65 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 65
Master Thesis Stratejik Ortaklıktan Model Ortaklığa Türk-amerikan İlişkileri ve Ortadoğu(2011) Doğan, Zehra; Gürson, PoyrazSoğuk Savaş boyunca Türkiye-ABD ilişkileri Sovyet yayılmacılığı ve komünizm tehdidi altında ortak güvenlik temelli gelişirken Soğuk Savaş sonrası dönem özellikle iki ülkeye Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu'da daha çok işbirliği olanakları sunmuş ve iki ülke ilişkileri için ?stratejik ortaklık? modeli gündeme gelmiştir. Körfez Savaşı bu yeni ilişki biçimi için ilk sınav olurken 11 Eylül Saldırıları sonrası yaşanan gelişmeler geliştirilmeye çalışılan ?stratejik ortaklık? ilişkisini derinden etkilemiştir. Nitekim Barack Hüseyin Obama, ABD Başkanı olduktan sonra ABD gibi büyük bir Hristiyan nüfusla Türkiye gibi laik bir devlet olmakla beraber nüfusunun büyük bir oranı Müslüman olan bir ülkenin ilişkisinin tüm dünyaya model olabileceğini dile getirerek ?model ortaklık? kavramını önermiştir. Ancak kavramın gündeme geldiği günden beri Ortadoğu kaynaklı yaşanan gerilimler bu kavramın içinin doldurulması noktasında sıkıntılar yaratmıştır. Özellikle Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ?stratejik derinlik? yaklaşımı ile Türkiye'nin komşuları ve Ortadoğu ile ilişkilerini geliştirmesi Türkiye'nin ABD ve Avrupa'dan uzaklaşarak Ortadoğu'ya yakınlaştığı ve dış politikanın bir ?eksen kayması? yaşadığı iddialarına neden olmuştur. Bu iddialar Türk-Amerikan ilişkilerine de doğrudan yansımıştır. Nitekim bu çalışma, tüm bu varsayımlar ışığında İkinci Dünya Savaşı'ndan Obama'nın ABD Başkanı olmasına kadar geçen sürede iki ülke ilişkilerinin seyrini Ortadoğu üzerinden aktarmayı amaçlamaktadır.Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan ilişkileri, Ortadoğu, Soğuk Savaş, Stratejik Ortaklık, Model Ortaklık, Stratejik DerinlikMaster Thesis Türk-çin Siyasal ve Ekonomik İlişkilerinin Türkiye Ekonomisine Etkileri(2019) Şatana, Çağrı Ceren; Ülker, Halil İbrahimTürklerin, tarih boyunca Çin ile ekonomik ve siyasi ilişkileri olmuştur. Çin'in birçok açıdan çeşitli büyüklüklere sahip olması dünya için hem bir fırsat hem de bir tehdit olarak algılanmıştır. Ekonomik yönüyle büyük bir pazar olması Çin'i, diğer ülkeler karşısında cazip hale getirmektedir. Çin sosyalist piyasa ekonomisi olarak adlandırılan kendine özgü bir ekonomik modele sahiptir. Pragmatik açıdan en üst düzeyde faydaya odaklı bu model Çin'i dünya karşısında sürekli avantajlı hale getirmiştir. Türkiye'nin 1995'li yıllar sonrasında Çin ile olan dış ticaretindeki canlanma zamanla Türkiye ekonomisinin aleyhine dönmüştür. Özellikle Çin'in ulusal parasını devalüe etmesi diğer tüm ülkeler gibi Türkiye'yi de dış ticaret açısından olumsuz etkilemiştir. Zaman içerisinde ucuz malların en büyük tedarikçisi olan Çin, Türkiye'nin ithalat artışlarında en çok öne çıkan ülke olmuştur. Ülke ekonomisi için orta ve uzun vadede dış ticaret açığı diğer bir deyişle ödemeler dengesindeki bozukluk önemli bir konudur. Türkiye'nin sahip olduğu avantajları kullanarak Çin ile olan dış ticaretinde kazançlı çıkması için firmaların devlet desteğine ihtiyacı vardır. Ayrıca dış ticarette etkin rol oynayan Türk firmalarının yapılan ekonomik faaliyette Türkiye'nin kazançlı çıkması için önceliklerini gözden geçirmesi gerekmektedir.Master Thesis Uluslararası İlişkilerde Darwinizim: Nazizm ve Sosyal Darwinizm(2019) Şahin, Sena; Yılmaz, Gözde19. yüzyıl, yaşanılan gelişmeler ile insanlık tarihi açısından oldukça önemli bir dönemdir. Bu dönemde yaşanan tarihi, sosyal ve bilimsel gelişmeler tüm dünyayı oldukça etkilemiştir. M.