Elbir, Nüket Belgin
Loading...
Profile URL
Name Variants
N., Elbir
Elbir, Nuket Belgin
N.B.Elbir
E., Nuket Belgin
Nuket Belgin, Elbir
Nüket Belgin, Elbir
Nüket Belgin Elbir
E.,Nuket Belgin
Elbir, Nüket Belgin
E.,Nüket Belgin
Elbir,Nuket Belgin
E., Nüket Belgin
N. B. Elbir
N.,Elbir
Elbir,N.B.
Elbir, N. Belgin
Elbir, Belgin
Elbir, Nüket
Elbir, Nuket Belgin
N.B.Elbir
E., Nuket Belgin
Nuket Belgin, Elbir
Nüket Belgin, Elbir
Nüket Belgin Elbir
E.,Nuket Belgin
Elbir, Nüket Belgin
E.,Nüket Belgin
Elbir,Nuket Belgin
E., Nüket Belgin
N. B. Elbir
N.,Elbir
Elbir,N.B.
Elbir, N. Belgin
Elbir, Belgin
Elbir, Nüket
Job Title
Profesör Doktor
Email Address
belgin.elbir@atilim.edu.tr
Main Affiliation
Department of English Language and Literature
Status
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
1NO POVERTY
0
Research Products
2ZERO HUNGER
0
Research Products
3GOOD HEALTH AND WELL-BEING
0
Research Products
4QUALITY EDUCATION
0
Research Products
5GENDER EQUALITY
3
Research Products
6CLEAN WATER AND SANITATION
0
Research Products
7AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY
0
Research Products
8DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH
0
Research Products
9INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE
0
Research Products
10REDUCED INEQUALITIES
1
Research Products
11SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES
2
Research Products
12RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION
0
Research Products
13CLIMATE ACTION
0
Research Products
14LIFE BELOW WATER
0
Research Products
15LIFE ON LAND
0
Research Products
16PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
0
Research Products
17PARTNERSHIPS FOR THE GOALS
0
Research Products

Documents
2
Citations
0
h-index
0

This researcher does not have a WoS ID.

Scholarly Output
33
Articles
4
Views / Downloads
324/586
Supervised MSc Theses
16
Supervised PhD Theses
11
WoS Citation Count
0
Scopus Citation Count
0
Patents
0
Projects
0
WoS Citations per Publication
0.00
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
2
Supervised Theses
27
| Journal | Count |
|---|---|
| Analele Universitatii Ovidius Constanta, Seria Filologie | 3 |
| Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi | 1 |
| Folklor/Edebiyat | 1 |
Current Page: 1 / 1
Scopus Quartile Distribution
Competency Cloud

33 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 33
Master Thesis Smoke Screen Use of Words: Suspension and Self-Negation in Selected Short Fiction of Elizabeth Bowen and Samuel Beckett(2024) Büyüktelli, Rüveyda; Elbir, Nüket BelginBu tez çalışması, Elizabeth Bowen ve Samuel Beckett'in İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, savaşın travmatik etkileri altında yazdıkları kısa öykülerini, savaş dönemindeki zaman ve mekân algısının yanı sıra, günlük yaşamlarında meydana gelen 'askıya alma' ve dönemin yol açtığı belirsizlikten ortaya çıkan 'kendiyle çatışma' temaları üzerinden incelemektedir. Savaş döneminde, tarafsız olan anavatanları İrlanda'da yaşamak yerine savaştan en çok etkilenen iki Avrupa başkentinde -Londra ve Paris'te- yaşamış ve eserlerini yazmış olan bu iki yazarın, eserlerinde savaşın yol açtığı belirsizliği, duraksamayı ve aynı anda hem İrlandalı kökenlerini koruyup hem de ulus ötesi bir yaklaşımla savaş döneminin bireyde ve kolektif olarak toplumda bıraktığı silinmez tarihî, politik, sosyal ve kültürel