze durum tespiti yapılmış ve Arap Baharı' nın Suriye'deki gidişatının, ilişkilere olan etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Belirlemede ölçüt; ikili ilişkilerin geçmişi, mevcut uluslararası sistemin yapısı ve Orta Doğu'nun yaşadığı büyük değişim dalgası olmuştur. Çalışma kapsamında Arap coğrafyası ve Suriye' deki değişimler dikkate alınarak güvenlik açısından önem kazanan bölgede, Türk dış politikasının Suriye Krizine etkisiyle gelinen son dönem güvenlik durumu irdelenmiş ve muhtemel senaryolar üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Suriye, Arap Baharı, Kriz, Güvenlik.Master Thesis Yumuşak güç Avrupa Birliği'nin dış politika aktörü olarak Avrupa Ortak Dış Güvenlik Politikası ve Bosna, Kosova, Suriye krizleri üzerinden güvenlik politikalarının değerlendirilmesi(2017) Timuçin, Mehmet; Ünal, HasanBu tez çalışmasında ' Yumuşak Güç Avrupa Birliğinin Dış Politika Aktörü Olarak Avrupa Ortak Dış Güvenlik Politikası Ve Bosna, Kosova, Suriye Krizleri Üzerinden Güvenlik Politikalarının Değerlendirilmesi' amaçlanmaktadır. Bosna, Kosova, Suriye Krizleri karşısında AB tarafından uygulanan politikalar ve krizlerin gelişim süreci incelenerek AB'nin ODGP sürecinde ortaya koyduğu etkilerin neler olduğu değerlendirilmeye çalışılmıştır. Değerlendirmeler sonucunda uluslararası alanda küresel bir aktör AB'nin oluşturulmasına yönelik tespitler ortaya konup öneriler sunulmuştur. İlk bölümde kuramsal çerçeve çizilerek; Kimlik ve kültür, supranasayonel kimlik ve otorite, sivil güç, askeri güç, normatif güç ve neo yapısal fonksiyonalizmde Avrupa'nın entegrasyonu kavramları açıklanmıştır. İkinci bölümde AB'de ODGP ve tarihsel gelişim sürecini AB'de birlik fikrinin oluşması incelenecektir. Üçüncü bölümde ise AB'nin ODGP incelendiğinde ortak değerlere sahip bir politika yaratmaya amaçlasa da Bosna, Kosova ve Suriye Krizlerinde uyguladığı güvenlik politikalarının incelenerek AB ODGP yaklaşımının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Üç kriz arasındaki farklılıklar ve benzerlikler ortaya konarak belirlenen politikanın altında yatan nedenler irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sivil Güç, Askeri Güç, Normatif Güç, ODGP, EUROFOR.Master Thesis Kıbrıs sorununda çözüm önerileri De Cuellar Planı (1984-1986) Ghali Fikirler Dizisi (1990-1992) Annan Planı (2002-2004)(2016) Hascan, Tuğba; Ünal, HasanBu tez, günümüz dünyasında önemini koruyan Kıbrıs sorununu ve bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin faaliyetlerini tarihsel gelişmeler, uluslararası ilişkiler, ülkenin siyasi ve kültürel değerleri açısından incelemektedir. Kıbrıs sorunu günümüzde halen Türkiye'nin önemli bir dış politika sorunudur. Türkiye, tarihsel ve kültürel faktörler yanında stratejik önemi nedeniyle de Kıbrıs'la bağlarını sıkı bir şekilde devam ettirmek mecburiyetindedir. Yaklaşık yarım yüzyıl önce başlayan sorunun çözümüne ilişkin müzakereler henüz bir sonuca ulaşamamıştır. Ancak bugüne kadar yapılan sayısız girişime rağmen sonuca ulaşılamasa da taraflar müzakere seçeneğini hiçbir zaman dışlamamışlardır. Ada'nın jeostratejik öneminden dolayı pekçok güçlü devletin bölgede çıkarları olduğu göz önüne alındığında sorunun yalnızca Kıbrıs Türk ve Rum tarafı arasında çözülemeyeceği de anlaşılmaktadır. Aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri de olan bu devletlerin Genel Sekretere serbest hareket imkanı verdiği oranda anlaşmazlığın çözümüne de yaklaşıldığı görülmektedir. Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının taleplerinin yanında, başta Türkiye ve Yunanistan olmak üzere AB, ABD ve Rusya'nın uluslararası çıkarları gibi pekçok parametreden oluşan karmaşık bir denklemdir. Bu nedenle çalışmanın ilk bölümünde BM'nin anlaşmazlık çözümüne genel yaklaşımı, izlediği yollar ve Genel Sekreterlerin kişisel tutumları ile başlanırken ikinci bölümde çalışmanın temelini teşkil eden Kıbrıs sorununun doğuşu ve zaman içerisindeki gelişimi aktarılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise sorunun başladığı dönemdeki Genel Sekreterlerin girişimlerine de kısaca değinilerek tez konusunun esas odak noktasını oluşturan sırasıyla Perez de Cuellar,Boutros Ghali ve Kofi Annan dönemlerindeki girişimler ve tarafların yaklaşımları değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kıbrıs sorunu, Uluslararası Anlaşmazlık, Rauf Denktaş, Müzakere, Kuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiMaster Thesis Uluslararası İlişkilerde Güç Kavramı ve Yumuşak Güç Olarak Sağlık Turizmi(2018) Şeyhanlıoğlu, Bahar; Ünal, HasanÇalışmanın amacı uluslararası ilişkiler alanında adından çokça söz edilen yumuşak güç ve sert güç ilişkisini ve Türkiye'de sağlık turizmi potansiyelinin ortaya konularak Türkiye sağlık turizminin yumuşak güç üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu kapsamda birinci bölümde uluslararası ilişkiler alanında güç tanımı farklı yaklaşımlar üzerinden ele alınmıştır. Uluslararası ilişkiler alanında önemli bir yeri bulunan idealizm ve realizm üzerinden ele alınan güç kavramları liberalizm ve çağdaş yaklaşımların realizm ve idealizm üzerindeki etkilerini ele almak adına neorealizm, liberalizm, konstrüktivizm ve karşılıklı bağımlılık yaklaşımlarında güce ilişkin tanımlara yer verilmiştir. İkinci bölümde Yumuşak gücün tanımı ele alınarak güç unsurlarından kültür, din, nüfus ve ekonomik kapasite konuları ele alınmıştır. Dünyadaki yumuşak güç uygulamaları ABD ve Avrupa Birliği deneyimleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de dış politikada yumuşak güç kavramı ele alınarak kamu diplomasisi alanında faaliyette bulunan kurumlar ve faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiş ve sağlık turizmi alanındaki faaliyetler incelenmiştir. Çalışmanın temel amacını oluşturan sağlık turizminin yumuşak güç potansiyeli alanda yapılan çalışmalar ele alınarak incelenmiş ve sonuç olarak Türkiye'deki sağlık turizmi faaliyetlerinin yumuşak güç unsuru olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.Master Thesis Rıza Şah Döneminde İran-almanya Siyasal Kültüral İlişkileri(2015) Asgary, Roghiyeh; Ünal, HasanBirinci Dünya savaşı sırasında, İran'da bulunan Ruslar ve İngilizlerin karşısına çıkan yeni engel yeni ayak tutan İran ve Almanya ilişkileriydi. Naseredin Şah Rusya'nın İran'ın kuzey ve kuzey batısından ilerlemesini azaltmak için Almanya'nın ayağını ülkeye açtı. Bu dönemde Almanya'nın İran'ın dış siyasetinin gelecekteki planlar için odak haline gelmesinin tek sebebi Bismark ve onun Almanya'nın dış politikasındaki başarısıydı. Bismark bu dönemde Almanya'yı birleşik hale getirmek ve Avrupa devletleri ile ilişkisini geliştirmek için elinden geleni yapıyordu. Rıza Şah'ın 1925 yılında saltanata gelmesiyle İran'ın dış siyasetinde yeni bir dönem başladı. Başlangıçta, Almanya'nın birinci dünya savaşında