Ö. 600'lü yıllara kadar dayanan evrim fikri ise, Charles Darwin'in 1859 yılında 'Türlerin Kökeni' isimli eserinin yayınlanması ile zirveye ulaşarak tüm alanlarda oldukça önemli etkilere sebep olmuş, sosyal ve siyasal alanlara da nüfuz etmeye başlamıştır. 1851 yılında Herbert Spencer tarafından geliştiren toplumsal hayatta evrim fikri, Darwin'den sonra toplum içinde hızlı bir şekilde gelişerek, Sosyal Darwinizm unsuru ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın başlarında Almanya'yı da etkisi altına alan Sosyal Darwinizm, Nazi ideolojisinin şekillenmesinde etkili olmuş ve Sosyal Darwinizm'in en radikal noktası olan 'ırk hijyeniği' uygulamaları da Naziler tarafından sistemli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada evrim teorisinin sosyal alanlara yansıması, Sosyal Darwinizm kapsamında Nazizm özelinde incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Nazizim, Hitler, Darwinizm, Sosyal DarwinizmMaster Thesis Ermeni Sorunu Çerçevesinde Ermenistan'ın Dış Politikası ve Türkiye ile İlişkileri(2005) Bulur, Orbay; Öztürk, O. Metin1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı Devletine yönelik reform çabalarına konu olan Ermeni sorunu, izleyen dönemlerde büyük güçlerin uluslararası politikada ilgilendikleri bir konu olmuştur.Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarının paylaşımında ve Kafkasya'da söz sahibi olmak ve imparatorluğun çöküşünü hızlandırmak isteyen Rusya, İngiltere, Almanya ve Fransa, Ermenilere yönelik politikalar oluşturmuşlardır. Kafkasya'mn etnik çeşitliliği ve enerji kaynaklanmn zenginliği, bu bölgeyi mücadele alanına dönüştürmüştür. Osmanlı-Rus ve Ermeni-Osmanlı çatışmalan ile Almanlarm Gürcistan ve İngilizlerin Azerbaycan'daki çıkar mücadeleleri, Kafkasya'da 1921'e kadar devam etmiştir. 1921 Kars antlaşmasıyla Türkiye-SSCB, böylece de Türkiye-Gürcistan ve Türkiye-Ermenistan sınırlan belirlenmiştir.Ermenistan Kafkasya'da ilk bağımsızlığını 1918'de Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'nda yenilgisinden sonra ilan etmiş, 1920'ye kadar bölgede Sovyet egemenliği sürmüş, 1922'de Transkafkasya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur.Ermenistan'ın Moskova'ya bağlı bir cumhuriyet olduğu iki kutuplu dönemde, özellikle Türkiye'nin 1974 yılında gerçekleştirdiği Kıbns Barış Harekatı'nı izleyen yaklaşık 10 yıllık bir periyotta, Ermeni sorunu terörizm bağlamında gündeme gelmiştir.Ermenistan'ın, SSCB'nin dağılmasıyla 1991'de bağımsızlığım ilan etmesinden sonra, Ermeni sorunu yeniden ön plana çıkmıştır. Bu yeni dönemde Türkiye ile Ermenistan'ın iyi ilişkiler kuramamasının temel nedeni, soykırım iddialannın gündemde tutulması ve Karabağ sorunudur. Devlet Başkam Levon Ter-Petrosyan soykınmı iddialarından kaçımrken, yerini alan Robert Koçaryan soykınm iddialannı Ermenistan'ın dış politika öncelikleri arasına almıştır.Türkiye, soykırım iddialarına, Türk diplomatlarının katline ve Karabağ sorununa rağmen, bağımsızlık sonrasmda Ermenistan'a karşı ılımlı bir politika izlemiştir. Buna rağmen 1990'lı yıllar sözde soykınmın yabancı ülke parlamentolarına en fazla getirildiği dönem olmuş ve Ermenistan, 1993'de Azerbaycan'ın % 20'sinin işgalini ve bir milyon mültecinin varlığım sergileyen bugünkü durumu yaratmıştır.