izleri ve hisleri erken modernizmin estetik anlayışlarını kullanarak yansıtmaları, bu eserlerin aynı zamanda 'late modernism' (geç modernizm) bağlamında incelenmesine olanak sağlamıştır. Bu tezin öne sürdüğü bir diğer sav ise, kısa öykünün 'fragmented' (parçalı) anlatım biçiminin savaş dönemi belirsizliklerini, bu dönemdeki yaşamın askıya alınmış (suspended) ve kırılgan ve değişken (provisional) yanlarını incelemek için en uygun edebi tür olduğudur. Bowen'ın İrlandalı yazarlara ilişkin, 1941'de Woolf'a yazdığı mektubunda atıfta bulunduğu bir ifade olan 'smoke-screen use of words' (kelimelerin sis perdesi arkasından kullanılması) da hem Bowen'ın hem de Beckett'in savaş döneminde yazdıkları kısa öykülerinde kullanılan bir yazım şekli olarak öne çıkmaktadır. Her iki yazarın da bu döneme ait eserlerinde dönemin tarihi, politik ve toplumsal kaygılarını bireysel kaygıların ardında gizlemeleri ise İrlandalı kimliklerinin yol açtığı arada kalmışlığın yanı sıra, savaş döneminin belirsizlikleri ve iki yazarın da savaş dönemindeki kısa öykülerinde geç modernizmin edebi özelliklerinin bulunmasıyla ilişkilendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Bowen, Beckett, İkinci Dünya Savaşı, 'geç modernizm', askıya almaDoctoral Thesis Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North And South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları(2022) Al-khafaf, Zied; Elbir, Nüket BelginAL-KHAFAF, Ziead. ―Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları‖, Doktora Tezi, Ankara, 2021. İngiliz kadın roman yazarları, özellikle on dokuzuncu yüzyılın başından itibaren, kadınların özel yaşam ile toplumsal yaşam alanları arasındaki karşıtlığı aşmak için verdikleri mücadeleyi ve çabalarını betimleyen, edebi niteliği yüksek, çok sayıda eser yayımlamışlardır. Bu tezin kuramsal çerçevesini oluşturan ―jinoeleştiri‖ kuramının sahibi Amerikalı kuramcı ve eleştirmen Elaine Showalter'a göre, kadınların deneyimleri tarih anlatılarının çoğunda önemsizleştirildiği, hatta kimi zaman tamamen göz ardı edildiği için, kadın yazarların eserleri kadınların yaşamları ve deneyimleri konusunda bilgi edinmek açısından son derece değerli birer kaynak olabilir. Bu görüşten hareketle bu tezde, on dokuzuncu yüzyıldan üç kadın yazarın, söz konusu dönemde gelişen farklı roman türlerinde yazılmış birer eseri incelenmektedir. Bu eserler, Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanlarıdır. Tezin amacı, romanlarda kadın karakterlerin nasıl temsil edildiğini incelemek; aynı zamanda, farklı türlerin biçim ve içerik özelliklerinin yazarlara ne gibi olanaklar sağladığını araştırmaktır. Showalter'ın kuramından, kendisinin önerdiği kültürel model bağlamında yararlanılarak yapılan inceleme sonucunda, kadın yazarların ―yumuşatılmış‖ olarak tanımlanabilecek bir söylem tercih ettikleri saptanmıştır. Elizabeth Gaskell'ın North and South, bir ―sanayi romanı‖ olarak, kadın ve erkek işçilerin çalışma koşullarına odaklanmakta, böylece kadın karakterlere toplumsal yaşam içinde daha geniş bir alan açmaktadır. Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, ―bildungsroman‖ türünde bir roman olarak, kahramanı Jane'in kişisel gelişimine ve olgunlaşma sürecine vurgu yapmakta ve böylece, kadınlara biçilmiş geleneksel rollerin dışına çıkabileceğini göstermektedir. Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanı ise, ―sansasyon romanı‖ özelliği ile, fiziksel güzellik gibi geçici değerlere önem vermenin yanlışlığını ortaya koyarak kadın karakterlerinin insan yönlerini öne çıkarmaktadır.ii Anahtar Sözcükler: jinoeleştiri, toplumsal ve özel yaşam, gelişim romanı, sansasyon romanı, sanayi romanı.Master Thesis Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe ve William Golding'in Sineklerin Tanrısı'ında Bireysellik Kavramının Karşılaştırılmalı Bir Çalışması(2023) Kalkan, Fatmanur; Elbir, Nüket BelginBu çalışma birey ve bireysellik kavramlarını bir ada ortamı içerisinde, birey kavramının değişimini ve sunumunu farklı yazarların bakış açısıyla karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Amaç, modernleşme sürecinin tarihsel çerçevesi içinde gelişen bireysellik kavramı ışığında kurgusal tasvirin önemini keşfetmektir. Roman türü İngilterede özellikle 17.yy sonu ve 18. yy başında bir tür olarak yükselmeye başlamıştır. Bir edebi tür olarak romanın yükselmesiyle İngilterede modernleşmenin başlaması neredeyse aynı zamanda meydana gelmektedir. Dönemin gelişmeleri örneğin Aydınlanma Çağı, birey kavramını farklı bir boyuta taşımakta ve ona modern anlamda değer vermeye başlamaktadır. Böylece günümüz anlamındaki modern birey kavramının başlangıcı meydana gelmeye başlamakta ve roman ise dönemin bu değişimine tam anlamıyla cevap vermeye başlamaktadır. Roman türü bireyi ve onun gerçek yaşamını, deneyimlerini kendisine konu edinecek kadar değerli görmektedir. Bireyin ve bireyselliğin önem kazanmasıyla roman sıradan insanın bireyselliğini ve bireysel deneyimlerini adeta gerçekmiş gibi ön plana çıkarmaktadır. Eğitim görmeye başlayan ve okumayı alışkanlık haline getiren, yani modernleşmeye başlayan sıradan okur, kendi yaşamıyla özleştirmeyi isteyeceği sıradan kahramanlarla roman türünün yükselişine katkı sağlamaktadır. Robinson Crusoe ve Sineklerin Tanrısı romanlarında da bireyi ve bireyselliği özellikle ön plana çıkaran Defoe ve Golding'in kullandığı ada ortamıdır. Her iki romanda da ada ortamı, romanın yeni bir edebi tür olarak bireyci yönelimi açısından önemli bir unsurdur. Ada ortamı bir mikrokozm olarak gerek somut gerek soyut anlamıyla her şekilde karakterleri test etmekte karakterlerin bireyselliklerini ve bireysel deneyimlerini sunmaktadır. Böylece tezin sonuç bölümünde iki roman arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları bir ada ortamı içerisinde karakterlerin bireyselliği ve bireysel temsili açısından önemi üzerine bir değerlendirme sunulmaktadır.Master Thesis Gotik kadın kahramanların evrimi: Ann Radcliffe'in Sicilyada bir Aşk Hikayesi ve Emily Bronte'nin Uğultulu Tepeleri(2023) Temel, İrem Ece; Elbir, Nüket BelginOnsekizinci yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkışının ardından gotik edebi yazın türü, birçok alt-edebi türe zemin hazırlamış olup, türün kendisi de kendi içinde birçok alt türe bölünmüştür. Gotik türünün en yaygın alt türlerinden biri kadın gotiktir. Bu romanların olay örgüsü kadınların durumunu tasvir etmek için gotik gelenekleri kullanır ve mutlu bir sona ulaşmadan önce erkek kötülüğüne maruz kalması gereken bir kadın kahramana odaklanır. Bugün on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllar arasında kadınlar tarafından yazılan gotik romanlar, feminist eleştirmenler tarafından kadın gotik romanları olarak görülmektedir. Erkek gotik romanlarının birçoğunda, gotik kadın kahramanın