Usluca, Selma

Loading...
Profile Picture
Name Variants
U., Selma
Selma Usluca
S.,Usluca
U.,Selma
Usluca,S.
Usluca,Selma
Usluca, Selma
Selma, Usluca
Usluca S.
S., Usluca
Job Title
Profesör Doktor
Email Address
selma.usluca@atilim.edu.tr
Main Affiliation
Basic Sciences
Status
Website
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

NO POVERTY1
NO POVERTY
0
Research Products
ZERO HUNGER2
ZERO HUNGER
0
Research Products
GOOD HEALTH AND WELL-BEING3
GOOD HEALTH AND WELL-BEING
3
Research Products
QUALITY EDUCATION4
QUALITY EDUCATION
0
Research Products
GENDER EQUALITY5
GENDER EQUALITY
0
Research Products
CLEAN WATER AND SANITATION6
CLEAN WATER AND SANITATION
0
Research Products
AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY7
AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY
0
Research Products
DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH8
DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH
0
Research Products
INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE9
INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE
0
Research Products
REDUCED INEQUALITIES10
REDUCED INEQUALITIES
0
Research Products
SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES11
SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES
0
Research Products
RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION12
RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION
0
Research Products
CLIMATE ACTION13
CLIMATE ACTION
0
Research Products
LIFE BELOW WATER14
LIFE BELOW WATER
0
Research Products
LIFE ON LAND15
LIFE ON LAND
0
Research Products
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS16
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
0
Research Products
PARTNERSHIPS FOR THE GOALS17
PARTNERSHIPS FOR THE GOALS
0
Research Products
Scopus data could not be loaded because of an error. Please refresh the page or try again later.
WoS data could not be loaded because of an error. Please refresh the page or try again later.
Scholarly Output

12

Articles

6

Views / Downloads

26/317

Supervised MSc Theses

0

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

1

Scopus Citation Count

2

Patents

0

Projects

0

WoS Citations per Publication

0.08

Scopus Citations per Publication

0.17

Open Access Source

1

Supervised Theses

0

JournalCount
American Journal of Clinical Pathology1
BMC Pregnancy and Childbirth1
Current HIV Research1
Infection and Drug Resistance1
Journal of Psychiatric Research1
Current Page: 1 / 2