Çalışmada, 'Ermeni Sorunu' karşısında Türkiye'nin nasıl bir politika izlemesi gerektiği konusu üzerinde de durulmuştur. Sorunlara sebep teşkil eden unsurlarm din-mezhep, ırk ve ekonomi olduğu düşünüldüğü için, Türk-Ermeni ilişkileri, bu faktörler göz önünde bulundurularak irdelenmeye çalışılmıştır.Master Thesis 1993 Yılı Sonrasında Turkiye-israil Askeri İlişkileri(2012) Belal, Bashar; Gurson, PoyrazTürkiye-İsrail ilişkileri İsrail devletinin kuruluşundan bu yana inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. 1990'lı yıllarda Orta Doğu'daki en güçlü ittifaklardan birine dönüşen Türkiye-İsrail ilişkileri, 2000'li yıllarda kötüleşmeye başlamış olup bu kötüleşme günümüzde de devam etmektedir.Türkiye-İsrail ilişkilerinin en güçlü yönlerinden biri askeri ilişkiler olmuştur. 1990'lı yıllarda yoğun bir modernizasyon sürecine giren Türk ordusu, İsrail'in teknolojik olanaklarından önemli ölçüde yararlanmıştır. İsrail, Türk ordusuna modernizasyon konusunda gerekli hizmeti verip Türk ordusuna çeşitli silah türleri vermiştir. Bu arada savunma sanayi alanında çok sayıda ortak proje gerçekleştirmiş ve ortak askeri tatbikatlar yapılmıştır. Ayrıca güvenlik ve istihbarat konularında Türk ve İsrail orduları iş birliği yapmıştır.ABD tarafından desteklenen Türkiye_İsrail ilişkileri, 1993-1999 yılları arasında her üç tarafın bölgedeki çıkarlarına hizmet etmeyi amaçlamaktaydı. 2000'li yıllarda ise Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler yakınlaşma anlamında yeniden şekillenerek pekiştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: İsrail, Türkiye, askeri ilişkiler, modernizasyon, Arap dünyasıMaster Thesis Kıbrıs sorununda çözüm önerileri De Cuellar Planı (1984-1986) Ghali Fikirler Dizisi (1990-1992) Annan Planı (2002-2004)(2016) Hascan, Tuğba; Ünal, HasanBu tez, günümüz dünyasında önemini koruyan Kıbrıs sorununu ve bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin faaliyetlerini tarihsel gelişmeler, uluslararası ilişkiler, ülkenin siyasi ve kültürel değerleri açısından incelemektedir. Kıbrıs sorunu günümüzde halen Türkiye'nin önemli bir dış politika sorunudur. Türkiye, tarihsel ve kültürel faktörler yanında stratejik önemi nedeniyle de Kıbrıs'la bağlarını sıkı bir şekilde devam ettirmek mecburiyetindedir. Yaklaşık yarım yüzyıl önce başlayan sorunun çözümüne ilişkin müzakereler henüz bir sonuca ulaşamamıştır. Ancak bugüne kadar yapılan sayısız girişime rağmen sonuca ulaşılamasa da taraflar müzakere seçeneğini hiçbir zaman dışlamamışlardır. Ada'nın jeostratejik öneminden dolayı pekçok güçlü devletin bölgede çıkarları olduğu göz önüne alındığında sorunun yalnızca Kıbrıs Türk ve Rum tarafı arasında çözülemeyeceği de anlaşılmaktadır. Aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri de olan bu devletlerin Genel Sekretere serbest hareket imkanı verdiği oranda anlaşmazlığın çözümüne de yaklaşıldığı görülmektedir. Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının taleplerinin yanında, başta Türkiye ve Yunanistan olmak üzere AB, ABD ve Rusya'nın uluslararası çıkarları gibi pekçok parametreden oluşan karmaşık bir denklemdir. Bu nedenle çalışmanın ilk bölümünde BM'nin anlaşmazlık çözümüne genel yaklaşımı, izlediği yollar ve Genel Sekreterlerin kişisel tutumları ile başlanırken ikinci bölümde çalışmanın temelini teşkil eden Kıbrıs sorununun doğuşu ve zaman içerisindeki gelişimi aktarılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise sorunun başladığı dönemdeki