tasviri, kadın yazarların tasvirinden farklıdır. Bu nedenle gotik kahramanların tasviri, yazarın cinsiyetine bağlı olarak eleştirmenler tarafından farklı biçimde değerlendirilmektedir. Kadın gotik edebiyatının en önemli öncülerinden birinin de yazar Ann Radcliffe'tir. Radcliffe, romanlarının çoğunda gotik kadın kahramanlar canlandırarak kendine özgü bir üslup yaratmıştır. Birçok kadın yazar da Radcliffe'in gotik hikâyeyi kendine özgü anlatım biçiminden ilham almış ve kendi kadın kahramanlarını yaratmışlardır. Gotik roman geleneği, on dokuzuncu yüzyılda da devam etmiştir. Emily Bronte de Uğultulu Tepeler (1847) romanında kendi gotik kadın kahramanını yaratmıştır. Bu çalışmanın konusu, iki kadın yazarın romanının karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve farklı tarihsel dönemlerde yazılmış olmalarının öneminin değerlendirilmesidir. Bu iki romanda tasvir edilen gotik kadın kahramanların karşılaştırmalı incelemesi, kadın gotik türünün değişimini göstermesi açısından önemlidir. Bu tez, incelenen romanlardaki gotik kadın kahramanların betimleme biçimini karşılaştırarak, kadın gotik geleneğinin farklı dönemlerde yazılmış romanlardaki özelliklerini incelemekte ve bir değerlendirme sunmaktadır.Master Thesis Kelimelerin Sis Perdesi: Elizabeth Bowen And Samuel Beckett'in Seçilmiş Kısa Öykülerinde Belirsizlik ve Kendiyle Çatışma(2024) Büyüktelli, Rüveyda; Elbir, Nüket Belgin; Elbir, Nüket Belgin; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and Literature; Department of English Language and LiteratureBu tez çalışması, Elizabeth Bowen ve Samuel Beckett'in İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, savaşın travmatik etkileri altında yazdıkları kısa öykülerini, savaş dönemindeki zaman ve mekân algısının yanı sıra, günlük yaşamlarında meydana gelen 'askıya alma' ve dönemin yol açtığı belirsizlikten ortaya çıkan 'kendiyle çatışma' temaları üzerinden incelemektedir. Savaş döneminde, tarafsız olan anavatanları İrlanda'da yaşamak yerine savaştan en çok etkilenen iki Avrupa başkentinde -Londra ve Paris'te- yaşamış ve eserlerini yazmış olan bu iki yazarın, eserlerinde savaşın yol açtığı belirsizliği, duraksamayı ve aynı anda hem İrlandalı kökenlerini koruyup hem de ulus ötesi bir yaklaşımla savaş döneminin bireyde ve kolektif olarak toplumda bıraktığı silinmez tarihî, politik, sosyal ve kültürel izleri ve hisleri erken modernizmin estetik anlayışlarını kullanarak yansıtmaları, bu eserlerin aynı zamanda 'late modernism' (geç modernizm) bağlamında incelenmesine olanak sağlamıştır. Bu tezin öne sürdüğü bir diğer sav ise, kısa öykünün 'fragmented' (parçalı) anlatım biçiminin savaş dönemi belirsizliklerini, bu dönemdeki yaşamın askıya alınmış (suspended) ve kırılgan ve değişken (provisional) yanlarını incelemek için en uygun edebi tür olduğudur. Bowen'ın İrlandalı yazarlara ilişkin, 1941'de Woolf'a yazdığı mektubunda atıfta bulunduğu bir ifade olan 'smoke-screen use of words' (kelimelerin sis perdesi arkasından kullanılması) da hem Bowen'ın hem de Beckett'in savaş döneminde yazdıkları kısa öykülerinde kullanılan bir yazım şekli olarak öne çıkmaktadır. Her iki yazarın da bu döneme ait eserlerinde dönemin tarihi, politik ve toplumsal kaygılarını bireysel kaygıların ardında gizlemeleri ise İrlandalı kimliklerinin yol açtığı arada kalmışlığın yanı sıra, savaş döneminin belirsizlikleri ve iki yazarın da