170 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 170
Article Pankreatikoduodenektomi Sonrası Gelişen Postoperatif Pankreatik Fistül İçin Erken Bir Belirteç Olarak C-reaktif Protein(2025) Kerem, Mustafa; Emral, Ahmet CıhangırAmaç: Pankreatikoduodenektomi (PD) sonrası gelişen klinik olarak anlamlı postoperatif pankreatik fistül (CR-POPF), cerrahi sonrası morbiditenin en önemli nedenlerinden biri olup, sekonder komplikasyonlara da zemin hazırlamaktadır. CR-POPF’nin erken dönemde tanınması, zamanında müdahale ve uygun dren yönetimi açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, postoperatif 3. gün (POD 3) serum C-reaktif protein (CRP) düzeylerinin CR-POPF gelişimini öngörmedeki değerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Mart 2020 ile Şubat 2025 arasında merkezimizde PD uygulanan 112 hasta retrospektif olarak analiz edildi. Total veya distal pankreatektomi yapılanlar, neoadjuvan tedavi alanlar, kontrolsüz diyabeti olanlar, immünsüprese hastalar ve pankreas dışı anastomoz kaçağı gelişenler çalışma dışı bırakıldı. Postoperatif 3. gün serum CRP düzeyleri, dren amilaz konsantrasyonu ve drenaj hacmi kaydedildi. CR-POPF, Uluslararası Pankreas Cerrahisi Çalışma Grubu (ISGPS) kriterlerine göre tanımlandı. ROC eğrisi analizi ile CRP düzeylerinin tanısal performansı değerlendirildi. Ayrıca, çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile CR-POPF için bağımsız risk faktörleri belirlendi. Bulgular: CR-POPF, 17 hastada (%15,2) gelişti. Bu hastalarda pankreas duktus çapı anlamlı şekilde daha dar ve doku yapısı daha yumuşaktı (p < 0,01). ROC analizinde, POD 3 CRP düzeyi >161 mg/L olan hastalarda CR-POPF gelişimini öngörmede AUC 0,77, sensitivite %82,4 ve spesifisite %66,3 olarak bulundu. Lojistik regresyon analizinde, dar pankreatik duktus çapı ve yumuşak pankreas dokusu CR-POPF için bağımsız risk faktörleri olarak saptandı. Sonuç: Pankreatikoduodenektomi sonrası 3. gün serum CRP düzeylerinin yüksek olması, CR-POPF gelişimini öngörmede anlamlı bir belirteçtir. CRP düzeylerinin rutin postoperatif değerlendirmeye dahil edilmesi, erken risk sınıflamasını kolaylaştırarak hasta yönetimi ve dren çekilme zamanlamasında klinik karar sürecine katkı sağlayabilir.Article Impact of Simplified Transcatheter Aortic Valve Implantation Approach on Procedural and Clinical Outcomes(2025) Güney, Murat CanObjectives: Increased operator experience and development of techniques have reduced complication rates, and the new trend is the simplified approach (SA) in transcatheter aortic valve implantation (TAVI). The aim of this study is to compare the safety, efficacy, and outcomes of the SA with the standard non-simplified ap - proach (NSA). Methods: We retrospectively included 517 consecutive symptomatic severe aortic stenosis (AS) patients undergoing TAVI. The procedure is performed under general anesthesia accompanied by TEE and with predilatation in the NSA group. Whereas sedation and local anesthesia, removal of the routine use of transesophageal echocardiography (TEE), skipping the predilatation step in appropriate patients is adopted in SA group. Results: Among 517 patients, 144 underwent TAVI with SA and 363 with NSA. The NSA group was treated with the most Sapien XT valve (69.4% vs. 92.8; P<0.001). There were no significant differences in post-procedural complications between the groups as defined by the Valve Academic Research Consortium (VARC)- 2 criteria. Although there was a