Genel Sekreterlerin girişimlerine de kısaca değinilerek tez konusunun esas odak noktasını oluşturan sırasıyla Perez de Cuellar,Boutros Ghali ve Kofi Annan dönemlerindeki girişimler ve tarafların yaklaşımları değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kıbrıs sorunu, Uluslararası Anlaşmazlık, Rauf Denktaş, Müzakere, Kuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiMaster Thesis Uluslararası İlişkilerde Güç Kavramı ve Yumuşak Güç Olarak Sağlık Turizmi(2018) Şeyhanlıoğlu, Bahar; Ünal, HasanÇalışmanın amacı uluslararası ilişkiler alanında adından çokça söz edilen yumuşak güç ve sert güç ilişkisini ve Türkiye'de sağlık turizmi potansiyelinin ortaya konularak Türkiye sağlık turizminin yumuşak güç üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu kapsamda birinci bölümde uluslararası ilişkiler alanında güç tanımı farklı yaklaşımlar üzerinden ele alınmıştır. Uluslararası ilişkiler alanında önemli bir yeri bulunan idealizm ve realizm üzerinden ele alınan güç kavramları liberalizm ve çağdaş yaklaşımların realizm ve idealizm üzerindeki etkilerini ele almak adına neorealizm, liberalizm, konstrüktivizm ve karşılıklı bağımlılık yaklaşımlarında güce ilişkin tanımlara yer verilmiştir. İkinci bölümde Yumuşak gücün tanımı ele alınarak güç unsurlarından kültür, din, nüfus ve ekonomik kapasite konuları ele alınmıştır. Dünyadaki yumuşak güç uygulamaları ABD ve Avrupa Birliği deneyimleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de dış politikada yumuşak güç kavramı ele alınarak kamu diplomasisi alanında faaliyette bulunan kurumlar ve faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiş ve sağlık turizmi alanındaki faaliyetler incelenmiştir. Çalışmanın temel amacını oluşturan sağlık turizminin yumuşak güç potansiyeli alanda yapılan çalışmalar ele alınarak incelenmiş ve sonuç olarak Türkiye'deki sağlık turizmi faaliyetlerinin yumuşak güç unsuru olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.Master Thesis Irak-iran İlişkileri: 1980-2018(2019) Mıshaal, Husseın Abdullah; Yıldırım, Nilgün EliküçükBu tez çalışması, 1980 yılından günümüze Irak ve İran devletleri arasındaki siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler noktasında ortaya çıkan krizleri anlamlandırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda her iki devletin rejimleri, etnik, dini ve mezhepsel yapıları göz önünde bulundurularak analiz yapılmıştır. Irak'ın yaklaşık bin kilometre kara sınırına sahip olduğu İran devletiyle ilişkileri geçmişten günümüze dönemsel olarak farklılık göstermiş, kimi zaman ortak çıkar ekseninde hareket edilmiş, kimi zaman ise çıkarların çatışması çerçevesinde hem bölgesel hem de küresel düzeyde problemlere neden olmuştur. Dünya'nın en büyük petrol ve maden rezervlerine sahip olan bu devletler, tarih boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapmanın yanı sıra, uluslararası aktörlerinde dönem dönem çatışma sahası olmuş ve uluslararası hegemonyalarını kanıtlama yolunda söz konusu bölgede güç mücadelesine girerek arkalarında bıraktıkları kan ve gözyaşlarıyla bu ülkeleri ve bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemişlerdir. 