Search Results

Now showing 1 - 10 of 12
  • Doctoral Thesis
    Hilary Mantel'in Every Day Is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1988) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) Eserlerinde Annelerin Engelli Çocuk Yetiştirme Deneyimi
    (2025) Semercioğlu, Pelin Duygu Aksu; Tekin, Kuğu
    Bu tez, Hilary Mantel'in Every Day is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1985) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) adlı eserlerinde engelli çocukların annelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorluklar ele alınırken, annelik deneyimleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri, ailelerde babaların rolleri, engelliliğin temsili ve romanların geçtiği zamanlardaki sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin işlevleri de tartışılacaktır. Bu tez engelli çocukların annelerinin yaşadığı zorlukların, esasen, toplumsal düzenin ataerkil yapısından kaynaklandığını ve bu düzenin büyük ölçüde engelsiz heteroseksüel erkek bireyler için tasarlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, tez annelik ve feminist engelli çalışmalarını temel almakta olup, Judith Butler'ın Performativite Kuramı ve Rosemarie Garland Thomson'ın Feminist Engellilik Kuramına referansla bir inceleme gerçekleştirmektedir. Butler'a göre toplumsal cinsiyet rolleri, tekrar eden pratikler sonucunda şekillenir ve norm olarak kabul edilir; dolayısıyla doğal değil, toplumsal olarak inşa edilmiştir. Garland Thomson ise engelliliğin fiziksel değil, toplumsal olarak inşa edildiğini öne sürer. Bu yüzden, bireyleri engelli kılan fiziksel ya da bilişsel farklılıklar değil, toplumun engelsiz bireyler için tasarlanmış yapıları olduğu savunulmaktadır. Bu çalışma, geleneksel aile yapısı içinde annelerden ideal annelik sergilemelerinin beklendiğini ve bu durumun annelerin omuzlarına ağır bir yük olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, engelli bir çocuğa annelik etmenin, aile içi dinamikler ve toplumsal yapı göz önünde bulundurulduğunda, çok daha fazla zorluk içerdiği tartışılmaktadır. Seçilen romanlar aracılığıyla, bu tezin, engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorlukların temelinde toplumsal normların yattığını ve bu normların, anneleri çocuklarının birincil bakım sağlayıcısı olarak konumlandırdığını ve, bunun yanı sıra, babaların aile içindeki yokluğu ve sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, annelerin çocuklarını yetiştirirken daha fazla zorluk yaşamasına neden olduğunu bulmayı amaçlar.
  • Doctoral Thesis
    Çağdaş Romanda Travma ve Anlatı: Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler, Michéle Roberts'ın Evin Kızları ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar Adlı Romanları
    (2024) Toksöz, İsmet; Elbir, Nüket Belgin
    Bu tezin amacı bireysel ve toplumsal travmayı ortaya çıkarma ve bu travmalarla yüzleşme aracı olan öykülemenin Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler (1982), Michéle Roberts'ın Evin Kızları (1992) ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar (2008) adlı romanlarında bireysel ve savaş travmasını ortaya çıkarmada nasıl kullanıldığını incelemektir. Edebi travma kuramının yükselişi romancıların eserlerinde travmayı nasıl yansıttığını büyük ölçüde etkilemiştir. Edebi travma kuramının yükselişinden önce, edebiyatta travmanın işlenmesinin odak noktası travmanın olgusal detayları ve travma ile ilgili hatırlananlar üzerineydi. Ancak, edebi travma kuramının ortaya çıkışı ile birlikte romancılar travmanın psikolojik, duygusal ve anlatımsal sonuçlarını ve travmanın nasıl hatırlandığını incelemeye başladılar. Ishiguro, Roberts ve Barry romanlarında travmayı etkili bir şekilde kurgulayarak anlatım stratejileri olan yazım tarzları, kelime seçimleri, parçalanmış anlatım teknikleri, tutarsız anlatıcıları ve öyküleme kullanımı yoluyla travmanın romandaki temsiline katkıda bulunmuşlardır. Bu çalışma için seçilen üç romanın ana karakterleri Etsuko, Thérése ve Roseanne, savaş travmalarıyla yüzleşmek, bunları ortaya çıkarmak ve bunlarla başa çıkmak için öykülemeyi bir anlatım stratejisi olarak kullanmışlardır. Seçilen üç romanın anlatım stratejilerini inceleyen bu çalışma Ishiguro, Roberts ve Barry'nin, öykülemenin travma mağdurlarının sessizliğini bozmak ve söylenemezi söylenebilir kılmak için bir öz-iyileşme aracı olarak kullanılabileceğini işaret ettiklerini göstermiştir. Bu çalışma, ayrıca, travmanın nesiller arası kendisini gösteren doğasını ele alarak, travmanın nesiller arasında aktarıldığını öne süren postbellek teorisinin geçerliliğini de göstermiştir. Bununla birlikte, bu çalışma, öykülemeyi bireysel ve savaş travmalarıyla yüzleşme aracı olarak kullanmalarının Etsuko, Thérése ve Roseanne'i bireysel ve savaş travmaları ile yüzleşme yolunda daha cesur kıldığını da vurgulamıştır.