Scopus Quartile Distribution

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 5 of 5
  • Book Part
    HELMİNTLER: SINIFLANDIRMA VE GENEL ÖZELLİKLERİ
    (NOBEL TIP KİTABEVLERİ, 2025) Usluca, Selma
    Parazitler tarih öncesi çağlardan beri insan yaşamında var olmuşlardır. Evrimin yanı sıra, göçler ve ulaşım araçlarının gelişmesi bulaşıcı hastalıkların topluluklar arasında yayılmasına neden olmuştur. Tarihi araştırmalar çok eski çağlardan beri insanların helmint enfeksiyonlarıyla karşılaştığını belgelemektedir. Geçmiş çağlardaki parazitleri ve davranışlarını incelemeyi amaçlayan paleoparazitoloji alanı da bu şekilde doğmuştur (1). Bugüne kadar fosiller üzerinde yapılan çalışmalar, birçok parazit-konak ilişkisinin milyonlarca yıl boyunca devam ettiğini, parazit yaşam döngüleri ve morfolojilerinin değişmeden kaldığını göstermektedir. Mumyalama işleminin helmintlerin de bozulmadan kalmasını sağladığı görülmüştür (2). MÖ üç bin ila 400 yıllarına ait Mısır yazılarında parazit bulaştığına dair bilgiler mevcuttur. Yunan, Çin ve Hint uygarlıklarında parazitlerin neden olduğu hastalıklara ait belgelere rastlanmıştır. Orta Çağ’da parazit helmintler ve bunların hastalıklarla ilişki sine dair bazı gözlemler olduğu ortaya çıkmıştır. Helmintoloji terimi 1668’de William Ramsay tarafından önerilmiş ve ayrı bir disiplin olarak kabul edilmiştir. İbn-i Sina’nın kitabında insanlarda hastalığa neden olan “büyük ve uzun solucanlar”, “şerit gibi solucanlar”, “cüce solucanlar” ve benzeri hastalıkların tedavisi hakkında bilgi verilmekte dir (1). Helmintolojinin babası olarak kabul edilen Rudolphi (1771-1832), Linne’nin zoolojide kullandığı sınıflandırmayı parazitolojide kullanarak helmintleri Nematoda, Nematoidea, Cestoda, Acantocephala ve Cystica olarak gruplandırmıştır. “Enterozoorum Sive Vermium Intestinalium Historia Natura lis” adlı kitabında (1819) bin yüz kadar helminti tanımlamıştır. Bundan 50 yıl sonra Cystica sınıfının sestod larvaları olduğu anlaşılmış ve sınıflandırmadan çıkarılmıştır (3). On dokuzuncu yüzyılda parazitlerin bulaşma süreçlerini ve tedavilerini anlamak için önemli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Fransız bilim adamı Kasimir Joseph Daveyn, 1862 yılında parazit yumurtası yutarak parazitlerin bu yolla bulaştığını göstermeyi başarmıştır. Friedrich Zenker ise 1860 yılında Trichinella türlerinin domuz etinin yenilmesiyle insanlara bulaşabileceğini göstermiştir. Bu yüzyılın sonunda Alman parazitolog Arthur Looss kazara kendine Ancylostoma doudenale’yi bulaştırmış, bu durum parazitin deri yoluyla bulaştığının anlaşılmasını sağlamıştır. Japon çocuk doktoru Shimesu Koino 1922’de insan vücudundaki parazit larvalarının yaşam döngüsü ve göçünü belirlemeyi başarmış ve otoenfeksiyondan bahsetmiştir. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında insanı enfekte eden 28 tür parazit tespit edilmiş, günümüzde ise bu sayı 300 civarına ulaşmıştır. Helmintoloji günümüzde konak-parazit ilişkisi ve ilaç geliştir meyle ilgili araştırmaların hızla arttığı tıbbi araştırma alanlarından biridir.
  • Book Part
    İNTESTİNAL NEMATODLAR
    (NOBEL TIP KİTABEVLERİ, 2025) Usluca, Selma; Demirel, Filiz
    İntestinal nematodların tümünde (Ascaris lumbricoides, Tric huris trichura, Enterobius vermicularis, Strongyloides stercoralis ve kancalı kurtlar) kesin konak insandır ve ara konağa ihtiyaç duymadan yaşam döngülerini tamamlarlar (1). Enfeksiyon yumurtalarla kontamine su ve gıdaların ağız yoluyla alınması (A. lumbricoides ve T. trichiura) ve dışkıyla kirlenmiş toprak la temas sonucu enfektif larvaların deriden nüfuz etmesi yo luyla (kancalı kurtlar ve Strongyloides stercoralis) bulaşır (2). Toprakla bulaşan helmintler olarak gruplandırılan A. lumb ricoides, T. trichiura ve kancalı kurt (Ancylostoma duodenale ve Necator americanus) enfeksiyonları ihmal edilen 13 önemli tropikal hastalık arasında en yaygın olanlarıdır (3, 4). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu hastalıkların endemik olduğu ülkelerde özellikle risk altındaki gruplar olarak kabul edilen üreme çağındaki kadınlar (gebeliğin ilk üç ayı hariç), okul öncesi ve okul çağındaki çocukların yanı sıra, diğer risk altındaki grupları da hedef alan toplu antihelmintik ilaç uygu laması yoluyla enfeksiyon yoğunluğunu ve yaygınlığını azal tarak morbiditeyi kontrol altına almayı amaçlamaktadır (5-7). Bu hastalıklar sıklıkla düşük ve orta gelirli ülkelerde yaygın olmasına rağmen, yüksek gelirli ülkelerde de hassas nüfuslar da görülebilmektedir (5, 8). Yetersiz besin alımı, paraziter has talıklara duyarlılığı artırabilmektedir. Düşük sosyo-ekonomik durum, düşük eğitim düzeyleri, kötü sağlık koşulları, yeterli temiz suya erişimin olmaması, yetersiz sanitasyon ve hijyen koşulları, su kaynaklarına yakın mesafede yaşamak ve mesle ki durumun (çi çilik ve balıkçılık) bu enfeksiyonlar açısından risk oluşturduğu bilinmektedir (3, 5). Gelişmekte olan ülkele rin çoğunda fizyolojik, zihinsel ve fiziksel gelişimin kritik dö nemi olan beş ila 15 yaş arasındaki okul çağı çocukları kronik helmint enfeksiyonu açısından en yüksek risk altındadır (9). Gebelikte humoral bağışıklık korunurken, hücresel bağışıklıkta zayıflama