1980 yılından günümüze İran ve Irak devletleri arasında süregelen ilişkiler literatürde genel olarak körfez savaşlarına, bölgesel ve uluslararası aktörlerin tutumlarına veya iki devlet arasında çıkan bu savaşa yaklaşımlarına odaklanmaktadır. Bu minvalde; tez çalışmasında, 1980 yılı ve sonraki dönemin seçilmesinin temel nedeni, hem tarihsel açıdan uluslararası güç mücadelesinin en yüksek seviyede yaşandığı yıllar olmasından hem de takip eden süreci etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim söz konusu dönemde Ortadoğu bölgesinin kaderini derinden etkileyen olayların; hem iki ülke arasında, hem bölgesel anlamda hem de küresel anlamda yaşanmış olması bu düşünceyi; bir retorik ötesinde kanıtlar mahiyettedir. Buradan hareketle uluslararası akademi literatürüne mütevazı bir katkı yapmak amaçlanmıştır. Bu bağlamda tez çalışmasının ilk bölümünde; tarihsel perspektiften Irak ve İran devletlerinin ilişkileri yaşadıkları temel problemler çerçevesinde analiz yapılacak, ikinci bölümünde; söz konusu dönemin iki önemli aktörü olan Nuri el-Maliki ve Tarık el-Haşimi'nin Irak'ın İran'a yönelik dış politika davranışlarındaki etkileri ortaya ii koyulacak; üçüncü bölümünde ise 1980 yılından günümüze Irak ve İran devletleri arasında yaşanan beş temel sorun ele alınarak ilişkiler analiz edilecektir. Nihayetinde sonuç bölümünde ise 1980 yılından günümüze Irak-İran ilişkileri söz konusu bölümlerde yapılan analizler çerçevesinde anlamlandırılacaktır. Anahtar Kelimeler: Irak, İran, Körfez Savaşı, Nuri El Maliki, Tarık El HaşimiMaster Thesis Rıza Şah Döneminde İran-almanya Siyasal Kültüral İlişkileri(2015) Asgary, Roghiyeh; Ünal, HasanBirinci Dünya savaşı sırasında, İran'da bulunan Ruslar ve İngilizlerin karşısına çıkan yeni engel yeni ayak tutan İran ve Almanya ilişkileriydi. Naseredin Şah Rusya'nın İran'ın kuzey ve kuzey batısından ilerlemesini azaltmak için Almanya'nın ayağını ülkeye açtı. Bu dönemde Almanya'nın İran'ın dış siyasetinin gelecekteki planlar için odak haline gelmesinin tek sebebi Bismark ve onun Almanya'nın dış politikasındaki başarısıydı. Bismark bu dönemde Almanya'yı birleşik hale getirmek ve Avrupa devletleri ile ilişkisini geliştirmek için elinden geleni yapıyordu. Rıza Şah'ın 1925 yılında saltanata gelmesiyle İran'ın dış siyasetinde yeni bir dönem başladı. Başlangıçta, Almanya'nın birinci dünya savaşında yenilmesiyle İran devleti dış yatırımı artmak ve siyasi desteğinin güçlenmesi için Amerika'ya yöneldiler ancak Amerika o dönemde kendiside siyasi izolasyondaydı. Faransa'ya da bakıldığında, kuzey Afrika ve Avusturya ve balkanlar ile meşgul olmuştu ve bir tek Almanya İran'ın kurtarıcısı gibi görünüyordu. Ayrıca, bu dönemde İran ciddi bir mali ve ekonomik reforma ihtiyaç duymaktaydı. Tabii ki hiç bir yabancı ülke diğerinden bir yarar beklemeden başka devletin yardımına gelmez ve ilişiklerde kazançlar ön plana çıkar. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla İran ve Almanya arasındaki işbirliği yinede bu iki ülkeyi birbirine yakınlaştırdı. Ancak savaşın askeri ve siyasi sonucu her iki ülke için başarılı değildi, fakat savaşta iki ülkenin işbirliği bu iki devletin ilişkilerini iyice geliştirdi. Aynı zamanda; Rusya'nın siyasi izolasyonu ve 1917 devrimi İngilizlerin İran'a yoğun bir şekilde girmelerine sebep oldu. Dönemin süper güçleri özellikle, Almanya, Rusya ve İngiltere kendi kazançları için İran'a girmişlerdir. İngilizler ve Rusların İran'da geçmiş yıllardaki kötü sömürgeci siyasetlerine bakıldığında, İran yöneticilerin ve halklının tek umudu Almanya olarak gözüküyordu. İran devleti Avrupa'da sömürge beklentisi olmayan güçlü bir devlet peşindeyken Almanya'yla diplomatik ve siyasi ilişkiler kurmaya başladı. Hiç bir sömürgeci geçmişi olmayan