trend toward lower mortality at 30-day favoring SA group, this finding did not differ significantly between the groups (0% vs. 2.9%, respectively for SA and NSA groups, P=0.058). However, total cumulative mortality at the end of the follow-up period was found to be significantly reduced in the SA group (7.6% vs. 35.7; P<0.001). The multivariate logistic regression analysis revealed that predilatation, general anesthesia, TEE guidance, and simplified approach were independent predictors of total mortality. Conclusions: Our study showed that simplified TAVI procedure was safe and was no related to adverse events. Compared to the NSA group, SA-TAVI had statistically significant lower total mortality rates.Article ŞEFFAFLIK DÜZEYLERİ HALKA AÇIK BANKALARIN KÂRLILIK ORANLARINI ETKİLİYOR MU? KURUMSAL YÖNETİM TEMELLİ BİR ARAŞTIRMA(2023) Tümer, Tolga; Sayar, Zafer; Sayar, Ali Rıza ZaferKurumsal yönetim alanında öncü olan bankalar, kurumsal yönetimin temel ilkelerinden birisi olan şeffaflık aracılığıyla paydaşlarıyla iletişim sağlamaktadırlar. Kurumsal yönetim teorilerine göre, pay-daşlarla ilişkilerin olumlu olmasının finansal performansı ve kârlılığı arttıracağı öngörülmektedir. Bu çalışma, “Gerçekten şeffaflık bankaların kârları üzerinde olumlu etkide bulunuyor mu?” sorusunu istatistiki olarak araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma sonuçları, halka açık bankaların şeffaflık düzeyleri ile kârlılık oranları arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmanın bulgularına göre; halka açık bankaların şeffaflık düzeyi, pozitif yönde en çok ROE’yi ve vergi öncesi kârı içeren kârlılık oranlarını etkilemektedir.Article Deneyimsel Pazarlama: Otel İşletmeleri Üzerine Bir Araştırma(2024) Toprak, Mihrap; Şahin, Gonca GüzelAmaç - Rekabetin hızla yaşandığı günümüzde müşterilerin istek ve beklentilerinin değişmesi işletmeleri de farklı hizmet sunmaya yöneltmektedir. Böyle bir durumda işletmeler de rakiplerine karşı öne çıkabilmek için pazarlama faaliyetlerinde farklılaşma yolunu tercih etmişlerdir. Bu pazarlama faaliyetlerinden biri de deneyimsel pazarlamadır. Deneyimsel pazarlamanın önemini anlayan turizm işletmeleri de eşsiz benzersiz deneyim sunmaya yönelik pazarlama faaliyetleri için çabalamaktadır. Bu nedenle Ankara’da bulunan 4 ve 5 yıldızlı otel işlemelerinde müşterilere sunulan deneyim boyutlarını belirlemek, deneyim boyutlarının müşteri memnuniyeti ve müşteri sadakati üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Yöntem – Bu araştırmanın evrenini Ankara’da yer alan 4 ve 5 yıldızlı otel işletmelerinde konaklayan yerli ve yabancı müşteriler oluşturmaktadır. Araştırmada 56 otel işletmesinin misafirlerine çıkış esnasında anket yapılmıştır. Araştırmada elde edilen verileri değerlendirmek için BM SPSS 28 ve R programı (R Core Team, 2023) kullanılmıştır. Araştırmanın analizinde Mann-Whitney U, Shapiro-Wilk, Kruskal- Wallis H, Dunn testleri ve yol analizi tekniklerinden faydalanılmıştır. Bulgular – Araştırma sonucunda, müşteri deneyim boyutlarından estetik, eğlence, ergonomiklik, sosyal etkileşim, sosyal tatmin ve eğitim boyutlarının müşteri memnuniyeti üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Yine müşteri deneyimi boyutlarından estetik, ergonomiklik, alturistik, sosyal etkileşim, sosyal tatmin ve eğitim boyutlarının müşteri sadakati üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkarılmıştır. Tartışma – İşletmeler müşteri sadakati kazanmak için müşteri