Elbir, Nüket Belgin
Loading...
Name Variants
N., Elbir
Elbir, Nuket Belgin
N.B.Elbir
E., Nuket Belgin
Nuket Belgin, Elbir
Nüket Belgin, Elbir
Nüket Belgin Elbir
E.,Nuket Belgin
Elbir, Nüket Belgin
E.,Nüket Belgin
Elbir,Nuket Belgin
E., Nüket Belgin
N. B. Elbir
N.,Elbir
Elbir,N.B.
Elbir, N. Belgin
Elbir, Belgin
Elbir, Nüket
Elbir, Nuket Belgin
N.B.Elbir
E., Nuket Belgin
Nuket Belgin, Elbir
Nüket Belgin, Elbir
Nüket Belgin Elbir
E.,Nuket Belgin
Elbir, Nüket Belgin
E.,Nüket Belgin
Elbir,Nuket Belgin
E., Nüket Belgin
N. B. Elbir
N.,Elbir
Elbir,N.B.
Elbir, N. Belgin
Elbir, Belgin
Elbir, Nüket
Job Title
Profesör Doktor
Email Address
belgin.elbir@atilim.edu.tr
Main Affiliation
Department of English Language and Literature
Status
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Scholarly Output
25
Articles
2
Citation Count
0
Supervised Theses
20
25 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 25
Doctoral Thesis Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North And South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları(2022) Al-khafaf, Zied; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and LiteratureAL-KHAFAF, Ziead. ―Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları‖, Doktora Tezi, Ankara, 2021. İngiliz kadın roman yazarları, özellikle on dokuzuncu yüzyılın başından itibaren, kadınların özel yaşam ile toplumsal yaşam alanları arasındaki karşıtlığı aşmak için verdikleri mücadeleyi ve çabalarını betimleyen, edebi niteliği yüksek, çok sayıda eser yayımlamışlardır. Bu tezin kuramsal çerçevesini oluşturan ―jinoeleştiri‖ kuramının sahibi Amerikalı kuramcı ve eleştirmen Elaine Showalter'a göre, kadınların deneyimleri tarih anlatılarının çoğunda önemsizleştirildiği, hatta kimi zaman tamamen göz ardı edildiği için, kadın yazarların eserleri kadınların yaşamları ve deneyimleri konusunda bilgi edinmek açısından son derece değerli birer kaynak olabilir. Bu görüşten hareketle bu tezde, on dokuzuncu yüzyıldan üç kadın yazarın, söz konusu dönemde gelişen farklı roman türlerinde yazılmış birer eseri incelenmektedir. Bu eserler, Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanlarıdır. Tezin amacı, romanlarda kadın karakterlerin nasıl temsil edildiğini incelemek; aynı zamanda, farklı türlerin biçim ve içerik özelliklerinin yazarlara ne gibi olanaklar sağladığını araştırmaktır. Showalter'ın kuramından, kendisinin önerdiği kültürel model bağlamında yararlanılarak yapılan inceleme sonucunda, kadın yazarların ―yumuşatılmış‖ olarak tanımlanabilecek bir söylem tercih ettikleri saptanmıştır. Elizabeth Gaskell'ın North and South, bir ―sanayi romanı‖ olarak, kadın ve erkek işçilerin çalışma koşullarına odaklanmakta, böylece kadın karakterlere toplumsal yaşam içinde daha geniş bir alan açmaktadır. Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, ―bildungsroman‖ türünde bir roman olarak, kahramanı Jane'in kişisel gelişimine ve olgunlaşma sürecine vurgu yapmakta ve böylece, kadınlara biçilmiş geleneksel rollerin dışına çıkabileceğini göstermektedir. Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanı ise, ―sansasyon romanı‖ özelliği ile, fiziksel güzellik gibi geçici değerlere önem vermenin yanlışlığını ortaya koyarak kadın karakterlerinin insan yönlerini öne çıkarmaktadır.ii Anahtar Sözcükler: jinoeleştiri, toplumsal ve özel yaşam, gelişim romanı, sansasyon romanı, sanayi romanı.Master Thesis Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe ve William Golding'in Sineklerin Tanrısı'ında Bireysellik Kavramının Karşılaştırılmalı Bir Çalışması(2023) Kalkan, Fatmanur; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and LiteratureBu çalışma birey ve bireysellik kavramlarını bir ada ortamı içerisinde, birey kavramının değişimini ve sunumunu farklı yazarların bakış açısıyla karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Amaç, modernleşme sürecinin tarihsel çerçevesi içinde gelişen bireysellik kavramı ışığında kurgusal tasvirin önemini keşfetmektir. Roman türü İngilterede özellikle 17.yy sonu ve 18. yy başında bir tür olarak yükselmeye başlamıştır. Bir edebi tür olarak romanın yükselmesiyle İngilterede modernleşmenin başlaması neredeyse aynı zamanda meydana gelmektedir. Dönemin gelişmeleri örneğin Aydınlanma Çağı, birey kavramını farklı bir boyuta taşımakta ve ona modern anlamda değer vermeye başlamaktadır. Böylece günümüz anlamındaki modern birey kavramının başlangıcı meydana gelmeye başlamakta ve roman ise dönemin bu değişimine tam anlamıyla cevap vermeye başlamaktadır. Roman türü bireyi ve onun gerçek yaşamını, deneyimlerini kendisine konu edinecek kadar değerli görmektedir. Bireyin ve bireyselliğin önem kazanmasıyla roman sıradan insanın bireyselliğini ve bireysel deneyimlerini adeta gerçekmiş gibi ön plana çıkarmaktadır. Eğitim görmeye başlayan ve okumayı alışkanlık haline getiren, yani modernleşmeye başlayan sıradan okur, kendi yaşamıyla özleştirmeyi isteyeceği sıradan kahramanlarla roman türünün yükselişine katkı sağlamaktadır. Robinson Crusoe ve Sineklerin Tanrısı romanlarında da bireyi ve bireyselliği özellikle ön plana çıkaran Defoe ve Golding'in kullandığı ada ortamıdır. Her iki romanda da ada ortamı, romanın yeni bir edebi tür olarak bireyci yönelimi açısından önemli bir unsurdur. Ada ortamı bir mikrokozm olarak gerek somut gerek soyut anlamıyla her şekilde karakterleri test etmekte karakterlerin bireyselliklerini ve bireysel deneyimlerini sunmaktadır. Böylece tezin sonuç bölümünde iki roman arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları bir ada ortamı içerisinde karakterlerin bireyselliği ve bireysel temsili açısından önemi üzerine bir değerlendirme sunulmaktadır.Review Citation - Scopus: 0Journeying in Time and Space “through the Tall Heat That Slept”: Larkin's “the Whitsun Weddings”(Ovidius University, 2019) Elbir,N.B.; Department of English Language and LiteratureThis paper examines Philip Larkin's use of the metaphor of a train journey in his famous poem “The Whitsun Weddings” to transform time into space in such a way so as to enable the speaker to present a geographical and historical survey of the rural, urban and industrial landscape of mid-twentieth-century, post-war England, registering the social and cultural changes brought about by the process of modernization. The paper argues that the train journey functions as a metaphor for an imaginative journey, through time and space, that brings, in a characteristically discursive manner, Larkin's solitary and contemplative speaker from a state of detachment and superiority to one of heightened and thoughtful realization of the deeper implications of his perceptions as the train, and the poem near the final destination. In other words, the railway journey through the spatial and temporal metaphor of “the tall heat that slept” becomes a means of revealing and patterning the speaker's changing responses to the modern English landscape and English people. © 2019 Ovidius University. All rights reserved.Doctoral Thesis Modernist Şiiri İnşa