savaş dönemindeki kısa öykülerinde geç modernizmin edebi özelliklerinin bulunmasıyla ilişkilendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Bowen, Beckett, İkinci Dünya Savaşı, 'geç modernizm', askıya almaMaster Thesis Taşra romanlarında komedi:Bayan Gaskel'ın Cranford, Margaret Oliphant'ın Miss Marjoribanks, Anthony Trollope'un The Small House at Allington(2019) Gün, Buse; Elbir, Nüket Belgin1848-1870 yılları arası İngiltere'de Viktorya döneminin ortalarına denk gelmektedir. Bu dönem Erken Viktorya dönemi ile kıyaslandığında daha sorunsuz ve nisbeten huzurlu ve refah içinde geçen bir dönem olarak bilinmektedir. Endüstriyel Devrim ile birlikte makineleşme ve sanayileşme hızlandığında bu iki önemli gelişmenin getirdiği olmusuzluklar dikkatleri daha sorunsuz bir bölge olan taşraya çekmiştir. Endüstriyel Devrim'in getirisi olan raylı sistemin yapılması ise seyahat etmeyi kolaylaştırdığından bu bölgelere ulaşım kolaylıkla sağlanmıştır. Bu tezde Elizabeth Gaskell'ın Cranford, Margaret Oliphant'ın Miss Marjoribanks ve Anthony Trollope'un The Small House At Allington romanları mekan olarak taşrayı seçen romanlar olarak işlenmiştir. Buna ek olarak mizahın bu dönem romanlarında dönemin getirdiği zorlukları yumuşatmak ve daha kolay üstesinden gelmek amacıyla kullanıldığı gözlenmiştir. Bu tezde işlenen üç roman da taşra romanlarının özelliklerini taşıyan eselerdir. Romanların geçtiği yerler, çevrelerindeki büyük kentlerden yalıtılmış izlenimi uyandırmaktadır. Ayrıca, bu yerlerde yaşayan kişiler Endüstri Devrimi'nin meydana getirdiği büyük değişime direnmektedirler. Romanlarda bu direnç bir mizah unsuru olarak betimlenmekte, böylece yazarlar bir yandan değişimin kaçınılmazlığını vurgulamakta, öte yandan da sanayileşme sonucunda yitirilen geleneksel yaşam tarzlarına ve geleneksel değerlere duyulan özlemi sezindirmektedirler.Doctoral Thesis Modern İngiliz Detektif Romanında Türe Özgü Yapıların Yıkılması, Cinsiyet ve İdeoloji İlişkisi(2020) Güneş, Mustafa; Elbir, Nüket BelginPolisiye türü ve polisiye romanın genelde edebi türe özgün bir formül ve çerçeve içerisinde yazıldığı düşünülür. Ancak, bu tezin amacı, 1970'li yıllardan sonra, klasik polisiye roman yazınında, cinsiyet ve ataerkil ideoloji ile bağlantıları olan ciddi bir yol ayrımı yaşandığı savını araştırmak ve mümkünse ispatlamaktır. P.D. James'in kadınların profesyonel tercihleri ve gelişimlerini engelleyen sınırları sorgulayan ve yıkmaya çalışan 1970'lerin 'yeni kadın' kavramını örnekleyen detektif figürünü resmettiği Kadınlara Göre Değil (1972) adlı kitabıyla başlayan bu edebi yol ayrımı, Martin Amis'in, özellikle kurgusal detektifin geleneksel karakter tasviri, dilin daima polisiye türüne özgü bir biçimde kullanılışı, gerilimin her zaman tepe noktasına ulaştığı ve çözümlendiği alışılagelmiş anlatım tarzı, ve suçun hep benzer türde ve özellikte olması ve sonuçlarının hep aynı şekilde cezalandırılması gibi polisiye roman türüne has klişeleri yıktığı ve aynı zamanda polis teşkilatında çalışan bir kadın detektifin bu maskülen ortamda var olmasının zorluklarını ve belki de imkansızlığını ele alan Gece Treni (1997) gibi eserlerle devam eder. Graham Swift'in Günyüzü (2003) adlı romanı bu tartışmaları hem daha ileri noktalara taşır hem de türe özgü bilindik anlatı yapılarını alt üst eder ve bu edebi alt üst olma, klasik polisiye romanlarındaki tipik 'kurtarıcı' detektif