beklentilerine odaklanmalı ve müşteri memnuniyetini sağlamayı hedeflemelidir. İstatistiksel açıdan anlamlı bulunan estetik, eğlence, ergonomiklik, sosyal etki, sosyal tatmin ve eğitim boyutlarının yol katsayıları pozitif olduğu için; bireylerin estetik, eğlence, ergonomiklik, sosyal etki, sosyal tatmin ve eğitim düzeyleri puanları arttıkça müşteri memnuniyet düzeyinin de artacağı öngörülmektedir.Article Comparison of Countries in the Who European Region According To Noncommunicable Disease Indicators by Multi-Criteria Decision Making Methods(2025) Bulut, TevfikObjective: The aim of this study is to compare the relative risk prevalence of noncommunicable diseases (NCDs) in the countries of the European Region as defined by WHO (World Health Organization) using WASPAS (Weighted Aggregated Sum Product Assessment) and MULTIMOORA (Multi-Objective Optimization by Ratio Analysis plus the full Multiplicative Form) multi-criteria decision-making (MCDM) methods. Materials and Methods: The cross-sectional study’s target population consisted of 50 countries in the WHO European Region with complete observations. The study utilizes NCDs data that the WHO publicly released. Analysis was performed using the R programming language and Microsoft Excel. Results: Based on the CRITIC (CRiteria Importance Through Intercorrelated Corrected) weighted WASPAS analysis, it was observed that 24 European countries exhibited Q scores above the average, while 26 countries displayed Q scores below the average. Finland, Cyprus, Switzerland, Spain, Iceland, Iceland, Sweden, Slovenia, Italy, Norway, Latvia, Portugal, Luxembourg, Belgium, France, Greece, the Netherlands, Germany, Malta, Austria, Ireland, Israel, Lithuania, Israel, Lithuania and Estonia have the highest Q scores. Twenty-four countries with above- average Q scores have lower NCD prevalence than twenty-six European countries. In Türkiye, the prevalence of NCDs is above the European average. However, Switzerland, Finland, Iceland, Spain, Cyprus, Slovenia, Sweden, Portugal, Norway, and Luxembourg are among the top 10 European countries with the lowest NCD prevalence in the overall MULTIMOORA ranking. According to the overall ranking, Turkmenistan, Tajikistan, and Kyrgyzstan have the highest NCD prevalence. Conclusions: The findings from the CRITIC based WASPAS method and the CRITIC based MULTIMOORA indicate that the prevalence of NCDs generally varies according to income level. Higher-income countries note a lower prevalence of NCDs compared to those with lower income levels. Nonetheless, the prevalence of NCDs may differ among various socioeconomic groupsArticle Yapay Zekâ Benimsenmesi ile Marka Sermayesi Arasındaki Karşılıklı Etkileşim: Türkiye Üzerine Ampirik Bir İnceleme(2025) Tengilimoglu, Dilaver; Bas, Mehmet; Dikici, İlkeGünümüzün dijitalleşen iş dünyasında, Yapay Zekâ (YZ) teknolojilerinin benimsenmesi, iç marka yönetimi açısından işletmeler için stratejik bir unsur haline gelmiştir. Bu araştırmanın amacı, çalışan algısı temelinde YZ Benimsenmesinin (YZB), Çalışan Temelli Marka Sermayesi (ÇTMS) üzerindeki etkisini incelemek ve bu iki değişken arasındaki karşılıklı ilişkiyi değerlendirmektir. Araştırma, nicel yönteme dayalı olarak nedensel (ilişkisel) tarama deseniyle yürütülmüştür. Veriler, kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen ve Türkiye’de YZ teknolojilerini aktif biçimde kullanan işletmelerde görev yapan 398 çalışandan çevrim içi anket