  • Doctoral Thesis
    Displacement and Fluid Identities in Little Bee, Shooting Kabul and Exit West
    (2021) Rıaz, Adnan; Tekin, Kuğu
    Günümüzde yaşanan göç dalgaları, uluslararası toplumun yerli kültürlere bakış açısını yeniden şekillendirdi. Göçmen kültürü, ulus-devletlerin değerlerini, kültürlerini ve normlarını bir dereceye kadar seyrelterek onlara meydan okumaktadır. Tez, göçün keyfi bir seçim olmaktan ziyade kapitalizm ve küreselleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk olduğuna odaklanmaktadır. Başlıca suçlular olan sömürgecilik ve yeni-sömürgecilik araçları, zayıf ulusların, gelişmiş dünyanın ekonomik ve politik çıkarlarını beslemek için sömürülmesinde kullanılmaktadır. Kültürel ve ekonomik parazitler olarak görülen mültecilere sığındıkları gelişmiş ülkelerde nefretle bakılmaktadır. Little Bee Shooting Kabul ve Exit West romanları mevcut göç krizini mercek altına almaktadır. Žižek ve Agamben'in göçmenlerin doğuşu ve hak mücadelelerine ilişkin görüşlerinin de desteğiyle bu tez, konu ve kuramlar arasında bir paralellik kurmaktadır. Little Bee çok uluslu şirketlerin faaliyetlerinin kurbanı olan genç bir mülteci kızın mücadelelerini anlatmaktadır. Hikâyede genç kız her ne kadar Birleşik Krallık'a ulaştıktan sonra olumlu ilişkiler kurmaya çalışsa da yetkililer onu mülteci kimliğini kanıtlayan belgeleri göstermediği nedeniyle sınır dışı eder. Shooting Kabul Afganların, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin çekilmesinin ardından Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle savaştan zarar gören Afganistan'dan gidişlerini anlatmaktadır. Eserde göçmen kültürünün derin köklülüğü, göçmenlerin ev sahibi kültüre meydan okuma biçimleri ve göç sonrası yaşam betimlenmektedir. Exit West dini fanatikler tarafından istila edilen mültecilerin vatanının kasvetli bir resmini çizmektedir. Vatandaşlar her ne kadar Batı yaşam modelini kopyalamaya çalışsalar da ekonomik ilerleme ve barış sağlayamazlar. Ancak roman, korkunç bir savaşın ardından göçmeyip yurtta kalanlar ve göç edenlerin yeniden buluşup yakınlaşmalarıyla olumlu bir hava ile sona ermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Sömürgecilik Sonrası Siyah ve Asyalı Britanyalı Kadın Romanlarında Toplumsal Cinsiyetlendirilmiş Ulusal Kimliğin Temsili: Zadie Smith'in White Teeth, Monica Ali'nin Brick Lane ve Andrea Levy'nin Small Island Romanları
    (2025) Shaheen, Ahmad; Aras, Gökşen
    Bu doktora tezi, Zadie Smith'in White Teeth, Monica Ali'nin Brick Lane ve Andrea Levy'nin Small Island romanlarının yakın okumaları yoluyla postkolonyal Britanya'da toplumsal cinsiyet temelli ulusal kimliğin inşasını incelemektedir. Siyah ve Asyalı göçmen kadınların deneyimlerine odaklanan çalışma, bu romanların, ırkçılık ve kültürel melezlik baskıları altında kadınların aidiyet duygusunu nasıl müzakere ettiklerini analiz etmek için postkolonyal ve feminist çerçeveleri kullanmaktadır. Göç, ataerkil kısıtlamalar ve kuşaklar arası kimlik oluşumu gibi temaları sorgulayarak araştırma, bu anlatıların durağan Britanyalılık kavramlarını nasıl sorguladığını ortaya koymaktadır. Tez, söz konusu edebi eserlerin ulusal kimliği dinamik ve tartışmalı bir alan olarak yeniden şekillendirdiğini; göçmen kadınların direniş ve uyum yoluyla bu alanda söz sahibi olduklarını savunmaktadır. Birinci ve ikinci kuşak göçmen bakış açılarını karşılaştırmalı analiz yoluyla ele alan çalışma, çokkültürlülük, melezleşme, aidiyet, ulusçuluk ve postkolonyal edebiyatın dönüştürücü potansiyeli üzerine süregelen tartışmalara katkı sunmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon'u Üzerine Transhumanist ve Eleştirel Posthumanist Bir Çalışma
    (2024) Yastıbaş, Gülşah Çınar; Tekin, Kuğu