yenilmesiyle İran devleti dış yatırımı artmak ve siyasi desteğinin güçlenmesi için Amerika'ya yöneldiler ancak Amerika o dönemde kendiside siyasi izolasyondaydı. Faransa'ya da bakıldığında, kuzey Afrika ve Avusturya ve balkanlar ile meşgul olmuştu ve bir tek Almanya İran'ın kurtarıcısı gibi görünüyordu. Ayrıca, bu dönemde İran ciddi bir mali ve ekonomik reforma ihtiyaç duymaktaydı. Tabii ki hiç bir yabancı ülke diğerinden bir yarar beklemeden başka devletin yardımına gelmez ve ilişiklerde kazançlar ön plana çıkar. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla İran ve Almanya arasındaki işbirliği yinede bu iki ülkeyi birbirine yakınlaştırdı. Ancak savaşın askeri ve siyasi sonucu her iki ülke için başarılı değildi, fakat savaşta iki ülkenin işbirliği bu iki devletin ilişkilerini iyice geliştirdi. Aynı zamanda; Rusya'nın siyasi izolasyonu ve 1917 devrimi İngilizlerin İran'a yoğun bir şekilde girmelerine sebep oldu. Dönemin süper güçleri özellikle, Almanya, Rusya ve İngiltere kendi kazançları için İran'a girmişlerdir. İngilizler ve Rusların İran'da geçmiş yıllardaki kötü sömürgeci siyasetlerine bakıldığında, İran yöneticilerin ve halklının tek umudu Almanya olarak gözüküyordu. İran devleti Avrupa'da sömürge beklentisi olmayan güçlü bir devlet peşindeyken Almanya'yla diplomatik ve siyasi ilişkiler kurmaya başladı. Hiç bir sömürgeci geçmişi olmayan ayrıca endüstriyel ve ekonomik gelişimi bu ülkenin avantajlarına ekliyordu. Rıza Şah'ın tek amacı ülkeyi Sovyetler Birliği ve İngilizlerin nüfuzu altından çıkarmak, siyasi ve ekonomik konularda bağımsız olmaktı. Bu amaçlara ulaşmak için ülkeyi sanayileştirme, Milli Banka açmak, İran uzmanlarına eğitim vermek, çeşitli fabrikalar açmak, irtibat hatlarını genişletmek peşindeyken Almanlarla işbirliği yapmaya başladı. Rıza Şah, saraylar, kraliyet konuk evleri hükümet binaları, ülke çapında ordu üsleri ve bir silah fabrikası kurmak için endüstriyel aletler ve makinelere ve uzmanlara ihtiyaç duymaktaydı ve Almanlar da bütün ihtiyaçları Rıza şah için kolay koşullarla karşıladılar. Almanların, İran'a girmesi yeni gelişen sanayileri için hammadde sağlamak ve İngilizlerin İran'da pazarı kaybetmek anlamına geliyordu. Ancak, İran'da Almanya'nın ekonomik nüfuzu komünizmin yayılmasını engelliyordu. Ayrıca Almanya buradan elde ettiği kazanç ile ittifak devletlerinin birinci dünya savaşından ortaya çıkan borçlarını ödeyebilir durumuna geliyordu. Rıza şah Almanya'nın düzenli ordusunu görüp tutkuyla Almanya ile askeri konular başta olmak üzere siyasi ve ekonomik ilişkilerini de pekiştirdi. Rıza şah güçlü devletleri seviyordu ve dünyada yeni yıldızı parlayan Hitler'e hayranlık duyuyordu. Almanya'da Nazilerin diktatör rejimi güçlendiği zaman İran ve Almanya ilişkileri genişledi. Bu doğrultuda Rıza Şah Berlin'de Nazilerin vasıtasıyla İran'ın siyasi muhaliflerinin faaliyetlerini kontrol altına alıp ve komünizmin genişlemesini engelliyordu. Bunlara ilaveten Rıza Şah dönemine İran ve Almanya ilişkileri çeşitli ilkelere dayanmaktaydı: İran toplumunun İngilizler ve Ruslardan nefret etmesi Rıza Şahın diktatör ve hırslı olması (Hitler gibi) İranlı'ların İngilizler tarafından komünizm ile mücadeleye teşvik olması İran Askeri güçlerinin yenilmesi ve İran devletine karşı bağlanan antlaşmalar Almanların Ruslar ve İngilizlerle olan açık düşmanlığı Almanya'nın doğu ve İran pazarına girmek istekleri, Çünkü İran