yoluyla elde edilmiştir. Veri toplama aracında, Türkiye’de müşteri temelli geliştirilen marka sermayesi ölçeği çalışanlara uyarlanmış; uyarlamanın geçerliliği ön analiz ve pilot çalışmayla test edilmiştir. Analiz sürecinde IBM SPSS for Windows v.22’de faktör yapısı incelenmiş, ardından IBM SPSS AMOS v.24 ile yapısal eşitlik modellemesi gerçekleştirilerek model doğrulanmış ve test edilmiştir. Bulgular, YZB’nin ÇTMS’yi, ÇTMS’nin de YZB’yi anlamlı ve pozitif yönde etkilediğini göstermiş; değişkenler arasında çift yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu etkiler, YZB için Kaynak Tabanlı Görüş ve Dinamik Yetenekler Kuramı; ÇTMS için ise Örgütsel Kimlik ve Sosyal Değişim Kuramı çerçevesinde açıklanmaktadır. Sonuçlar, YZ teknolojilerinin çalışan temelli marka değeri ve rekabet avantajı açısından kritik rol oynadığını ortaya koymaktadır.Article Jinekolojik Kanserle İlişkili Pelvik Taban Disfonksiyonlarında Güncel Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Yaklaşımlarının Etkileri(2025) Celenay, Seyda Toprak; Bengüboz, Fatma BüşraJinekolojik kanserler, kadın üreme organlarında ortaya çıkan malign tümörlerden kaynaklanan kanser tipleridir. Tedavisinde sıklıkla cerrahi tedavi, pelvik radyoterapi ve/veya kemoterapiyi içeren multimodal yaklaşımlar kullanılmaktadır. Bu tedavi yaklaşımları pelvik yapılarda anatomik, fizyolojik, nöromüsküler ve vasküler hasara neden olabilmektedir. Bu yapılarda meydana gelen fonksiyonel bozukluklar ve pelvik taban disfonksiyonları üzerinde ucuz, kolay ve yan etkileri az olan tedavi yaklaşımlarının belirlenmesi oldukça önemlidir. Bu kapsamda bu derlemede jinekolojik kanserle ilişkili pelvik taban disfonksiyonlarında güncel fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarının etkilerini incelemek amaçlandı. Çeşitli veri tabanlarında literatür taraması yapıldı. Çalışmada “jinekolojik kanser” ile, “pelvik taban”, “pelvik taban disfonksiyonu”, “pelvik taban egzersizleri”, “stabilizasyon egzersizleri”, “solunum egzersizleri”, “aerobik egzersizler”, “manuel tedavi”, “elektroterapi” anahtar kelimeleri kullanılarak Pubmed/MEDLINE, EBSCO, Google Scholar ve DergiPark veri tabanlarında makaleler taranmıştır. Toplam 11 makale analiz edilmiştir. Çalışmalarda egzersiz eğitimi türüne göre en çok tercih edilen pelvik taban kas eğitimi ve stabilizasyon egzersizleriydi. Çalışmalarda elektroterapi ve manuel teknikler de tercih edilmesine rağmen çalışma sayıları kısıtlıydı. Sonuç olarak büyük örneklemlerde ve jinekolojik kansere bağlı görülebilecek farklı pelvik taban disfonksiyonlarında kullanılan çeşitli fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarının etkilerinin araştırılacağı ileriki çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Article Analyzing the Performance of Convolutional Neural Networks and Transformer Models in Automated Bone Fracture Detection(Muş Alparslan Üniversitesi, 2024) Bingol, Ece; Demirel, Semih; Demirel, Semih; Urfalı, Ataberk; Urfalı, Ataberk; Bozkır, Ömer Faruk; Karatas, Hakanİnsan varlığı için hayati önem taşıyan iskelet ve kas sisteminin en önemli bileşeni kemiklerdir. Bir kemiğin kırılması belirli bir darbeden veya şiddetli bir geriye doğru hareketten kaynaklanabilir. Bu çalışmada, kemik kırığı tespiti, evrişimli sinir ağı (ESA) tabanlı modeller olan Faster R-CNN ve RetinaNet, ayrıca bir transformer tabanlı model olan DETR (Detection Transformer) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Her model için farklı omurga ağları kullanılarak detaylı bir inceleme yapılmıştır. Bu çalışmanın birincil katkıları, CNN ve transformatör tasarımları arasındaki performans farklılıklarının yöntemsel bir değerlendirmesidir. 