Diğer Çıktılar

Bu koleksiyon için kalıcı URIhttps://hdl.handle.net/20.500.14411/28

Gözat

Search Results

Şimdi gösteriliyor 1 - 10 / 36
  • Görsel
    Kullanıcıyla İletişimde Yeni Yöntemler: Kadriye Zaim Kütüphanesi Örneği
    (2022) Güran, Betül; Telli, Gizem; Kılıçoğlu, Nesibe
    Teknolojinin hızlı gelişimi, iletişim kanallarını da geliştirmiştir. Web tabanlı iletişim denilen iletişim, zaman ve mekân farklılıklarının ortadan kalkmasını sağlayarak yüz yüze olmadan da iletişimi mümkün kılmıştır. Web tabanlı iletişim araçlarının en popüler olanı oldukça aktif kullanılan sosyal medya araçlarıdır. Çünkü sosyal medya araçları kullanıcıların geri bildirimlerde bulunmasına, bilginin daha hızlı yayılmasına, paylaşılmasına, yorumlanmasına ve değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Günümüzün genç kütüphane kullanıcılarının, Z kuşağına tekabül etmesiyle bilgi merkezleri, hizmetlerini onlara göre geliştirmek ve şekillendirmek mecburiyetindedir. Özellikle üniversite çağına gelen Z kuşağının ihtiyacına göre hizmet vermek zorunda kalan üniversite ve araştırma kütüphaneleri kullanıcılarıyla iletişimi sosyal medya araçlarıyla sağlamaktadır.
  • Kitap Bölümü
    Arşivlerde Yapay Zekâ Uygulamaları: GEODI-Atılım Üniversitesi Kadriye Zaim Kütüphanesi Ankara Dijital Kent Arşivi Örneği
    (Ankara Üniversitesi (BİL-BEM), 2019-01-01) Kutlu, Osman; Demirtaş, Pınar; Kılıç, Özcan; Akbayrak, Emre Hasan; Candan, Hüseyin
    Günümüz teknolojisinde hem literatürde hem de uygulamada karşımıza sıklıkla çıkan bir kavram olan “yapay zekâ” (artificial intelligence), kısaca algoritma üretebilen otomatik sistemlerin genel adıdır. Yapay zekâ çalışmaları, ilk olarak 20. yüzyılın ikinci yarısında Alan Turing tarafından “Turing Testi” ile başlamıştır. Test, bir makinenin, insanın etkileşimini taklit edebilme kapasitesini gözlemeye yöneliktir. Yapay zekâ sadece test verileri üzerinden sonuçlara ulaşmak için büyük veri setlerini eğitim kapsamında kullanmayı değil, aynı zamanda arşivcilerin veya belge yöneticilerinin yeni teknolojiler ortaya koyma ve çeşitli hesaplamalarla makinelerden faydalanması için sunduğu bir fırsat olarak görülmelidir. Bugün, tarımdan, savunma sanayiine, ekonomi, tıp, eğitim, pazarlama gibi pek çok sektörde yapay zekâ teknolojilerinden faydalanılmaktadır. Günlük hayatımızda kaliteli fotoğraf çekmek, metin çevirileri yapmak, sesli komutla toplantı kaydı oluşturmak gibi kullanım alanları bulunan yapay zekâ; otonom araçlar, akıllı yanıtlama sistemleri gibi teknolojilerle ekosistemini hızla genişletmektedir. Yapay zekâ teknolojilerinin de arşiv otomasyonlarına entegrasyonu sayesinde gerek kullanıcı gerekse veri giriş operatörü açısından büyük kolaylıklar sağlayacağı şüphesizdir. Dijital arşiv çalışmalarında üstveri girişinin getirdiği kısıt (veri girişinin zaman alması, eksik üstveri tanımlama, bilgiye erişimde eksiklik gibi) ve zorlukların çözümünde yapay zekâ, işgücünü azaltmak, proje süresini kısaltmak ve tarama için ek yöntemler sağlamak gibi önemli kazanımlar sunmaktadır. Bu çalışmada öncelikle yapay zekâ teknolojilerinin arşiv sistemlerinde uygulanması ile ilgili uluslararası ve ulusal literatürde yapılan çalışmalar göz önünde bulundurularak kavramsal alt yapı oluşturulmuştur. Bu alt yapı üzerine pratikte aynı sistem içerisinde daha önce uygulanmayan yüz ve nesne tanıma, veri işleme, otomatik haritalandırma, doğal dil işleme niteliklerine sahip GEODI otomasyon sisteminin Ankara Dijital Kent Arşivi’nde uygulanması örneklemi incelenmiştir. Çalışmanın amacı, yapay zekâ uygulamalarının arşiv yazılımlarına entegrasyonunu Ankara Dijital Kent Arşivi üzerinden örneklendirmektir. Yapay zekâ teknolojisi kullanan ve GEODI olarak isimlendirilen sistem hangi koşullarda arşivlere uygulanır, kullanım alanları ve faydaları nelerdir? gibi sorulara cevaplar verilmiştir. Bildiri iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde yapay zekâ teknolojisinden, ikinci bölümde ise sonuçlandırılmış kent arşivi oluşturma projesinin Ankara Dijital Kent Arşivi üzerinden örneklendirmeleri yapılmıştır.