doğu'ya giriş kalesiydi Birinci ve ikinci dünya savaşları döneminde İran ve Almanya ilişkilerine büyük bir tablo olarak bakıldığında aslında İran'ın daha kazançlı olduğunu görmek mümkündür. İran devleti Rusların baskılarını ve İran kuzeyindeki Rus ilerlemesini önlemek için Almanya'yı çok iyi bir şekilde kullandı. Ayrıca, Almanlar sanayi ve ekonomik konusunda çok ileri bir düzeye sahiplerdi ve bu İngiltere ve Rusya'nın İran'da ticaret pazarında yeni bir rakiplerinin olduğu anlamına gelmekteydi. Artık, Ruslar kalitesiz ürünlerini istedikleri fiyata satamamaktaydılar. Çünkü Almanya'nın ürünleri çok kaliteli ve ucuz fiyattaydı. Bu konu Almanya'yı Avrupa'da komünizm önünde bir engel olarak gören İngilizler için o kadar da önemli değildi. İran ve Almanya arasında bir ortak noktada her ikisinin Arı ırkından olma söylemi idi. Bu konu sosyal açıdan iki ülkenin evlilik konusundaki yasağı kaldırdı. Almanya'nın İran'da var olması ve iki ülke arasında yapılan anlaşmalar Alman mühendislerinin ve bilim adamlarının İran'a gelmesini sağladı. Bu da İran'da çeşitli şehirlerde halen de kullanılan üniversite, Fen liseleri, okullar ve önemli devlet binalarının yapılışını ardından getirdi. Bunlarla birlikte bu dönemde Alman yapımı baskı makinelerinin İran'a gelmesiyle devletten yana olan ve devlete karşı olan çeşitli dergilerin yayılmasında önemli bir artış gözlemlendi. Aynı zamanda İran dışındaki dergiler ve İran Alman dostluk derneklerinin açılması İran tarihinin Avrupa'daki kültürel ve tanıtım açısında önemli rol oynamıştır. Askeri açıdan bu dönemde İran ordusu tecrübeli Alman komutanlığında eğitim alma fırsatını bulmuştur. Bu dönemlerde Alman mühendisler ve bilim adamları sayesinde ve onların sundukları katkılarla İran sanayileşmeye doğru yol almaya başlamıştır. İlk defa bu dönemde yabancı bir firma İran şehirlerarasında uçak seferleri başlattı. İran'ın 1920 ile 1924 yılları arasında Almanya'ya ihracat oranı sıfırdan %32'ye ve Almanya 1940 ile 1941 yılı arasında İran'la olan ticaretinde %6.42 ithalat ve %9.47 ihracat oranına sahip olmuştur. Almanlar Tebriz ve Trabzon arasındaki önemli demiryolunun başlamasında temel oluşturdular. 1929 yılında da ülkede kendi havayollarını kurup ve yatırımlarla İran devletinin dikkatini çektiler. 1931 yılında İran'daki Almanların sayısını 10000 civarında olduğunu söylenmekteydi. Ancak İran devleti onların İran sanayi için hizmet amaçlı geldiklerini ve onların sayısını 690 kişi olduğunu söylüyordu. 1931 yılında İran ve Almanya ilişkileri, Berlin'de İran'ın siyasi muhaliflerinin faaliyetleri sonucu, sermayenin yabancı elinde tekelleşmesi, İran Milli Bankası'nın iflası ve hortumlanması nedeniyle kötüye gitti. Sonra 1935 yılında hazırlama birimi antlaşmasıyla iki ülkenin ilişkileri özellikle ticari ilişkileri genişledi. Yukarıda geçen tüm bu konular ve ilişkiler bir yana dursun, Almanya'nın İran'a karşı unutulmaz bir jesti olmuştur. Almanya İkinci Dünya Savası sonunda bir çok cephede yenilmesi ve kaybetmesine rağmen, Brest Litovsk sulh antlaşmasında İran'dan çıkışını İran'ın Bağımsızlığının, Eğemenliğinin ve toprak bütünlüğünün İngilizler ve Ruslar tarafından tanınmasını şart koşmuştur. Bu tabloya böyle bakıldığında İran'ın Almanya'dan kazançları kalıcı olup ancak, Almanya için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Anahtar Sözcükler İran ve Almanya İlişkiler Tarihi, İran-Almanya İlişkileri Rıza Şah