    Bu tez, yirmi birinci yüzyılın distopik bilim ve spekülatif kurgu edebiyatındaki Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon isimli eserlerini, transhümanizm ve eleştirel posthümanizm bağlamında incelemektedir. İnsanın fiziksel, bilişsel ve psikolojik sınırlarını aşmak için geliştirilen ve transhümanizmle örtüşen teknolojileri, aynı zamanda eleştirel posthümanizm ile örtüşen etik, çevresel ve sosyo-politik kaygıları inceleyerek, bu tez, seçilen eserlerde transhümanist yaklaşımın tekno-iyimser vizyonu ile böyle bir vizyonun tekno-kapitalist toplumlarda ortaya çıkan benzeri görülmemiş sonuçları arasındaki çatışmayı göstermeyi amaçlamaktadır. Seçilen eserler, teknolojinin insan deneyimlerini ve diğer varlıklarla ilişkilerini şekillendirmedeki rolünü anlamak için analiz edilmekte ve nihayetinde insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlanmaya yönelir. Bu tez, Julian Huxley, Max More, Nick Bostrom, Donna Haraway, N. Katherine Hayles ve Rosi Braidotti gibi önemli savunucuların görüşlerine dayanarak transhümanizm ve eleştirel posthümanizm teorik çerçevelerini kullanmaktadır. Bu analiz aracılığıyla tez, edebiyatın gelişmekte olan teknolojilere yönelik toplumsal bakış açılarını şekillendirme ve insanlığın geleceği üzerine eleştirel düşünmeyi tetikleme gücünü vurgulamaktadır. Transhümanizmin tekno-iyimser vizyonu ile posthümanizmin eleştirel bakış açılarını karşılaştıran bu tez, teknolojik ilerlemenin bireyler, toplum ve çevre üzerindeki daha geniş etkilerini dikkate alan dengeli bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Çalışma nihayetinde, bu edebi eserlerin insan geliştirme teknolojileriyle ilişkili kaygıları nasıl yansıttığını ve bunlara karşı nasıl uyardığını göstermeyi ve hızlı teknolojik değişim çağında insanlığın potansiyel geleceğine dair incelikli bir anlayış sunmayı amaçlamaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Viktorya Dönemi Romanlarında Evlilik ve Cinsiyet Öznelliğisöylemlerinin Foucaultcu Söylem Analizi Yöntemiyle İncelenmesi
    (2021) Mır, Shah; Elbir, Nüket Belgin
    Bu tez, 19. yüzyılın sonlarına ait Viktorya dönemi romanlarında toplumsal cinsiyet öznelliği ve evlilik üzerine olan söylemleri incelemektedir. Araştırma için seçilen romanlar, Henry James'in The Portrait of a Lady, George Gissing'in The Odd Women ve Thomas Hardy'nin Jude the Obscure adlı romanlarıdır. Çalışma, Michel Foucault'nun söylem analizi yöntemi aracılığıyla toplumsal cinsiyet öznelliği ve evlilik üzerine söylem inşa biçimlerini incelemektedir. Bu inceleme, cinsiyet söylemi üzerine söylemlerin epistemik çevre içinde nasıl inşa edildiğini ve sürdürüldüğünü inceleyen Carla Willig tarafından tasarlanan altı aşamalı bir analitik çerçeve bağlamındada yapılmaktadır. Bu tez ayrıca, üç romanı, söylemsel ortamlar açısından karşılaştırmakta ve yazarların bu söylemlere direnip direnmediğini araştırmaktadır. Çalışma, Foucaultcu söylem analizini kullanarak, toplumsal cinsiyet söylemlerinin değişen dinamiklerinden etkilenen söylem ve toplumsal cinsiyet öznelliği kavramlarının romanlarda nasıl temsil edildiğini irdelemekte ve Viktorya dönemi evlilik kurumu içindeki toplumsal cinsiyet öznelliğinin, bireysel öznelerin toplumsal cinsiyet ve evlilik konusundaki yerleşik söylemlerden kurtulabilmeleri için uygun alanları nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Çalışmanın bulguları, belirli bir söylem epistemasının yakından incelenmesinin, egemen söylemlerin düzenleyici gücünün kurucu öğelerini analiz ederek öznellik tarzlarını ortaya çıkarabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, çalışma mekanizmalarını anlamaya yönelik bilinçli bir girişim, belirli epistemeler içinde söylem inşasını incelemeyi hedefleyen yeni çalışmalar için yeni yollar açabilir.