Etmek: Ezra Pound'un ve T. S. Eliot'ın Şiirlerinde Londra'nın Ulusaşırı Temsilleri(2018) Alta, Seda Şen; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and LiteratureTarih boyunca Londra, İngiliz edebiyatında birçok yazarın eserlerinde betimlediği ve çoğu kez bir sembol olarak kullandığı bir kent olmuştur. Küçük bir tüccar kasabası olarak kurulan Londra'nın, çokuluslu bir metropole dönüştüğünde edebiyat metinlerindeki işlevinin ve taşıdığı anlamların da değişime uğradığı görülmektedir. Kent, yazarların betimlemeleri sayesinde yeni anlamlar kazanırken, öte yandan da kentte meydana gelen çeşitli değişiklikler kentin görünüşünü ve dolayısıyla yazarların kenti eserlerinde kullanma biçimlerinin değişmesine neden olmaktadır. Diğer bir deyişle, edebiyat ile kent arasında yakın bir ilişki bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren çağdaş kuramcı ve eleştirmenler kent anlatısı içeren edebi eserleri mekân odaklı okuma yöntemleriyle incelemeyi önermişlerdir. Ayrıca bu eleştirmenler bir kentin bir metne dönüşebileceğini, edebi metinlerdeki kent anlatısının ise okuyucunun zihninde kenti yeniden kurabileceği ve yaratabileceği, anlatım yöntemlerine göre yazarın kent ile ilgili izlenimleri değiştirebileceği ve hatta şehrin fiziki yapısını bile etkileyebileceği öne sürmektedirler. Söz konusu eleştirmenler, yazarların kent ile ilişkilerini konu eden edebi anlatılara kent edebiyatı, bu çerçevede kent ile ilgili şiirlere kent şiiri adını vermişlerdir. Bu yöntem, şiirlerdeki kent imgelerinde kentteki tarihsel, toplumsal ve ideolojik değişimlerin tespit edilebilmesinin yanı sıra modernizm gibi edebiyat akımlarının ve bu akımların içinde yer alan yazarların ve eserlerinin de mekân odaklı okumalarının yapılabilmesini sağlamıştır. Ayrıca mekânsal eleştiriyi savunan eleştirmenler kentin yerlisi olan yazarlar ile yabancı yazarların kenti farklı yöntemlerle betimlediklerini öne sürmüşlerdir. Bu tezde, yukarıda belirtilen mekân odaklı eleştiri yöntemleri ışığında, birçok eserlerinde Londra kentini konu ve izlek edinen Amerikalı asıllı modernist şairler Ezra Pound ve T. S. Eliot'ın Londra'yı temsil etme biçimleri incelenecek ve bu iki şairin Londra temsillerini, Londra'nın daha önceki edebi temsilleriyle nasıl bir araya getirerek modernist şiir tekniklerini oluşturmada kullandıkları tartışılacaktır. Kenti bir yabancının gözünden anlatarak, ulusaşırı bir bakışla eski ve yeniyi kaynaştıran Pound ile Eliot'ın şiirlerindeki Londra kenti imgeleri yoluyla modern dünyanın karmaşasını çeşitli yönleriyle ortaya koymaya çalıştıkları vurgulanacaktır.Doctoral Thesis Modern İngiliz Detektif Romanında Türe Özgü Yapıların Yıkılması, Cinsiyet ve İdeoloji İlişkisi(2020) Güneş, Mustafa; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and Literature; Department of Modern LanguagesPolisiye türü ve polisiye romanın genelde edebi türe özgün bir formül ve çerçeve içerisinde yazıldığı düşünülür. Ancak, bu tezin amacı, 1970'li yıllardan sonra, klasik polisiye roman yazınında, cinsiyet ve ataerkil ideoloji ile bağlantıları olan ciddi bir yol ayrımı yaşandığı savını araştırmak ve mümkünse ispatlamaktır. P.D. James'in kadınların profesyonel tercihleri ve gelişimlerini engelleyen sınırları sorgulayan ve yıkmaya çalışan 1970'lerin 'yeni kadın' kavramını örnekleyen detektif figürünü resmettiği Kadınlara Göre Değil (1972) adlı kitabıyla başlayan bu edebi yol ayrımı, Martin Amis'in, özellikle kurgusal detektifin geleneksel karakter tasviri, dilin daima polisiye türüne