Döneminde, Almanya ve İran Meşruta Dönemi, Almanya-İran Kültürel İlişkileri, Almanya-İran Arasında Ticari ve Siyasi İlişkileri.Master Thesis Amerika'nın Irak işgalinden günümüze Kuzey Irak'ta devlet inşa süreci(2015) Bilgin, Burcu Şahin; Ünal, HasanUzun yıllar Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bir bölge olan Kuzey Irak, günümüzde anayasal haklara sahip resmi bir federal bölge statüsündedir. Bölgedeki etnik yapının çeşitliliği ve zengin petrol kaynaklarının varlığı, devletlerin bölgeye ilgisini artırmıştır. Geçmişte Irak'a hâkimiyet kuran devletler kendi yönetim modellerini uygulayarak yönetimlerini sürdürmeye çalışmışlardır. Amerika Birleşik Devletleri'nin de bölgeye olan ilgisi ve Irak'ı işgali ile birlikte yeni bir süreç başlamıştır. ABD'nin Irak'ı işgali sonrasında Irak'ta seçim sistemi ve anayasa Lijphart'ın konsesyonalizm teorisinden esinlenerek meydana getirilmiştir. Konsesyonalizm ya da eştoplumlaştırmacılık yönetim modeli, derinden ayrılıkların yaşandığı ülkelerde farklı grupların temsil edildiği güç paylaşımı esaslı bir hükümet yönetimi altında güvenlik ve refah içerisinde yaşanabileceğini savunmaktadır. Derin etnik ve dini çatışmaların yaşandığı ülkelerde uygulama alanı bulan konsesyonalizm ya da eştoplumlaştırmacılık teorisi zaman içerisinde etnik milliyetçiliğin etkisiyle ayrılıkçı hareketlerin devletleşme sürecine katkıda bulunmaktadır. Bu hipotezden yola çıkarak Kuzey Irak'ta yaşanan gelişmeler 2003-2007 ve 2007-2015 yılları arasında iki aşamada değerlendirilmiştir. Nihai amaç Kuzey Irak'taki devlet inşa sürecini akademik bir tez zeminine oturtmak ve bilime katkıda bulunmaktır. Anahtar Sözcükler Irak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Devlet İnşası, Konsesyonalizm, Güç PaylaşımıMaster Thesis 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türk Dış Politikasına Etkileri(2017) Baykara, Sevin; Ünal, HasanTürk dış politikası, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi öncesine kadar ABD ve Avrupa ülkeleriyle sorunlar yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. Tarih boyunca dönemsel etkenler ile yakınlaşan ve gerginleşen Türkiye-Rusya İlişkileri ise Suriye krizi ile çatışan fikirler devam ederken Rus uçağının düşürülmesiyle ekonomimizi ve yatırım projelerini etkileyecek boyutlara ulaşmıştır. Türkiye, kurtuluş mücadelesini verip anayurdunu düşmanlardan temizledikten ve Misak-ı Milli sınırları içerisinde Cumhuriyetini ilan ettikten sonra, 1960 yılından itibaren darbe girişimleri ve darbelere sahne olmuştur. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti, daha önce örneği olmayan bir darbe girişimi ile karşı karşıya kalmıştır. Fethullah Gülen'in (FETÖ) bugünlere gelişi, ABD'den oturum iznini nasıl aldığı ve iadesinin istenmesinin hala tartışma konusu olarak devam ettiği görülmektedir. Darbe girişiminden sonraki süreçte ise olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanması, terör eylemlerinin son bulması Türkiye'nin öncelikli hedefleri haline gelmiştir. Buradan hareketle tezimizin amacı 15 Temmuz darbe girişimi ve Türk dış politika üzerindeki yansımalarını niteliksel literatür taraması ışığı altında analiz etmektir. Anahtar Sözcükler: Türkiye, Rusya, Uçak krizi, Darbe, FETÖ, ABDMaster Thesis Çin ve Batı: Ondokuzuncu Yüzyıl Boyunca Güç İlişkileri(2018) Küçükdeğirmenci, Oktay; Ünal, HasanBatılılar pek çok yeni silah, yeni tür fikirler ve onlar için