  • Doctoral Thesis
    Chinua Achebe'nin Things Fall Apart, Paul Scott'un The Raj Quartet ve Arundhati Roy'un The Ministry Of Utmost Happiness Adlı Eserlerindeki Madun Seslerin Karşılaştırmalı İncelemesi
    (2025) Hani, Hani; Aras, Gökşen
    Bu tez, Chinua Achebe'nin Things Fall Apart, Paul Scott'un The Raj Quartet ve Arundhati Roy'un The Ministry of Utmost Happiness adlı eserlerindeki 'madun seslerin' karşılaştırmalı bir incelemesidir. Gayatri Chakravorty Spivak'ın maduniyet teorisini bir inceleme aracı olarak kullanan ve sömürgecilik ile maduniyet perspektiflerini merkeze alan bu çalışmada, seçilen romanlardaki karmaşık ve eşitsiz güç dengesi, direniş ve özneleşme süreçleri incelenmektedir. Chinua Achebe'nin Things Fall Apart adlı eserinde, sömürgecilerin yerli İgbo toplumu ile karşılaşması, yoksunluk ve tahakkümün farklı boyutlarıyla anlatılarak, bu karşılaşmanın geleneksel yönetim, din ve kültür sistemlerinin çöküşüne yol açtığı madun deneyimleri betimlenmektedir. Paul Scott'un The Raj Quartet eseri, İngilizlerin Hindistan alt kıtasını işgali sırasında ortaya çıkan karmaşıklıkları, sömürgeci yapıların belirsizliklerini ve sömürgeci hâkimiyete karşı direnişi çok katmanlı bir anlatı yaklaşımıyla temsil etmektedir. Arundhati Roy'un The Ministry of Utmost Happiness eseri ise Hindistan'daki ezilenlerin, özellikle toplumsal cinsiyet, kast ve kültürel aidiyet temelinde yaşadığı baskıların kesişimi ve bu bağlamdaki zorlukları ortaya koymaktadır. Karşılaştırmalı inceleme yöntemi uygulanan çalışmada her bir yazarın, madunların deneyimlerine ve baskıcı kültür, sömürgecilik ve emperyalist ataerkilliği altında ses, temsil ve özneleşme mücadelelerine odaklandığı vurgulanmaktadır. Çalışma, toplumsal cinsiyet, ırk, kast ve sınıf gibi kesişen dinamikleri değerlendirerek, madunların nasıl tahakküm altına alındığını ve susturulduğunu, buna karşılık gelişen direniş ve varlık mücadelesini ortaya koymaktadır. Yakın okuma yöntemiyle, Spivak'ın çağdaş maduniyet söylemindeki madun özneleşmesi anlayışından yararlanan bu çalışma, güç dinamikleri, temsil ve direniş üzerine mevcut alan yazına katkı sunmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway (1925), Orlando (1928), The Waves (1931), Between The Acts (1941) Romanlarında Modernist Kendini İfade Etme ve Varoluşsal Anlatı Teknikleri ve Stratejileri: Psikanalitik Bir Çalışma
    (2022) Ibnıan, Khaled; Tekin, Kuğu
    Bu tez Virginia Woolf'un eserlerinde öncelikle soliloquy ve monologların nasıl kullanıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez özellikle kişinin kendi varlığı, çevresi ve hatta evren ile derinlikli bir iletişim kurabilmesinde kullanılan anlatı teknik ve stratejilerini tartışmaktadır. Woolf'un eserlerindeki bu derin vizyonlar ve deneyimler, metinlerin kapsamlı bir şekilde okunmasını sağlarken, alt anlamların ve çağrışımların etkilerini, tüm bunların yaşam felsefesi ve/veya gerçek benlik ve farkındalık ile ilgili olup olmadıklarını anlatmaktadır. Bu nedenle tez, yukarıda sözü geçen anlatı teknik ve stratejilerini Virginia Woolf'un dört romanında araştırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Virginia Woolf, psikanalitik kuram, anlatı teknikleri, monolog, soliloquy
  • Doctoral Thesis
    Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North And South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları
    (2022) Al-khafaf, Zied; Elbir, Nüket Belgin