ayrıca endüstriyel ve ekonomik gelişimi bu ülkenin avantajlarına ekliyordu. Rıza Şah'ın tek amacı ülkeyi Sovyetler Birliği ve İngilizlerin nüfuzu altından çıkarmak, siyasi ve ekonomik konularda bağımsız olmaktı. Bu amaçlara ulaşmak için ülkeyi sanayileştirme, Milli Banka açmak, İran uzmanlarına eğitim vermek, çeşitli fabrikalar açmak, irtibat hatlarını genişletmek peşindeyken Almanlarla işbirliği yapmaya başladı. Rıza Şah, saraylar, kraliyet konuk evleri hükümet binaları, ülke çapında ordu üsleri ve bir silah fabrikası kurmak için endüstriyel aletler ve makinelere ve uzmanlara ihtiyaç duymaktaydı ve Almanlar da bütün ihtiyaçları Rıza şah için kolay koşullarla karşıladılar. Almanların, İran'a girmesi yeni gelişen sanayileri için hammadde sağlamak ve İngilizlerin İran'da pazarı kaybetmek anlamına geliyordu. Ancak, İran'da Almanya'nın ekonomik nüfuzu komünizmin yayılmasını engelliyordu. Ayrıca Almanya buradan elde ettiği kazanç ile ittifak devletlerinin birinci dünya savaşından ortaya çıkan borçlarını ödeyebilir durumuna geliyordu. Rıza şah Almanya'nın düzenli ordusunu görüp tutkuyla Almanya ile askeri konular başta olmak üzere siyasi ve ekonomik ilişkilerini de pekiştirdi. Rıza şah güçlü devletleri seviyordu ve dünyada yeni yıldızı parlayan Hitler'e hayranlık duyuyordu. Almanya'da Nazilerin diktatör rejimi güçlendiği zaman İran ve Almanya ilişkileri genişledi. Bu doğrultuda Rıza Şah Berlin'de Nazilerin vasıtasıyla İran'ın siyasi muhaliflerinin faaliyetlerini kontrol altına alıp ve komünizmin genişlemesini engelliyordu. Bunlara ilaveten Rıza Şah dönemine İran ve Almanya ilişkileri çeşitli ilkelere dayanmaktaydı: İran toplumunun İngilizler ve Ruslardan nefret etmesi Rıza Şahın diktatör ve hırslı olması (Hitler gibi) İranlı'ların İngilizler tarafından komünizm ile mücadeleye teşvik olması İran Askeri güçlerinin yenilmesi ve İran devletine karşı bağlanan antlaşmalar Almanların Ruslar ve İngilizlerle olan açık düşmanlığı Almanya'nın doğu ve İran pazarına girmek istekleri, Çünkü İran doğu'ya giriş kalesiydi Birinci ve ikinci dünya savaşları döneminde İran ve Almanya ilişkilerine büyük bir tablo olarak bakıldığında aslında İran'ın daha kazançlı olduğunu görmek mümkündür. İran devleti Rusların baskılarını ve İran kuzeyindeki Rus ilerlemesini önlemek için Almanya'yı çok iyi bir şekilde kullandı. Ayrıca, Almanlar sanayi ve ekonomik konusunda çok ileri bir düzeye sahiplerdi ve bu İngiltere ve Rusya'nın İran'da ticaret pazarında yeni bir rakiplerinin olduğu anlamına gelmekteydi. Artık, Ruslar kalitesiz ürünlerini istedikleri fiyata satamamaktaydılar. Çünkü Almanya'nın ürünleri çok kaliteli ve ucuz fiyattaydı. Bu konu Almanya'yı Avrupa'da komünizm önünde bir engel olarak gören İngilizler için o kadar da önemli değildi. İran ve Almanya arasında bir ortak noktada her ikisinin Arı ırkından olma söylemi idi. Bu konu sosyal açıdan iki ülkenin evlilik konusundaki yasağı kaldırdı. Almanya'nın İran'da var olması ve iki ülke arasında yapılan anlaşmalar Alman mühendislerinin ve bilim adamlarının İran'a gelmesini sağladı. Bu da İran'da çeşitli şehirlerde halen de kullanılan üniversite, Fen liseleri, okullar ve önemli devlet binalarının yapılışını ardından getirdi. Bunlarla birlikte bu dönemde Alman yapımı baskı makinelerinin İran'a gelmesiyle devletten yana olan ve devlete karşı olan çeşitli dergilerin yayılmasında önemli bir artış gözlemlendi. Aynı zamanda İran dışındaki dergiler ve İran Alman