neyin iyi olduğunu söylemeye ilgili misyonerlerle agresif bir güçle Çin'e ilk kez geldiklerinde, Çinliler daha önce böyle insanlarla karşılaşmadıkları için nasıl cevap vereceklerini bilmiyorlardı. Çok uzun zamandır başarılı oldukları için hazırlanmış değillerdi. Kendi başarıları konusunda halinden memnun olmuşlardı ve batılılar tarafından çok agresif bir şekilde meydan okunduklarında cevap vermede yeteri kadar başarılı olamadılar ve dolayısıyla her şeyi kaybettiler. Batı'nın bakış açısından bu Çin'den ne istedikleri anlamına gelir, ancak Çin'in onlardan ne beklediğini asla merak etmediler. Aslında Çinliler tarihlerinin çoğunda olduğu gibi sadece yalnız kalmak istediler. Fakat şimdi bu değişmek üzeredir ve bu değişim gelecek yüzyıllar için dünyayı dönüştürecektir. Bu tezin amacı 19. Yüzyıl da Çin ve Batı arasındaki güç ilişkilerinin nasıl olduğunu analiz etmek ve açıklamaktır. Bu kapsamda Batı ile karşılaşmadan önce Çin'de ki tarihsel ve siyasal koşullar ve bu ilişkilerin güç ilişkilerin temelinde nasıl devam ettiği incelenmiştir. Anahtar Kelimeler; Çin, Misyonerlik, Güç İlişkileri, BatıMaster Thesis Kırım Sorunundan Donbas Savaşı'na Rusya Ukrayna Uzlaşmazlığı: Sebepler ve Sonuçlar(2017) Uyanıker, Halit Burak; Ünal, HasanTarih boyunca stratejik ve jeopolitik önemiyle Avrasya'nın en önemli coğrafyalarının başında gelen Ukrayna toprakları, kendi tarihinin en kritik dönemeçleri olan Turuncu Devrim ve Maydan olaylarıyla birlikte başlayan 'Avrupalılık' için protesto gösterilerine sahne olmuştur. Bu sürecin en büyük problemlerinden ilki; Rusya'nın Kırım'a müdahalesi olmuş ve bu gelişmenin arkasında yatan etkenlerin neler olduğu ise bu araştırma üzerinden tartışılmıştır. Ayrıca Rusya'nın Kırım'ı ilhakı ve Donbas çatışmalarındaki Rus yanlısı ayrılıkçılara yaptığı iddia edilen askeri destekle birlikte uluslararası bir krize dönüşen halihazırdaki olaylara bakıldığında, kaotik boyutu daha güçlü görebilmek mümkündür. Ancak Moskova-Kiev hattında yaşanan gerilimlerin, SSCB'nin dağılması ve akabinde Ukrayna Parlamentosu'nun 24 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlık kararı almasıyla birlikte başladığı gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Çok yakın bir zamanda gerçekleşen Rusya'nın Kırım'ı ilhakı, imzaladığı en az 4 ayrı yükümlülüğü yerine getirmemesiyle ve Batılı güçlerin sadece kısmi ekonomik yaptırımlarda bulunması, ''Hukuk ve Egemenlik'' kavramının sorgulanmasının aciliyetini ortaya koyması bakımından önemlidir. Ukrayna'nın, egemenliğini sağlama almak için Hukuka ve Ahde vefa ilkesine güvenerek nükleer silahlarını ve türevlerini teslim etmesi , egemenliğini korumak yerine belki de savunmasız kaldığı için topraklarından olması ''Güç ve Hukuk'' kavramlarını sorgulatmasından dolayı isabetli bir yakın zaman belirgesidir. Araştırmanın amacı; Rusya'nın taraf olduğu uluslararası antlaşmaların yükümlülükleri doğrultusunda, tamamen aykırı olarak Ukrayna toprağını işgalini; egemenlik ve toprak bütünlüğünü ihlal etmesinin arka planında neler olduğu, NATO ve AB'nin genişlemesiyle; sınırlarına dayanıldıkça algıladığı tehdidi yaşamsallaştıran Rusya'nın, değişen dış politikasına hangi faktörlerin yol açtığını ve son olarak Ukrayna'nın, bir taraftan Rusya ile AB arasında bölgesel bir kısır döngüde, diğer taraftan Rusya ile Batı arasında küresel bir kıskacın açmazında kalmasının tahrip edici etkilerini açıklayabilmektir.