görülmekte, gestasyonel immünolojik değişiklikler nedeniyle paraziter enfeksiyonlara duyarlılık artmaktadır. Parazitler besin maddeleri için konakla rekabete girerek veya besinlerin emilimini engelleyerek besin maddelerinin eksikliğine yol açabilmektedir. Bu durum annenin nispeten daha düşük bir parazit yükünden daha fazla etkilenmesine neden olmaktadır. Bağırsak parazitleri beslenme durumunu farklı mekanizmalarla da etkileyebilmektedir. Bu enfeksiyonlar iş tahı ve dolayısıyla yiyecek alımını azaltmakta, besin emilimini engelleyen bağırsak iltihabına, bağırsak mukozasına zarar vererek malabsorbsiyona ve ishale neden olmaktadır. Kancalı kurtlar ayrıca bağırsakta kan kaybına yol açar (10). Bu enfeksiyonlar okul çağındaki çocuklarda büyüme geriliği, entelektüel ve bilişsel fonksiyonlarda bozukluğa neden olabilir (3, 6, 9, 11, 12). A. lumbricoides ve T. trichiura enfeksiyonları özellikle okul çağındaki çocuklarda en yüksek oranda saptanırken, kancalı kurt enfeksiyonları ergenlik ve genç erişkinlik döneminde daha fazla görülür (12).
  • Book Part
    PARAZİTER ÜVEİTLER
    (UBAK Publishing House, 2025) Usluca, Selma
    Paraziter üveitler; Toxoplasma gondii, Toxocara canis/cati, Taenia solium’un larval formu (Cysticercus cellulosae), Echinococcus granulosus ve filarial Onchocerca volvulus gibi etkenlerin göz dokularını tutmasıyla gelişir ve dünyanın birçok bölgesinde önlenebilir görme kaybının önemli nedenleri arasında yer alır (Kalogeropoulos et al., 2021; Ahn et al., 2014; Pujari et al., 2021; Guo et al., 2017; Brattig et al., 2020). Toksoplazmoz, özellikle Latin Amerika’da posterior üveitin başlıca sebebi olup erişkinlerde ve çocuklarda benzer şekilde ciddi görme kaybına neden olabilir (De Angelis et al., 2021; Arruda et al., 2021). Toksokariyaz olguları çoğunlukla çocuklarda tek taraflı granülomatöz arka üveit/panüveit ile seyrederken, sistiserkozis ve nadiren ekinokokkozis intraoküler kistler, belirgin vitritis ve subretinal yerleşimle ağır görme kaybına yol açabilir (Ahn et al., 2014; Wender et al., 2011; Bhende & Bhende, 2019; Guo et al., 2017). Onkoserkiyazis ise Sahra Altı Afrika başta olmak üzere endemik bölgelerde kornea hastalığı ve üveit tablosuyla enfeksiyöz körlüğün küresel yüküne katkı verir (Enk, 2006; Brattig et al., 2020).Bu etkenlerde patogenez, parazitin doğrudan doku invazyonu ile konak immün yanıtının tetiklediği inflamasyonu ile birlikte şekillenir. Toksoplazmozda kan-göz bariyeri bozulur, IFN γ/IL-1β gibi sitokinler parazit kontrolünde rol oynarken, aşırı yanıt retina üzerinde sekel bırakabilir (Chen et al., 2024; Pleyer et al., 2019). Toksokariyazda göz içi granülom ve traksiyonel komplikasyonlar gelişebilir (Ahn et al., 2014). Sistiserkoziste canlı kist düşük, dejeneran kist ise belirgin granülomatöz reaksiyon oluşturur; ekinokokkoziste kist rüptürü şiddetli inflamatuvar yanıta neden olabilir (Dhiman et al., 2017; Sweed et al., 2023). Tanıda klinik tipik bulgular temel olmakla birlikte seroloji, aköz/vitreus PCR, Goldmann-Witmer katsayısı ve çok modlu görüntüleme, ayırıcı tanı ve atipik sunumlarda kritik önemdedir (Sève et al., 2017; Ammar et al., 2020; Kalogeropoulos et al., 2021; Sanchez-Ovejero et al., 2020).
  • Book Part
    Malaria and Molecular Diagnosis
    (NOBEL TIP KİTABEVLERİ, 2024) Usluca, Selma
    Malaria is named after the Italian term “mal’aria”, which means “bad air” to represent the association of the disease with mar shy areas (Fikadu and Ashenafi, 2023; Tuteja, 2007). Towards the end of the 19th century, Charles Louis Alphonse Laveran, a French army surgeon, noticed parasites in the blood of a patient suffering from malaria, and Ronald Ross, a British medical offi cer in Hyderabad, India, discovered that mosquitoes transmitted malaria. The Italian professor Giovanni Battista Grassi subsequ ently showed that human malaria could only be transmitted by Anopheles mosquitoes (Tuteja, 2007).
  • Book Part
    PERİPROSTETİK EKLEM ENFEKSİYONU TANIMLAMALARI
    (UBAK Publishing House, 2025) Usluca, Selma; Aral, Murat
    Periprostetik eklem enfeksiyonlarının (PEE) tanımlanması, multidisipliner bir yaklaşımın merkezinde yer alır ve tanısal kesinlik için uluslararası ölçekte kabul görmüş kriterlere ihtiyaç duyar. Ancak, ‘altın standart’ kabul edilebilecek evrensel bir tanımın bulunmaması, PEE’nin klinik, laboratuvar ve mikrobiyolojik tanısında farklı yaklaşımlara yol açmaktadır. MSIS, ICM, IDSA ve EBJIS gibi kurumlar tarafından oluşturulan tanım sistemleri, farklı duyarlılık ve özgüllük profilleriyle enfekte vaka oranlarını önemli ölçüde değiştirmektedir. Bu tanımlar arasındaki farklılıklar yalnızca enfeksiyonun teşhis oranlarını değil, aynı zamanda tedavi stratejilerinin belirlenmesini ve klinik sonuçların yorumlanmasını da etkilemektedir. Özellikle EBJIS tanımının düşük dereceli ve kültür negatif enfeksiyonları daha etkin şekilde yakalayabildiği gösterilmiştir. Bununla birlikte, her tanımın temel hedefi, yanlış negatifleri azaltmak ve PEE tanısında standardizasyonu güçlendirmektir. Bu bölüm, söz konusu tanımlama sistemlerinin tarihsel gelişimini, klinik performans farklılıklarını ve tanı sürecine olan yansımalarını ele almaktadır.