    AL-KHAFAF, Ziead. ―Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları‖, Doktora Tezi, Ankara, 2021. İngiliz kadın roman yazarları, özellikle on dokuzuncu yüzyılın başından itibaren, kadınların özel yaşam ile toplumsal yaşam alanları arasındaki karşıtlığı aşmak için verdikleri mücadeleyi ve çabalarını betimleyen, edebi niteliği yüksek, çok sayıda eser yayımlamışlardır. Bu tezin kuramsal çerçevesini oluşturan ―jinoeleştiri‖ kuramının sahibi Amerikalı kuramcı ve eleştirmen Elaine Showalter'a göre, kadınların deneyimleri tarih anlatılarının çoğunda önemsizleştirildiği, hatta kimi zaman tamamen göz ardı edildiği için, kadın yazarların eserleri kadınların yaşamları ve deneyimleri konusunda bilgi edinmek açısından son derece değerli birer kaynak olabilir. Bu görüşten hareketle bu tezde, on dokuzuncu yüzyıldan üç kadın yazarın, söz konusu dönemde gelişen farklı roman türlerinde yazılmış birer eseri incelenmektedir. Bu eserler, Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanlarıdır. Tezin amacı, romanlarda kadın karakterlerin nasıl temsil edildiğini incelemek; aynı zamanda, farklı türlerin biçim ve içerik özelliklerinin yazarlara ne gibi olanaklar sağladığını araştırmaktır. Showalter'ın kuramından, kendisinin önerdiği kültürel model bağlamında yararlanılarak yapılan inceleme sonucunda, kadın yazarların ―yumuşatılmış‖ olarak tanımlanabilecek bir söylem tercih ettikleri saptanmıştır. Elizabeth Gaskell'ın North and South, bir ―sanayi romanı‖ olarak, kadın ve erkek işçilerin çalışma koşullarına odaklanmakta, böylece kadın karakterlere toplumsal yaşam içinde daha geniş bir alan açmaktadır. Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, ―bildungsroman‖ türünde bir roman olarak, kahramanı Jane'in kişisel gelişimine ve olgunlaşma sürecine vurgu yapmakta ve böylece, kadınlara biçilmiş geleneksel rollerin dışına çıkabileceğini göstermektedir. Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanı ise, ―sansasyon romanı‖ özelliği ile, fiziksel güzellik gibi geçici değerlere önem vermenin yanlışlığını ortaya koyarak kadın karakterlerinin insan yönlerini öne çıkarmaktadır.ii Anahtar Sözcükler: jinoeleştiri, toplumsal ve özel yaşam, gelişim romanı, sansasyon romanı, sanayi romanı.
  • Doctoral Thesis
    Çağdaş İskoçya Dramasında İskoç Ulusal Kı̇mlı̇ğı̇ Drama
    (2024) Abualauan, Thıkra Khalaf Effan; Canlı, Sifat Gülsen
    Yirmi birinci yüzyıl, İskoçya'nın gelişen sosyal, politik ve kültürel manzarasını yansıtan, İskoç ulusal kimliğinin değişen doğasına katkıda bulunan önemli değişikliklere tanık oldu. Yirminci yüzyılın son on yılından bu yana, İskoç edebiyatında, özellikle de İskoç oyun yazarlarının İskoçya'nın coğrafyası, manzarası, tarihi ve kültürünün bir rol oynadığı fikrine odaklandığı drama ve tiyatroda, ulusal öz farkındalığın yükselen bir dalgası var. Stephen Greenhorn'un Passing Places, Alistair Beaton'ın Caledonia ve Linda Mclean'ın Glory on Earth adlı eserlerinde refleksif olarak mevcut olan bir kimlik farkındalığı. Üç oyun yazarı, İskoç ulusunun temsili konusunda, büyük ölçüde onun farklılıklarını müzakere etme becerisine ve siyaset ve kültür alanında aldığı etkilere dayanan bir yaklaşım izliyor. Siyasi ve kültürel faillik, coğrafya, tarih, kültür ve geleneksel edebiyat tekniklerine meydan okuyan çeşitli anlatım teknikleri kullanılarak ima ediliyor. Üç metin kendi edebi geleneklerinden ayrılarak iç sınırları aşıyor. İskoç edebiyatında kimlik meselesini ele alırken anlatıları aracılığıyla sınırları genişleten bir ses veya görünürlük ihtiyacını temsil ediyorlar. İskoç ulusal kimliğinin sesi derinlikten çeşitliliğe, esnekliğe ve ayrıcalıklı olmayan yapıya doğru kayıyor. İskoç ulusal kimliğinin farkındalığı, inşası bakımından daha dinamik hale gelmiş, evrilmiş, istikrarsız ve zaman zaman değişime uğramıştır.