dostluk derneklerinin açılması İran tarihinin Avrupa'daki kültürel ve tanıtım açısında önemli rol oynamıştır. Askeri açıdan bu dönemde İran ordusu tecrübeli Alman komutanlığında eğitim alma fırsatını bulmuştur. Bu dönemlerde Alman mühendisler ve bilim adamları sayesinde ve onların sundukları katkılarla İran sanayileşmeye doğru yol almaya başlamıştır. İlk defa bu dönemde yabancı bir firma İran şehirlerarasında uçak seferleri başlattı. İran'ın 1920 ile 1924 yılları arasında Almanya'ya ihracat oranı sıfırdan %32'ye ve Almanya 1940 ile 1941 yılı arasında İran'la olan ticaretinde %6.42 ithalat ve %9.47 ihracat oranına sahip olmuştur. Almanlar Tebriz ve Trabzon arasındaki önemli demiryolunun başlamasında temel oluşturdular. 1929 yılında da ülkede kendi havayollarını kurup ve yatırımlarla İran devletinin dikkatini çektiler. 1931 yılında İran'daki Almanların sayısını 10000 civarında olduğunu söylenmekteydi. Ancak İran devleti onların İran sanayi için hizmet amaçlı geldiklerini ve onların sayısını 690 kişi olduğunu söylüyordu. 1931 yılında İran ve Almanya ilişkileri, Berlin'de İran'ın siyasi muhaliflerinin faaliyetleri sonucu, sermayenin yabancı elinde tekelleşmesi, İran Milli Bankası'nın iflası ve hortumlanması nedeniyle kötüye gitti. Sonra 1935 yılında hazırlama birimi antlaşmasıyla iki ülkenin ilişkileri özellikle ticari ilişkileri genişledi. Yukarıda geçen tüm bu konular ve ilişkiler bir yana dursun, Almanya'nın İran'a karşı unutulmaz bir jesti olmuştur. Almanya İkinci Dünya Savası sonunda bir çok cephede yenilmesi ve kaybetmesine rağmen, Brest Litovsk sulh antlaşmasında İran'dan çıkışını İran'ın Bağımsızlığının, Eğemenliğinin ve toprak bütünlüğünün İngilizler ve Ruslar tarafından tanınmasını şart koşmuştur. Bu tabloya böyle bakıldığında İran'ın Almanya'dan kazançları kalıcı olup ancak, Almanya için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Anahtar Sözcükler İran ve Almanya İlişkiler Tarihi, İran-Almanya İlişkileri Rıza Şah Döneminde, Almanya ve İran Meşruta Dönemi, Almanya-İran Kültürel İlişkileri, Almanya-İran Arasında Ticari ve Siyasi İlişkileri.Master Thesis İran Devrimi Sonrası Kadın Hakları 1989-2013(2017) Banaeinia, Masoumeh; Orhan, Duygu Dersanİranlı kadınlar, İran devriminden sonra sosyo-politik haklar konusunda daima gündemin ilk konusu olmuştur. 1979 sonrasındaki kısıtlamalar dolayısıyla, Pavlavi rejimi ile mukayese edildiğinde, devrimin kurbanı oldukları zannedilmektedir. Bu tez, kadın meseleleri konusundaki politikalarına dayalı olarak 1989-2013 arasında politikalarının kadınları nasıl değiştirdiği ile ilgili üç devlet başkanı Rafsanjani, Khatami, ve Ahmadinejad üzerinede odaklanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, kadın hakları çalışmaları literatürüne katkı sağlamak olup, bu tezin savı İran'daki devrim sonrası süreçte, her bir başkanın yerel ve dış politikalarından etkilenen ve dini kuruluşlardan etkilenen kişisel vizyon ve ilişkiler konusunda kadın hakları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular, sadece dış politika değil, ancak aynı zamanda da dış politikalar konusundaki siyasi ve diplomatik ilişkilerin de kadın meselelerini aynı derecede etkileyeceğini göstermektedir. Bundan başka, Pavlavi rejimi süresince bunlar, çağdaşlık sembolü olarak kullanıldılar ve devrim sonrası süreçte de İslam' ın sembolü oldular. İran politikalarının bir parçasıydılar. Asla İran vatandaşları olmadılar, sadece İran' ın sembolü oldular.