özgü bir biçimde kullanılışı, gerilimin her zaman tepe noktasına ulaştığı ve çözümlendiği alışılagelmiş anlatım tarzı, ve suçun hep benzer türde ve özellikte olması ve sonuçlarının hep aynı şekilde cezalandırılması gibi polisiye roman türüne has klişeleri yıktığı ve aynı zamanda polis teşkilatında çalışan bir kadın detektifin bu maskülen ortamda var olmasının zorluklarını ve belki de imkansızlığını ele alan Gece Treni (1997) gibi eserlerle devam eder. Graham Swift'in Günyüzü (2003) adlı romanı bu tartışmaları hem daha ileri noktalara taşır hem de türe özgü bilindik anlatı yapılarını alt üst eder ve bu edebi alt üst olma, klasik polisiye romanlarındaki tipik 'kurtarıcı' detektif figürünün de alt üst edilmesiyle paralel olarak verilir. Swift'in romanında detektif figürü, toplumu işlenen suçtan kurtarmak istemeyen veya bu yeteneğe sahip olamayan ve suçun bozduğu düzenin yeniden kurulmasını sağlayamayan ya da bu konularla ilgilenmeyen bir anti-kahramana veya anti-detektife dönüştürülür. Aynı doğrultuda klasik detektif figürünün geleneksel azami otoritesi ve polisiye romanda alışılagelmiş tasvir eden 'erkek bakışı' gücünü ve otoritesini, özellikle kadınlar karşısında, kaybetmiş olarak resmedilir. Çalışmada ele alınan üç romanın, polisiye türüne özgü yapıları yıkmasının geleneksel kadın ve erkek ilişkilerinin ve toplumdaki tipik rollerinin sorgulamasıyla paralel olduğu görülür.Article Citation - Scopus: 0Wartime Spaces in Elizabeth Bowen's “sunday Afternoon”(Ovidius University, 2021) Elbir,N.B.; Department of English Language and LiteratureThis article examines the treatment of space and time in the Anglo-Irish writer Elizabeth Bowen's wartime short story “Sunday Afternoon” (1941), to discuss how the use of spatiality and spatial images in the narrative discourse of the story enables her to convey the social and physical reality of the Second World War, and the psychological, interior states and anxietiesof her characters, revealing their sense of dislocation and disorientation caused by wartime conditions. My argument is inspired mainly by Mikhail Bakhtin's concept of the “chronotope” and Gaston Bachelard's definition of the house as “psychic space.” The protagonist of the story is an Anglo-Irish man who is on a visit to his old friends in Ireland from London, where his home has been destroyed by the Blitz. He is soon to return to his Ministry job in blitzed London and to an uncertain and frightening future. I argue that the setting of the story, the Anglo-Irish Ascendancy big house and its environs in neutral Ireland, becomes a Bakhtinian chronotope where, as Bakhtin putsit, “time, asit were, thickens, takeson flesh, becomes artistically visible; likewise, space becomes charged and responsive to the movements of time, plot and history” (84), and the house portrayed as a familiar and well-remembered space that takes the protagonist back to his past functions as an image that, in Bachelard's words, “bespeaks intimacy”(72). Thus, the depiction of wartime spaces in “Sunday Afternoon” gains historical and personal significance that merges the past, present and future, and serves to emphasize the convergence of public and private moments of crisis. © 2021 Ovidius University. All rights reserved.Master Thesis Emily Bronte'nin Wuthering Heights (uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi(2019) Muhealdeen, Rasool Abdullah; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and LiteratureEmily