figürünün de alt üst edilmesiyle paralel olarak verilir. Swift'in romanında detektif figürü, toplumu işlenen suçtan kurtarmak istemeyen veya bu yeteneğe sahip olamayan ve suçun bozduğu düzenin yeniden kurulmasını sağlayamayan ya da bu konularla ilgilenmeyen bir anti-kahramana veya anti-detektife dönüştürülür. Aynı doğrultuda klasik detektif figürünün geleneksel azami otoritesi ve polisiye romanda alışılagelmiş tasvir eden 'erkek bakışı' gücünü ve otoritesini, özellikle kadınlar karşısında, kaybetmiş olarak resmedilir. Çalışmada ele alınan üç romanın, polisiye türüne özgü yapıları yıkmasının geleneksel kadın ve erkek ilişkilerinin ve toplumdaki tipik rollerinin sorgulamasıyla paralel olduğu görülür.Book 100. Yılında Türkiye Cumhuriyeti(Atılım Üniversitesi, 2024) Garibova, Jala; Sığırcı, İlhami; Aysal, Necdet; Sümer, Nebi; Çelik, S. Dilek Yalçın; Birlik, Gültekin Kamil; Elbir, Nüket Belgin; Sulak, FatihAvrupa’nın geçirdiği Rönesans, Reform, Aydınlanma Çağı ve Sanayi Devrimi sürecini yaşayamayan Osmanlı Devleti başta ekonomi olmak üzere, eğitim, kültür, sanat gibi alanlarda çağın gerisinde kalmıştır. Bunun yanı sıra 20. yüzyılda yaşadığı Trablusgarp ve Balkan Savaşı, özellikle de Birinci Dünya Savaşı Osmanlı Devleti’nin sonunu getirmiş, Anadolu dâhil pek çok toprağı işgal edilmiştir. Neredeyse bütün varlığını yitirmiş olan Türk toplumu Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde ve yol göstericiliğinde işgalcilere karşı Milli Mücadeleyi başlatmış ve Misak-ı Milliyi büyük oranda gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Cephede elde edilen bu başarı sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti başta eğitim olmak üzere hayatın her alanında büyük devrimler gerçekleştirerek, Avrupa ile arasındaki mesafeyi kapatmayı, medeni devletler arasında yer almayı hedeflemiştir. Bu hedef doğrultusunda kısa sürede olumlu gelişmeler elde edilmiş, eğitim seviyesi hızla yükseltilmiş, ekonomide üretken olan, bilim ve sanatta önemli başarılar elde eden bir toplum yaratılmıştır. Cumhuriyetin 100. yılına gelindiğinde ise, bu hedef doğrultusunda çok önemli ilerlemeler başarılmış, Avrupa ile aradaki yüzlerce yıllık açık önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Cumhuriyetin 100. yılında, Atılım Üniversitesinde gerçekleştirilen “100. Yılında Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu”nda bu ilerlemeler sunulan bildirilerle ortaya konulmuştur. Sempozyumda sunulan bildirilerdeki tespitler daha geniş bir kitleye hitap edebilmesi amacıyla, yeniden düzenlenerek kitap haline getirilmiştir. Böylece Atılım Üniversitesi olarak, topluma hizmet etme noktasında yürütülen çalışmalara yeni bir halka daha eklenmiştir.Doctoral Thesis Çağdaş Romanda Travma ve Anlatı: Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler, Michéle Roberts'ın Evin Kızları ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar Adlı Romanları(2024) Toksöz, İsmet; Elbir, Nüket BelginBu tezin amacı bireysel ve toplumsal travmayı ortaya çıkarma ve bu travmalarla yüzleşme aracı olan öykülemenin Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler (1982), Michéle Roberts'ın Evin Kızları (1992) ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar (2008) adlı romanlarında bireysel ve savaş travmasını ortaya çıkarmada nasıl kullanıldığını incelemektir. Edebi travma kuramının yükselişi romancıların eserlerinde travmayı