  • Konferans Nesnesi
    Comparison of AI generated videos with traditional methods regarding medical education for suturing skill
    (ICEM, 2026-06-09) Alabdul Razzak, H; Bozdereli Berikol, G; Mohammad Ali Awad, Y; Alabdul Razzak, Y; Alabdul Razzak, Z; Nemah, M
    This baseline evaluation demonstrates strong alignment in mentorship goals between Egyptian junior doctors and internationally trained mentors. Findings inform mentor mentee matching strategies, program design, and approaches to address shared challenges in transnational mentorship models.
  • Kitap
    Human Microbiota: Molecular Foundations, Systemic Interactions, and Clinical Perspectives
    (Ortadoğu Reklam Tanıtım Yayıncılık Turizm Eğitim İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., 2026) Aral, Murat; Usluca, Selma; Bakır, Ayfer
    Dear Readers, Over the past two decades, the rapid progress achieved in the field of the human microbiota has led to the emergence of a new biological framework that extends beyond the classical “commensal–pathogen” dichotomy. It is now supported by strong molecular and clinical evidence that microbial communities residing in different anatomical sites, particularly the gut, play a decisive role in immune system development, metabolic balance, neurodevelopment, and disease progression. Thanks to highthroughput sequencing technologies, multiomics approaches, and advanced bioinformatic analyses, the composition and functional potential of the microbiota can be characterized in detail, opening new windows for understanding the delicate balance between health and disease. Nevertheless, a significant gap still remains between the rapidly expanding body of knowledge in microbiota science and its translation into clinical practice. Although numerous studies have identified strong associations between microbial alterations and various diseases, interpreting these relationships within a causal framework and integrating them reliably into clinical decisionmaking processes involve substantial methodological and biological challenges. Differences in sampling strategies, diversity of analytical platforms, interpopulation heterogeneity, and the lack of standardized reference ranges are among the main factors limiting the generalizability of current findings. Therefore, the translation of microbiotarelated knowledge into clinical practice requires not only technical accuracy but also conceptual caution. This book aims to address the human microbiota not merely as a descriptive ecosystem, but as a dynamic biological system that changes throughout life and remains in continuous interaction with environmental and clinical factors. The physiological foundations of microbiota development from infancy to old age, the conceptual boundaries of dysbiosis, associations with different disease groups, and the current level of evidence regarding microbiotabased interventions are presented through a holistic approach grounded in the contemporary literature. In particular, attention is drawn to issues frequently encountered in clinical translation, such as overgeneralization, methodological uncertainty, and limitations in evidence level, with the aim of providing readers with a critical framework for evaluation. The fundamental approach of this book is not to present the microbiota as the “key to every disease,” but to evaluate it in a manner that remains faithful to biological reality and the limits of existing evidence. Clearly defining diagnostic and therapeutic methods, explicitly stating what the applied technologies can and cannot measure, and shaping clinical expectations in alignment with scientific data constitute the core of this approach. Within this framework, the book aims to serve as a robust, balanced, and uptodate reference source for both researchers and clinicians in the field of microbiota science. The future of microbiota research will be shaped by interdisciplinary collaboration, standardized methodologies, and studies focusing on clinically meaningful outcome measures. This book seeks not only to compile existing knowledge, but also to contribute to this process by encouraging critical thinking and promoting progress guided by scientific prudence. During the preparation of this book, the scientific guidance and critical evaluations provided by the section editors played a decisive role in shaping its academic framework. The meticulous contributions of the associate editors regarding content coherence, terminological consistency, and adherence to publication standards strengthened the integrity and readability of the work. The dedicated efforts of the contributing authors, who combined current literature with a clinical perspective, formed the fundamental scientific basis of this volume. We would also like to extend our sincere thanks to Türkiye Klinikleri Publishing House, whose constructive approach and experience in academic publishing supported the process at every stage. The coordination and editorial support provided by the publishing team made a significant contribution to maintaining the scientific quality of the book. Sincerely,