Bronte'nin Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi. Bu çalışmada Ondokuzuncu Yüzyıl İngiliz yazarları Emily Bronte'nin Wuthering Heights ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre başlıklı romanları, Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi bağlamında, Sigmund Freud'un kişilerin davranışlarını önemli ölçüde etkileyen psikolojik etkenler kapsamında ortaya koyduğu savunma mekanizmaları kavramı ışığında incelenmektedir. İncelemenin yöntemi, söz konusu iki romanda savunma mekanizmalarının nasıl kullanıldığının araştırılmasıdır. Çalışmanın amacı, bu iki önemli yazarın romanlarının farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu amaçla, Wuthering Heights ve Jane Eyre romanlarındaki başlıca roman kişilerinin romanda betimlenen tutumlarını ve davranış biçimlerini belirleyen savunma mekanizmaları incelenmektedir. İnceleme, iki romanın kahramanları olan Catherine Earnshaw, Heathcliff, Jane Eyre ve Mr Rochester adlı roman kişilerinin roman boyunca davranışları yoluyla sergiledikleri savunma mekanizmalarını ele almakta ve aralarındaki benzerlik ve farklara dikkat çekmektedir. Çalışmada ayrıca, romanların yazarları Bronte kardeşlerin bu karakterleri yaratma süreçlerini ve karakterlere yükledikleri özellikleri etkilediği varsayılan savunma mekanizmaları da dikkate alınmakta ve roman kişilerinin davranışlarını yazarların yaşamları ve kişilik özellikleri açısından tartışan bir değerlendirme sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi, Savunma Mekanizmaları, Sigmund Freud, Emily Bronte, Wuthering Heights, Charlotte Bronte, Jane Eyre.Doctoral Thesis Apokaliptik Romanların Karakteristik Açıdan Karşılaştırmalı Çalışması: Mary Shelley'nin The Last Man'i, H.g. Wells'in The War Of The Worlds'u, John Wyndham'ın The Day Of The Triffids'i ve Jeanette Winterson'ın The Stone Gods'ı(2020) Gürova, Ercan; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and LiteratureBu çalışmanın amacı İngiliz apokaliptik romanlarının karakteristik özelliklerindeki dönüşümü ve bu dönüşümün neden ve sonuçlarını Shelley, Wells, Wyndham ve Winterson'ın romanları üzerinden 1826'dan 2007 yılına kadarki süreçte tartışmaktır. Bu çalışma İngiliz Edebiyatında ilk modern apokaliptik romandan başlayarak seçilen dört romanda resmedilen apokaliptik şartların, unsurların ve güçlerin dönüştüğünü göstermeyi amaçlamaktadır. Bu dönüşüm esrarengiz, görünmez ve beden-dışı güçlerden bir grup bilim insanı, tiran kötü karakterlere veya uzaylılara ve nihayet felaketlerden herkesin doğrudan sorumlu olduğu kolektif bir suçluluğa doğru olmuştur. Seçilen romanlar apokaliptik, postkolonyal, posthumanist ve ekokritik yaklaşımların bulgularından yararlanacaktır. Bilim Kurgu eleştirmeni Darko Suvin'in 'biliş, yadırgatma ve yenilik' kavramlarına romanların tartışmasında atıfta bulunulacaktır. Bu çalışma ayrıca seçilen romanları Kermode ve Berger'in apokaliptik teorileri/yazıları ışığında ele alacaktır.Master Thesis Samuel Selvon'un The Lonely Londoners, Moses Ascending ve Moses Migrating Romanlarında Sömürgecilik Sonrası Edebiyat ile Modernizm Akımlarının Buluşması(2020) Çar, Tuğçe; Elbir, N. Belgin; Department of English Language and LiteratureBu tezin amacı Samuel Selvon'un The Lonely Londoners, Moses Ascending ve Moses Migrating üçlemesinde anlatıcının kullandığı dil üzerinden Modernist edebiyat ve sömürgecilik sonrası (postkolonyal) edebiyata ait ortak unsurların araştırılmasıdır. Bu üç romanda da yazar dil ile bazı deneysel çalışmalar yapmış, sömürgecilik dönemine