Diğer Çıktılar

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14411/28

Browse

Search Results

Now showing 1 - 3 of 3
  • Book Part
    İNTESTİNAL NEMATODLAR
    (NOBEL TIP KİTABEVLERİ, 2025) Usluca, Selma; Demirel, Filiz
    İntestinal nematodların tümünde (Ascaris lumbricoides, Tric huris trichura, Enterobius vermicularis, Strongyloides stercoralis ve kancalı kurtlar) kesin konak insandır ve ara konağa ihtiyaç duymadan yaşam döngülerini tamamlarlar (1). Enfeksiyon yumurtalarla kontamine su ve gıdaların ağız yoluyla alınması (A. lumbricoides ve T. trichiura) ve dışkıyla kirlenmiş toprak la temas sonucu enfektif larvaların deriden nüfuz etmesi yo luyla (kancalı kurtlar ve Strongyloides stercoralis) bulaşır (2). Toprakla bulaşan helmintler olarak gruplandırılan A. lumb ricoides, T. trichiura ve kancalı kurt (Ancylostoma duodenale ve Necator americanus) enfeksiyonları ihmal edilen 13 önemli tropikal hastalık arasında en yaygın olanlarıdır (3, 4). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu hastalıkların endemik olduğu ülkelerde özellikle risk altındaki gruplar olarak kabul edilen üreme çağındaki kadınlar (gebeliğin ilk üç ayı hariç), okul öncesi ve okul çağındaki çocukların yanı sıra, diğer risk altındaki grupları da hedef alan toplu antihelmintik ilaç uygu laması yoluyla enfeksiyon yoğunluğunu ve yaygınlığını azal tarak morbiditeyi kontrol altına almayı amaçlamaktadır (5-7). Bu hastalıklar sıklıkla düşük ve orta gelirli ülkelerde yaygın olmasına rağmen, yüksek gelirli ülkelerde de hassas nüfuslar da görülebilmektedir (5, 8). Yetersiz besin alımı, paraziter has talıklara duyarlılığı artırabilmektedir. Düşük sosyo-ekonomik durum, düşük eğitim düzeyleri, kötü sağlık koşulları, yeterli temiz suya erişimin olmaması, yetersiz sanitasyon ve hijyen koşulları, su kaynaklarına yakın mesafede yaşamak ve mesle ki durumun (çi çilik ve balıkçılık) bu enfeksiyonlar açısından risk oluşturduğu bilinmektedir (3, 5). Gelişmekte olan ülkele rin çoğunda fizyolojik, zihinsel ve fiziksel gelişimin kritik dö nemi olan beş ila 15 yaş arasındaki okul çağı çocukları kronik helmint enfeksiyonu açısından en yüksek risk altındadır (9). Gebelikte humoral bağışıklık korunurken, hücresel bağışıklıkta zayıflama görülmekte, gestasyonel immünolojik değişiklikler nedeniyle paraziter enfeksiyonlara duyarlılık artmaktadır. Parazitler besin maddeleri için konakla rekabete girerek veya besinlerin emilimini engelleyerek besin maddelerinin eksikliğine yol açabilmektedir. Bu durum annenin nispeten daha düşük bir parazit yükünden daha fazla etkilenmesine neden olmaktadır. Bağırsak parazitleri beslenme durumunu farklı mekanizmalarla da etkileyebilmektedir. Bu enfeksiyonlar iş tahı ve dolayısıyla yiyecek alımını azaltmakta, besin emilimini engelleyen bağırsak iltihabına, bağırsak mukozasına zarar vererek malabsorbsiyona ve ishale neden olmaktadır. Kancalı kurtlar ayrıca bağırsakta kan kaybına yol açar (10). Bu enfeksiyonlar okul çağındaki çocuklarda büyüme geriliği, entelektüel ve bilişsel fonksiyonlarda bozukluğa neden olabilir (3, 6, 9, 11, 12). A. lumbricoides ve T. trichiura enfeksiyonları özellikle okul çağındaki çocuklarda en yüksek oranda saptanırken, kancalı kurt enfeksiyonları ergenlik ve genç erişkinlik döneminde daha fazla görülür (12).
  • Book Part
    HELMİNTLER: SINIFLANDIRMA VE GENEL ÖZELLİKLERİ
    (NOBEL TIP KİTABEVLERİ, 2025) Usluca, Selma