nasıl yansıttığını büyük ölçüde etkilemiştir. Edebi travma kuramının yükselişinden önce, edebiyatta travmanın işlenmesinin odak noktası travmanın olgusal detayları ve travma ile ilgili hatırlananlar üzerineydi. Ancak, edebi travma kuramının ortaya çıkışı ile birlikte romancılar travmanın psikolojik, duygusal ve anlatımsal sonuçlarını ve travmanın nasıl hatırlandığını incelemeye başladılar. Ishiguro, Roberts ve Barry romanlarında travmayı etkili bir şekilde kurgulayarak anlatım stratejileri olan yazım tarzları, kelime seçimleri, parçalanmış anlatım teknikleri, tutarsız anlatıcıları ve öyküleme kullanımı yoluyla travmanın romandaki temsiline katkıda bulunmuşlardır. Bu çalışma için seçilen üç romanın ana karakterleri Etsuko, Thérése ve Roseanne, savaş travmalarıyla yüzleşmek, bunları ortaya çıkarmak ve bunlarla başa çıkmak için öykülemeyi bir anlatım stratejisi olarak kullanmışlardır. Seçilen üç romanın anlatım stratejilerini inceleyen bu çalışma Ishiguro, Roberts ve Barry'nin, öykülemenin travma mağdurlarının sessizliğini bozmak ve söylenemezi söylenebilir kılmak için bir öz-iyileşme aracı olarak kullanılabileceğini işaret ettiklerini göstermiştir. Bu çalışma, ayrıca, travmanın nesiller arası kendisini gösteren doğasını ele alarak, travmanın nesiller arasında aktarıldığını öne süren postbellek teorisinin geçerliliğini de göstermiştir. Bununla birlikte, bu çalışma, öykülemeyi bireysel ve savaş travmalarıyla yüzleşme aracı olarak kullanmalarının Etsuko, Thérése ve Roseanne'i bireysel ve savaş travmaları ile yüzleşme yolunda daha cesur kıldığını da vurgulamıştır.Article Wartime Spaces in Elizabeth Bowen's “sunday Afternoon”(Ovidius University, 2021) Elbir,N.B.This article examines the treatment of space and time in the Anglo-Irish writer Elizabeth Bowen's wartime short story “Sunday Afternoon” (1941), to discuss how the use of spatiality and spatial images in the narrative discourse of the story enables her to convey the social and physical reality of the Second World War, and the psychological, interior states and anxietiesof her characters, revealing their sense of dislocation and disorientation caused by wartime conditions. My argument is inspired mainly by Mikhail Bakhtin's concept of the “chronotope” and Gaston Bachelard's definition of the house as “psychic space.” The protagonist of the story is an Anglo-Irish man who is on a visit to his old friends in Ireland from London, where his home has been destroyed by the Blitz. He is soon to return to his Ministry job in blitzed London and to an uncertain and frightening future. I argue that the setting of the story, the Anglo-Irish Ascendancy big house and its environs in neutral Ireland, becomes a Bakhtinian chronotope where, as Bakhtin putsit, “time, asit were, thickens, takeson flesh, becomes artistically visible; likewise, space becomes charged and responsive to the movements of time, plot and history” (84), and the house portrayed as a familiar and well-remembered space that takes the protagonist back to his past functions as an image that, in Bachelard's words, “bespeaks intimacy”(72). Thus, the depiction of wartime spaces in “Sunday Afternoon” gains historical and personal significance that merges the past, present and future, and serves to emphasize the convergence of public and private moments of crisis. © 2021 Ovidius University. All rights reserved.