  • Kitap Bölümü
    An Approach for Neighborhood Form Generation for Post-Disaster and Post-Conflict Temporary Housing Settlements
    (Springer Nature, 2025) Akdede, Nil; Özer, Bekir; Dino, İpek Gürsel
    Temporary housing settlements are one of the most significant post-crisis responses following detrimental disasters and forced displacement. However, the urgency to provide immediate shelter often results in the use of conventional methods that overlook fundamental spatial design considerations. Recognizing the need for a new approach to settlement generation, this study introduces a novel method ology for neighborhood form generation in post-disaster and post-conflict tempo rary housing settlements during the preparedness period of disaster management. In this study, a three-step methodology is adopted. First, design codes for post disaster and post-conflict temporary housing settlements are thoroughly investigated through a comprehensive literature review. Then, the layout elements and basic spatial assumptions guiding the neighborhood form generation are identified. Finally, the requirements and constraints for neighborhood form generation in post-disaster and post-conflict temporary housing settlements are formulated, incorporating spatial design considerations. In contrast to the prevailing focus on housing design in various projects and approaches, the proposed approach, emphasizing spatial design considerations, holds promise for affected communities by enabling livable neigh borhoods and for humanitarian workers involved in the provision and design of PDPC settlements. This offers a new approach to enhance shelter response efforts.
  • Kitap Bölümü
    HELMİNTLER: SINIFLANDIRMA VE GENEL ÖZELLİKLERİ
    (NOBEL TIP KİTABEVLERİ, 2025) Usluca, Selma
    Parazitler tarih öncesi çağlardan beri insan yaşamında var olmuşlardır. Evrimin yanı sıra, göçler ve ulaşım araçlarının gelişmesi bulaşıcı hastalıkların topluluklar arasında yayılmasına neden olmuştur. Tarihi araştırmalar çok eski çağlardan beri insanların helmint enfeksiyonlarıyla karşılaştığını belgelemektedir. Geçmiş çağlardaki parazitleri ve davranışlarını incelemeyi amaçlayan paleoparazitoloji alanı da bu şekilde doğmuştur (1). Bugüne kadar fosiller üzerinde yapılan çalışmalar, birçok parazit-konak ilişkisinin milyonlarca yıl boyunca devam ettiğini, parazit yaşam döngüleri ve morfolojilerinin değişmeden kaldığını göstermektedir. Mumyalama işleminin helmintlerin de bozulmadan kalmasını sağladığı görülmüştür (2). MÖ üç bin ila 400 yıllarına ait Mısır yazılarında parazit bulaştığına dair bilgiler mevcuttur. Yunan, Çin ve Hint uygarlıklarında parazitlerin neden olduğu hastalıklara ait belgelere rastlanmıştır. Orta Çağ’da parazit helmintler ve bunların hastalıklarla ilişki sine dair bazı gözlemler olduğu ortaya çıkmıştır. Helmintoloji terimi 1668’de William Ramsay tarafından önerilmiş ve ayrı bir disiplin olarak kabul edilmiştir. İbn-i Sina’nın kitabında insanlarda hastalığa neden olan “büyük ve uzun solucanlar”, “şerit gibi solucanlar”, “cüce solucanlar” ve benzeri hastalıkların tedavisi hakkında bilgi verilmekte dir (1). Helmintolojinin babası olarak kabul edilen Rudolphi (1771-1832), Linne’nin zoolojide kullandığı sınıflandırmayı parazitolojide kullanarak helmintleri Nematoda, Nematoidea, Cestoda, Acantocephala ve Cystica olarak gruplandırmıştır. “Enterozoorum Sive Vermium Intestinalium Historia Natura lis” adlı kitabında (1819) bin yüz kadar helminti tanımlamıştır. Bundan 50 yıl sonra Cystica sınıfının sestod larvaları olduğu anlaşılmış ve sınıflandırmadan çıkarılmıştır (3). On dokuzuncu yüzyılda parazitlerin bulaşma süreçlerini ve tedavilerini anlamak için önemli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Fransız bilim adamı Kasimir Joseph Daveyn, 1862 yılında parazit yumurtası yutarak parazitlerin bu yolla bulaştığını göstermeyi başarmıştır. Friedrich Zenker ise 1860 yılında Trichinella türlerinin domuz etinin yenilmesiyle insanlara bulaşabileceğini göstermiştir. Bu yüzyılın sonunda Alman parazitolog Arthur Looss kazara kendine Ancylostoma doudenale’yi bulaştırmış, bu durum parazitin deri yoluyla bulaştığının anlaşılmasını sağlamıştır. Japon çocuk doktoru Shimesu Koino 1922’de insan vücudundaki parazit larvalarının yaşam döngüsü ve göçünü belirlemeyi başarmış ve otoenfeksiyondan bahsetmiştir. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında insanı enfekte eden 28 tür parazit tespit edilmiş, günümüzde ise bu sayı 300 civarına ulaşmıştır. Helmintoloji günümüzde konak-parazit ilişkisi ve ilaç geliştir meyle ilgili araştırmaların hızla arttığı tıbbi araştırma alanlarından biridir.