    Parazitler tarih öncesi çağlardan beri insan yaşamında var olmuşlardır. Evrimin yanı sıra, göçler ve ulaşım araçlarının gelişmesi bulaşıcı hastalıkların topluluklar arasında yayılmasına neden olmuştur. Tarihi araştırmalar çok eski çağlardan beri insanların helmint enfeksiyonlarıyla karşılaştığını belgelemektedir. Geçmiş çağlardaki parazitleri ve davranışlarını incelemeyi amaçlayan paleoparazitoloji alanı da bu şekilde doğmuştur (1). Bugüne kadar fosiller üzerinde yapılan çalışmalar, birçok parazit-konak ilişkisinin milyonlarca yıl boyunca devam ettiğini, parazit yaşam döngüleri ve morfolojilerinin değişmeden kaldığını göstermektedir. Mumyalama işleminin helmintlerin de bozulmadan kalmasını sağladığı görülmüştür (2). MÖ üç bin ila 400 yıllarına ait Mısır yazılarında parazit bulaştığına dair bilgiler mevcuttur. Yunan, Çin ve Hint uygarlıklarında parazitlerin neden olduğu hastalıklara ait belgelere rastlanmıştır. Orta Çağ’da parazit helmintler ve bunların hastalıklarla ilişki sine dair bazı gözlemler olduğu ortaya çıkmıştır. Helmintoloji terimi 1668’de William Ramsay tarafından önerilmiş ve ayrı bir disiplin olarak kabul edilmiştir. İbn-i Sina’nın kitabında insanlarda hastalığa neden olan “büyük ve uzun solucanlar”, “şerit gibi solucanlar”, “cüce solucanlar” ve benzeri hastalıkların tedavisi hakkında bilgi verilmekte dir (1). Helmintolojinin babası olarak kabul edilen Rudolphi (1771-1832), Linne’nin zoolojide kullandığı sınıflandırmayı parazitolojide kullanarak helmintleri Nematoda, Nematoidea, Cestoda, Acantocephala ve Cystica olarak gruplandırmıştır. “Enterozoorum Sive Vermium Intestinalium Historia Natura lis” adlı kitabında (1819) bin yüz kadar helminti tanımlamıştır. Bundan 50 yıl sonra Cystica sınıfının sestod larvaları olduğu anlaşılmış ve sınıflandırmadan çıkarılmıştır (3). On dokuzuncu yüzyılda parazitlerin bulaşma süreçlerini ve tedavilerini anlamak için önemli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Fransız bilim adamı Kasimir Joseph Daveyn, 1862 yılında parazit yumurtası yutarak parazitlerin bu yolla bulaştığını göstermeyi başarmıştır. Friedrich Zenker ise 1860 yılında Trichinella türlerinin domuz etinin yenilmesiyle insanlara bulaşabileceğini göstermiştir. Bu yüzyılın sonunda Alman parazitolog Arthur Looss kazara kendine Ancylostoma doudenale’yi bulaştırmış, bu durum parazitin deri yoluyla bulaştığının anlaşılmasını sağlamıştır. Japon çocuk doktoru Shimesu Koino 1922’de insan vücudundaki parazit larvalarının yaşam döngüsü ve göçünü belirlemeyi başarmış ve otoenfeksiyondan bahsetmiştir. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında insanı enfekte eden 28 tür parazit tespit edilmiş, günümüzde ise bu sayı 300 civarına ulaşmıştır. Helmintoloji günümüzde konak-parazit ilişkisi ve ilaç geliştir meyle ilgili araştırmaların hızla arttığı tıbbi araştırma alanlarından biridir.
  • Book Part
    Malaria and Molecular Diagnosis
    (NOBEL TIP KİTABEVLERİ, 2024) Usluca, Selma
    Malaria is named after the Italian term “mal’aria”, which means “bad air” to represent the association of the disease with mar shy areas (Fikadu and Ashenafi, 2023; Tuteja, 2007). Towards the end of the 19th century, Charles Louis Alphonse Laveran, a French army surgeon, noticed parasites in the blood of a patient suffering from malaria, and Ronald Ross, a British medical offi cer in Hyderabad, India, discovered that mosquitoes transmitted malaria. The Italian professor Giovanni Battista Grassi subsequ ently showed that human malaria could only be transmitted by Anopheles mosquitoes (Tuteja, 2007).