5145 görüntüden oluşan açık kaynaklı bir veri setinde eğitilen modeller, 750 test görüntüsünde test edilmiştir. Sonuçlara göre, RetinaNet/ResNet101 modeli diğer modellere göre daha üstün performans sergileyerek 0.901 mAP50 oranına ulaşmıştır. Elde edilen sonuçlar, eğitilen modellerin bilgisayar destekli tanı (BDT) sistemlerinde kullanılabilecek vaat edici sonuçlar sunmaktadır.Article DSÖ Avrupa Bölgesinde Grip Salgınının Büyüklüğünün Tahmin Edilmesi(2025) Bulut, TevfikBu çalışma DSÖ Avrupa ülkeleri ve bölgelerindeki grip salgınının büyüklüğünü tahmin etmeyi amaçlamaktadır. Bu ülkelerin dalga boyları, A ve B alt tipleri de dahil olmak üzere influenza vakalarının sayısına göre karşılaştırılmıştır. Salgının büyüklüğünü değerlendirmek için nüfus yoğunluğu, insani gelişme endeksi, vaka sayısı ve ilk vakanın kaydedilmesinden bu yana geçen gün sayısı gibi faktörler göz önünde bulundurularak epidemiyolojik dalga boyu yöntemi kullanılmıştır. Birleşik Krallık, İngiltere, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında en yüksek dalga boyu skorlarına (We) sahip olmuştur. Buna karşılık, Azerbaycan sırasıyla 2022 ve 2023 yıllarında en düşük dalga boyu skorlarına (We) sahip olmuştur. DSÖ Avrupa ülkeleri ve bölgeleri için ortalama dalga boyu skoru 2023'te zirveye ulaşırken, en düşük skor 13,44 We ile 2022'de görülmüştür. Çalışma, epidemiyolojik dalga boyu yönteminin salgın boyutunu tahmin etmek için kullanılabileceğini ve salgının daha net ve daha güvenilir bir kesitsel görüntüsünü sağlayabileceğini göstermektedir.Article Yeniden Çeviride Zamana Karşı Bağlam: The Jungle Book Üzerinden Yeniden Çeviri Hipotezinin Yeniden İncelenmesi(2023) Özer, Özge BayraktarRudyard Kipling Türkçeye ilk olarak bir çocuk edebiyatı eseri olan The Jungle Book’un 1936 yılında yayınlanan çevirisi (Cengel Kitabı) ile kazandırılmıştır. Söz konusu ilk çeviriyi günümüze kadar pek çok yeniden çeviri takip etmiştir. Bu çalışma, The Jungle Book eserinin beş farklı Türkçe çevirisi üzerinden yeniden çeviri hipotezinin temel varsayımlarını yeniden sınamayı amaçlamaktadır. Yeniden çeviriler hem birbirleriyle hem de ilk çeviriyle metne bağlı ve kültüre özgü unsurlar açısından karşılaştırılmıştır. Bu doğrultuda benimsenen yöntem açısından, çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, incelenen çevirilerin yayınlandığı dönemlerdeki sosyo-bağlamsal koşulları odağına alan artsüremli bir inceleme yer almaktadır. İkinci kısımda ise yeniden çeviri hipotezini yeniden sınamak üzere eşsüremli incelemeye yer verilmiştir. Sunulan karşılaştırmalı örneklere dayanarak, yeniden çeviri hipotezinde öne sürüldüğü gibi ilk çeviri ve yeniden çeviriler arasında, erek odaklı yaklaşıma yönelik doğrusal bir ilerlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bunun yerine, çevirinin üretildiği ve yayımlandığı dönemin bağlamsal faktörlerinin, çevirmenlerin çeviri seçimlerinde daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, hipotezin doğrulanması ya da yanlışlanmasında, vaka analizi yöntemindeki örnek metin seçimlerinin de etkili olabileceği gösterilmiştir. Bu bağlamda, yeniden çeviri kavramı ve yapısına ilişkin daha güvenilir bulgular için artsüremli ve eşsüremli incelemenin bütüncül bir anlayışla bir arada yapılması önerilmiştir.