  • Makale
    BİR KENTİ TANIMAK ANKARA DİJİTAL KENT ARŞİVİ
    (Bilim ve Teknoloji) Aydın Pınarcı, Gülden
    “Bir kenti tanımak bir insanı tanımak gibidir” demiş şair. Gerçekten bir kenti tüm yönleriyle tanımak ve onun içinde onu bilerek yaşamak için ne gerekir? Bu soruya tarihi yerleri ve müzeleri gezmek, merkezleri dolaşmak, insanlarıyla konuşmak, yöresel yemeklerini yemek, popüler mekânlarına gitmek, o kentle özdeşleşen objeleri bilmek, müziğini dinlemek şeklinde cevap verilebilir ama yine de bunun bir kenti tanımak için yeterli olacağını düşünmüyorum. Şairin dediğinden yola çıkarsak bir insanı önce bize sunduklarıyla ve gösterdikleriyle tanırız. Ama bu bize yetmez, geçmişini merak ederiz; çünkü tanıdığımız insanı yaratan şey geçmişinde yaşadıklarında saklıdır. Tıpkı kentlerin geçmişinde saklı olanlar gibi.
  • Video
    Kütüphaneler için Sosyal Medya Kullanım Rehberi
    (2022) Köker, Seren Nur; Çermikli, Banu; Kolcu, Hakan
  • Video
    Kullanıcıyla İletişimde Yeni Yöntemler: Kadriye Zaim Kütüphanesi Örneği
    (2022) Güran, Betül; Telli, Gizem; Kılıçoğlu, Nesibe
  • Görsel
    Kütüphaneler için Sosyal Medya Kullanım Rehberi
    (2022) Çermikli, Banu; Kolcu, Hakan; Köker, Seren Nur
    1) Paylaşım Saati: Hesabınızı işletme hesabı yapmayı unutmayın. Kullanıcı kitlenizin aktif olduğu saatlerde paylaşım yapmalısınız. Örneğin, Perşembe günü 20.30-21.00 aralığı ideal saatlerdendir. 2) Özgün İçerik: Sosyal medya akımlarını takip edin ve kurumunuza uygun 3) Doğru İletişim Dili: Hitap edilen kitleye göre hareket edin. 18-25 yaş arası kitle için sosyal medyada kullanılan kalıpları kullanmaya gayret edin. Saygılı; ama samimi bir dil kullanmalı, e-posta yazarken kullanılan kurumsal üsluptan uzak durmak gerektiğini unutmayın. 4) Görsel Seçimi: Özgün, kalitesi yüksek, mümkünse sizler tarafından tasarlanmış içerikler kullanın. 5) Reels/Video Kullanımı: Doğru zamanda paylaşılan reels videoları sizi keşfete düşürür. Böylece potansiyel kullanıcılarınız artar, etkileşim ağınız ve sayınız yükselir. 6) Doğru #Hashtag Seçimi: Çok fazla hashtag kullanmak yerine iki-üç adet hashtag kullanmak sosyal medya algoritmasında ve görüntü anlamında daha yararlı olacaktır. #newreels #newpost sık kullanılan, güvenilir hashtaglerdendir. Kurum adınızı hashtag yapmayı ve kurumunuza özel hashtag seçmeyi ihmal etmeyin. Örneğin; #atilimlibrary #atilimunivesity #atilimuniversitesi