ait olarak ortaya koymak istediklerini, kullandığı ya da oluşturduğu özel dil ile ifade etmeyi tercih etmiş, böylelikle sömürgecilik sonrası döneme ait bulgularını kendine özgü yöntemlerle ortaya koymak suretiyle eserlerinde Modernizm akımı ile sömürgecilik sonrası dönem arasında bir köprü kurmuştur. Tezin teori bölümünde, teze konu olan romanların tarihsel bağlamı içerisinde anlaşılmasını sağlamak amacıyla sömürgecilik sonrası döneme ait tarihsel bilgi sunulmuş, postkolonyal kuramların ve postkolonyal edebiyatın kavramsal temelleri üzerinde durulmuş, edebiyatta Modernizm akımının gelişimi ile ilgili bilgi verilerek bu iki akımın hangi yönlerden kesiştiklerine dair bir tartışmaya yer verilmiştir. Analitik bölümlerde, The Lonely Londoners, Moses Ascending ve Moses Migrating romanlarında anlatıcı tarafından kullanılan kendine has dilin, adı geçen edebi akımların ortak yönlerinin ortaya konulması bakımından ne gibi bir önem taşıdığı üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak, Samuel Selvon'un bu üç romanda anlatım dili olarak lehçe kullanmasının, dönemin edebi akımları açısından deneysel ve öncü bir çalışma olduğu, bu durumun gerek postkolonyal gerekse Modernist edebiyat için önemli anlamlar ifade ettiği, Selvon'un dil ve lehçe teması üzerinden hem postkolonyal hem de Modernist edebiyatın ortak konusu olan 'yurtsuzluk' ve 'yalnızlık' temalarını son derece etkin bir şekilde işlediği anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Lehçe, Deneysellik, Melezlik, Modernizm, PostkolonyalDoctoral Thesis Viktorya Dönemi Romanlarında Evlilik ve Cinsiyet Öznelliğisöylemlerinin Foucaultcu Söylem Analizi Yöntemiyle İncelenmesi(2021) Mır, Shah; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and LiteratureBu tez, 19. yüzyılın sonlarına ait Viktorya dönemi romanlarında toplumsal cinsiyet öznelliği ve evlilik üzerine olan söylemleri incelemektedir. Araştırma için seçilen romanlar, Henry James'in The Portrait of a Lady, George Gissing'in The Odd Women ve Thomas Hardy'nin Jude the Obscure adlı romanlarıdır. Çalışma, Michel Foucault'nun söylem analizi yöntemi aracılığıyla toplumsal cinsiyet öznelliği ve evlilik üzerine söylem inşa biçimlerini incelemektedir. Bu inceleme, cinsiyet söylemi üzerine söylemlerin epistemik çevre içinde nasıl inşa edildiğini ve sürdürüldüğünü inceleyen Carla Willig tarafından tasarlanan altı aşamalı bir analitik çerçeve bağlamındada yapılmaktadır. Bu tez ayrıca, üç romanı, söylemsel ortamlar açısından karşılaştırmakta ve yazarların bu söylemlere direnip direnmediğini araştırmaktadır. Çalışma, Foucaultcu söylem analizini kullanarak, toplumsal cinsiyet söylemlerinin değişen dinamiklerinden etkilenen söylem ve toplumsal cinsiyet öznelliği kavramlarının romanlarda nasıl temsil edildiğini irdelemekte ve Viktorya dönemi evlilik kurumu içindeki toplumsal cinsiyet öznelliğinin, bireysel öznelerin toplumsal cinsiyet ve evlilik konusundaki yerleşik söylemlerden kurtulabilmeleri için uygun alanları nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Çalışmanın bulguları, belirli bir söylem epistemasının yakından incelenmesinin, egemen söylemlerin düzenleyici gücünün kurucu öğelerini analiz ederek öznellik tarzlarını ortaya çıkarabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, çalışma mekanizmalarını anlamaya yönelik bilinçli bir girişim, belirli epistemeler içinde söylem inşasını incelemeyi hedefleyen yeni çalışmalar için yeni yollar açabilir.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »