Acet, Nagihan
Loading...
Profile URL
Name Variants
N., Acet
N.,Acet
Acet, Nagihan
Nagihan, Acet
A.,Nagihan
Acet,N.
A., Nagihan
N.,Acet
Acet, Nagihan
Nagihan, Acet
A.,Nagihan
Acet,N.
A., Nagihan
Job Title
Doktor Öğretim Üyesi
Email Address
nagihan.acet@atilim.edu.tr
Main Affiliation
Department of Therapy and Rehabilitation
Status
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
3
GOOD HEALTH AND WELL-BEING

1
Research Products
5
GENDER EQUALITY

1
Research Products
16
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS

1
Research Products

Documents
4
Citations
10
h-index
1

Documents
4
Citations
9

Scholarly Output
7
Articles
4
Views / Downloads
186/967
Supervised MSc Theses
3
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
1
Scopus Citation Count
1
WoS h-index
1
Scopus h-index
1
Patents
0
Projects
0
WoS Citations per Publication
0.14
Scopus Citations per Publication
0.14
Open Access Source
1
Supervised Theses
3
Google Analytics Visitor Traffic
| Journal | Count |
|---|---|
| European Journal of Pain | 1 |
| Journal of Health Sciences and Medicine (Online) | 1 |
| Journal of Manipulative and Physiological Therapeutics | 1 |
| PLOS ONE | 1 |
Current Page: 1 / 1
Scopus Quartile Distribution
Competency Cloud

7 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 7 of 7
Article Türkiye'deki Depremzedelerde Ağrı Şiddeti, Hareket Korkusu ve Düşme Korkusu: Kesitsel Gözlemsel Çalışma(2025) Arıkan, Hülya; Begen, Sena Nur; Yarımkaya, Nur Sena; Acet, Nagihan; Uluğ, Naime; Kılıç, ErdenAmaç: 6 Şubat 2023'te Türkiye'deki 11 ilde meydana gelen yıkıcı depremler, hayatta kalanlar üzerinde önemli fiziksel ve psikolojik etkiler bırakmıştır. Bu çalışma, depremzedelerde ağrı şiddeti, hareket korkusu ve düşme korkusunun sıklığını belirlemeyi ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, ayrıca psikolojik dayanıklılık ve fiziksel aktivite düzeyi ile bağlantılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntemler: Bu gözlemsel, kesitsel çalışmaya, deprem öncesinde ağrısı veya fiziksel travması bulunmayan 184 hayatta kalan (93 erkek, 91 kadın; yaş ortalaması: 34,02 ± 10,76 yıl) dahil edilmiştir. Ağrı şiddeti, hareket korkusu, düşme korkusu, fiziksel aktivite düzeyi ve psikolojik dayanıklılık sırasıyla ‘Sayısal Ağrı Skalası’, ‘Hareket Korkusu Nedenleri Ölçeği’, ‘Modifiye Düşme Etkililik Ölçeği’, ‘Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu’ ve ‘Connor-Davidson Dayanıklılık Ölçeği’ kullanılarak 02 Mayıs 2023 ile 30 Temmuz 2023 tarihleri arasında değerlendirilmiştir. Bu parametreler arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %46,7’sinde hareket korkusu, %33,2’sinde düşme korkusu ve %37,7–50,5’inde orta ila şiddetli ağrı gözlenmiştir. Hareket korkusu, baş ağrısı (r = 0,275, p < 0,001), boyun ağrısı (r = 0,294, p < 0,001), üst sırt ağrısı (r = 0,262, p < 0,001) ve bel ağrısı (r = 0,284, p < 0,001) dahil olmak üzere ağrı şiddeti ile anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Benzer şekilde, düşme korkusu (daha yüksek skorlar daha düşük korkuyu gösterir), baş ağrısı (r = 0,202, p = 0,006), boyun ağrısı (r = 0,179, p = 0,015), üst sırt ağrısı (r = 0,191, p = 0,010) ve bel ağrısı (r = 0,282, p < 0,001) ile pozitif yönde ilişkilidir. Hem hareket korkusu (r = -0,243, p = 0,001) hem de düşme korkusu (r = 0,220, p = 0,003) psikolojik dayanıklılıkla anlamlı bir ilişki göstermiştir. Ancak, her iki korku türü de fiziksel aktivite düzeyi ile ilişkili bulunmamıştır (p > 0,05). Sonuç: Deprem sırasında fiziksel travma geçirmeyen ve önceden ağrısı olmayan hayatta kalanlar arasında hareket korkusu, düşme korkusu ve ağrı şiddeti yaygındır. Bu faktörler, fiziksel aktivite düzeyinden bağımsız olarak birbirleriyle yakından ilişkilidir. Psikolojik dayanıklılık, korkuya bağlı tepkilerde kritik bir rol oynamaktadır. Bu bulgular, afet sonrası rehabilitasyon stratejilerininde ağrı şiddetini ve korkuya bağlı tepkileri ele alırken, psikolojik dayanıklılığının da göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamaktadır.Article The Effect of a Single Session Rubber Hand Illusion on Pressure Pain Is Not Long-Lasting(John Wiley and Sons Inc, 2025) Ceylan, H.; Acet, N.; Günendi, Z.Background: Rubber hand illusion (RHI) is an experience that causes changes in body perception and awareness as a result of the integration of simultaneous perceived visual and tactile stimuli. After synchronous brush strokes with rubber and real hands, the person perceives the rubber hand as their own. RHI is known to alter pain perception. In this study, it was aimed to evaluate the effects of RHI on pressure pain threshold and continuity of this effect. Methods: Twenty-three volunteers who developed RHI were included in our study and two conditions, illusion (synchronous) and control (asynchronous), were applied. The illusion condition was created by synchronous brush strokes, while the control condition was created by asynchronous brush application using different frequency and different finger areas in the same individuals. In both conditions, pressure pain threshold measurements with an algometer were performed at four times: baseline/1st measurement, during the brush stroke/2nd measurement, at the end of the brush stroke/3rd measurement and after the hand was removed from the environment/4th measurement. Results: It was shown that RHI increased the pressure-pain threshold (p = 0.004) in healthy volunteers. Asynchronous brush strokes arranged as a control trial significantly decreased the pressure pain threshold (p = 0.002). Conclusions: It was found that the threshold values that change during the brush strokes return to the initial state after the brush strokes are terminated and the rubber hand is removed from the environment so that the effect of the illusion does not last for a long time with a single session application. © 2025 European Pain Federation - EFIC ®.Master Thesis Sarkopenili Bireylerde Propriyoseptif Egzersiz Eğitiminin Denge, Propriyosepsiyon ve Kinezyofobi Üzerine Etkisi(2025) Doğanbaz, Beyzanur; Acet, NagihanAmaç: Bu çalışmanın amacı sarkopenili bireylerde propriyoseptif egzersiz eğitiminin denge, servikal propriyosepsiyon, kinezyofobi ve ağrı felaketleştirme durumu üzerine etkisini araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü olarak tasarlanan çalışmaya yaşları 65-97 arasında 63 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların kas kuvvetini değerlendirmek için; el kavrama kuvveti ölçümü (Jamar el dinamometresi ile), fiziksel performans (yürüme hızı açısından 4 m yürüme testi ile) ve kas kütlesi (Biyoimpedans Analizi yöntemi ile Tanita BC731 isimli cihaz ile) değerlendirildi. Kas kütlesinde azalma ile birlikte kavrama kuvveti ve/veya fiziksel performansta azalma olması sarkopeni kriteri olarak belirlendi. Değerlendirmeler sonucunda sarkopeni tanısı almayan 29 katılımcı çalışmadan dışlandı. Sarkopeni tanısı alan 34 katılımcdan 3 tanesi çalışmadan ayrıldıktan sonra kalan 31 sarkopenili katılımcı çalışmaya dahil edildi. Sarkopenili katılımcılar randomize olarak deney (n=14) ve kontrol grubuna (n=17) ayrıldı. Kontrol grubuna 6 hafta boyunca fizyoterapist gözetiminde birebir klasik egzersiz programı (servikal bölge normal eklem hareket açıklığı egzersizleri, postür egzersizleri ve servikal bölgeye yönelik izometrik egzersizler) uygulanırken, deney grubuna ek olarak servikal propriyosepsiyon egzersizleri uygulandı. Katılımcıların tedavi öncesi ve sonrası denge değerlendirmesi için Tinetti Denge ve Yürüme Testi, Y-Denge Testi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi; servikal propriyosepsiyon değerlendirmesi için Eklem Pozisyon Hissi Sapma Testi; hareket korkusunu değerlendirmek için ise Kinezyofobi Nedenleri Ölçeği ve ağrı felaketleştirme durumunu değerlendirmek için Ağrı Felaketleştirme Ölçeği kullanıldı. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerine ek yordayıcı olarak fiziksel aktivite düzeyi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği-kısa form ile, beslenme durumu için Mini Nutrisyonel Değerlendirme Form ile, kognitif durumları Standartize Mini Mental Değerlendirme Testi ile değerlendirildi. Bulgular: Deney grubundaki bireylerin tedavi öncesi VKİ değerleri daha yüksek (p=0,004) ve Mini Mental Test ile değerlendirilen kognitif durumları daha bozuk (p=0,018) ve ağrı felaketleştirme düzeyleri (p=0,01) ve fleksiyon (p<0,001) ile sağ rotasyon (p<0,001) yönündeki propriyoseptif sapmaları daha yüksekti. Deney grubunda tedavi sonrasında servikal propriyosepsiyonun bazı yönlerinde (fleksiyon (p=0,002), sağ rotasyon (p=0,04), sol lateral fleksiyon (p=0,022)) ve dominant ekstremitede tek ayak üzerinde durma süresinde (p=0,031) anlamlı fark saptandı. Deney ve kontrol grubu tedavi sonrası karşılaştırıldığında, servikal propriyosepsiyonun fleksiyon (p=0,001) ve sağ rotasyon (p<0,001) yönündeki sapmalar deney grubunda kontrol grubuna kıyasla belirgin derecede azalmıştı ancak diğer parametreler benzerdi (p>0,05). Tartışma: Mevcut çalışma, sarkopenili bireylerde servikal propriyoseptif egzersizlerin servikal propriyosepsiyonun belirli yönlerinde (fleksiyon ve sağ rotasyon) anlamlı iyileşmeler sağladığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, denge, kinezyofobi ve ağrı felaketleştirme gibi diğer parametrelerde gruplar arasında belirgin bir fark saptanmamıştır. Bulgular, servikal propriyoseptif egzersizlerin servikal bölgedeki proprioseptif kontrolü artırmada etkili bir rehabilitasyon yaklaşımı olabileceğini göstermektedir. Ancak, sarkopeni varlığında denge, kinezyofobi gibi multidisipliner yaklaşımlar gerektiren parametreler için daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmaların yapılması gereklidir.Master Thesis Migrenli Bireylerde Ağrı ile İlişkili Parametreler, Kognitif Düzey ve Duyusal Hassasiyet(2025) Ağır, Hatice; Acet, NagihanMigren, dünya genelinde önemli düzeyde yaşam kalitesi ve iş gücü kaybına yol açan nörolojik bir hastalıktır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, migrenin yalnızca baş ağrısı ataklarıyla sınırlı kalmadığını; aynı zamanda ataklar arasında da psikonörobiyolojik işleyişte kalıcı değişimlere yol açabileceğini düşündürmektedir. Mevcut çalışma, migrenli bireylerde baş ağrısız dönemde kantitatif duyusal testleri, santral sensitizasyon düzeyini, kognitif işlevler ile birlikte hafif dokunma duyusunu asemptomatik kontrol grubu ile karşılaştırarak incelemeyi amaçlamaktadır. Mevcut çalışma, kesitsel-gözlemsel bir çalışma olarak planlandı. Çalışmaya 38,09±9,99 yaş aralığında 22'si primer başağrılı (%51,2) ve 21'i asemptomatik kontrol (%48,8) olarak toplam 43 birey dahil edildi. Tüm başağrılı katılımcılar, ataklar arasında (interiktal dönemde) değerlendirildi. Kantitatif duyusal testler (KDT), mekanik basınç algometresi kullanılarak, segmental (C2 ve C7 spinöz prosesin bilateral 2 cm laterali, üst tapez kasının orta noktası, temporal kemik orta noktası) ve ekstrasegmental olmak üzere (M.Extansör Carpi Radialis Longus ve Tibialis Anterior kası orta noktası) Basınç ağrı eşiği (BAE) ölçümlerini ve Şartlı ağrı modülasyonunu (ŞAM-soğuk uyaran ile) içerdi. Santral sensitizasyon düzeyini değerlendirmek amacıyla Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) kullanıldı. Kognitif işlevlerin genel değerlendirmesi Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MBDÖ) ile, seçici dikkat, bilişsel inhibisyon ve bilişsel esneklik stroop testi ile; kısa süreli bellek ve çalışan bellek kapasitesi Sayı Dizisi Testi (SDT) ile, yürütücü işlevler Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ile ölçüldü. Hafif dokunma duyusu Semmes-Weinstein Monofilament (SWM-Segmental olarak C2, üst trapez kasının orta noktası, temporal kemik orta noktası; ekstrasegmental olarak önkol dorsali, elin dorso radyali, ayağın medial- lateral hattı ve topuk orta noktası testi ile bilateral olarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırmada Mann Whitney-U Testi kullanıldı. Kantitatif duyusal testlerde, gruplar arası karşılaştırmalarda, deney grubunda BAE açısından sol taraf temporal kemik orta noktasında ve ortalama temporal kemik BAE değerlerinde anlamlı düşüş saptanırken (p = 0.02, p=0.49), ŞAM skorları (p = 0.003) ve santral sensitizasyon düzeyinde artma kontrol grubuna kıyasla daha fazla idi (p < 0.001). Kognitif testlerde deney grubunda Stroop Testi'nin dördüncü bölümünde yapılan hata sayısı daha düşük iken (p=0.02), sayı dizisi testinde ileri sürmede basamak uzunluğu (p < 0.001) ve puanı düşüktü (p < 0.001). Geri saymada ise deney grubunda kontrol grubuna kıyasla hata sayısının fazla olması (p < 0.001) ile birlikte puanı daha azdı (p < 0.001). Ek olarak, gruplar arası karşılaştırmada MBDÖ ve FDB puanları istatistiksel olarak benzerdi (p<0.05). Migrenli bireylerde hafif dokunma duyusunda segmental olarak, sağ taraf temporal kemik orta hattında (p=0.038); ekstrasegmental olarak, sol taraf elin dorso radyalinde (p=0.035), bilateral ayak medialinde (p=0.045; p=0.014) ve sağ ayak lateralinde (p=0.001) daha fazla duyarsızlaşma bulunurken, diğer parametreler istatistiksel olarak benzerdi (p<0,005). Bu çalışmada, migrenli bireylerde, öncelikle kantitatif duyusal testler kapsamında kısmen segmental olarak basınç ağrı eşiğinin düşmesi; ŞAM skorlarının santral sensitizasyon düzeyi ile birlikte artması ve hafif dokunma duyusu açısından kısmen segmental ve ekstrasegmental olarak duyarsızlaşma varlığı ağrı inhibitör mekanizmalarında asemptomatik bireylere kıyasla yetersizlik ve somatosensoriyal algılamada bozulmalar olabileceğini düşündürdü. Kognitif fonksiyonlar açısından, migrenli bireylerde asemptomatik gruba kıyasla genel kognitif durum ve yürütücü fonksiyonlarda değişim olmaksızın, kısmen seçici dikkat, bilişsel inhibisyon ve bilişsel esneklik süreçlerinin daha iyi olduğunu ancak kısa süreli hafıza ve çalışan belleğin olumsuz etkilenebileceğini gösterdi. Bu bulgular, migrenin yalnızca baş ağrısı ataklarıyla sınırlı kalmadığını; ataklar arası dönemde de ağrı modülasyonu, merkezi duyarlılık, bilişsel alt işlevler ve somatosensoriyel algılamada bozulmalarla karakterize nörobiyolojik değişikliklere yol açtığını ortaya koydu.Article The Proprioceptive Puzzle: an Observational Study Investigating the Effects of Cervical Proprioceptive Errors on Quantitative Sensory Testing and Body Awareness in Young Individuals(Public Library Science, 2025) Acet, Nagihan; Begen, SenaObjective: The present study investigates the effects of cervical proprioceptive errors (CPE) on body awareness and quantitative sensory testing (QST), including the pressure pain threshold, temporal summation, and conditioned pain modulation in young individuals. Materials and methods: Included in this prospective cross-sectional study were 78 participants who were divided into two groups based on the presence or absence of CPE. The study was registered on ClinicalTrials.gov with the clinical trial number [NCT06559397]. Cervical proprioception was measured using the "head position error test", body awareness was assessed using the "Body Awareness Questionnaire", QST was assessed using a mechanical pressure algometer, and conditioned pain modulation was evaluated using cold stimulus. Results: The study revealed a significant reduction in body awareness among those with CPE (p < 0.001), while no significant differences were found between the groups in terms of QST, including the pressure pain threshold, temporal summation, and conditioned pain modulation (p > 0.05). Conclusions: CPE can have a significant impact on body awareness, leading to a decrease in the ability to perceive one's own body. While the present study offers no significant findings related to QST, it provides new insights into the relationship between proprioception, body awareness, and pain processing mechanisms. Clinically, the results suggest the importance of integrating interventions aimed at enhancing body awareness into the treatment protocols of patients with CPE.Article Citation - WoS: 1Citation - Scopus: 1Effects of Cervical Mobilization on Balance and Proprioception in Patients With Nonspecific Neck Pain(Mosby-elsevier, 2024) Acet, Nagihan; Guzel, Nevin Atalay; Gunendi, ZaferObjective: This study investigates the effect of cervical mobilization on balance and cervical proprioception in patients with nonspecific neck pain. Methods: A prospective, double-blind, randomized clinical trial was conducted involving a 3-week treatment protocol for which 66 patients were randomly assigned to 2 groups. Both groups underwent conventional physiotherapy (hot pack and transcutaneous electrical nerve stimulation) twice a week for 3 weeks along with additional cervical mobilization in the mobilization group, and sham mobilization in the sham control group. Static and dynamic balance, cervical proprioception, cervical mobility, and pain intensity were evaluated using a Kinesthetic Skill Training System 3000 device, the "Joint Position Error Test," Cervical Range-of-Motion Instrument, and the visual analog scale, respectively. Results: After treatment, significant improvements were noted in dynamic balance, mobility, pain intensity (P < .001, P < .001, P < .001, respectively), and proprioception in the left direction of rotation in the mobilization group (P = .003) that were significantly greater than those observed in the sham mobilization group (P < .001, P < .001, P < .001, P = .003, respectively). Although a significant decrease was observed in the deficits of static balance (P = .044) and proprioception in the right direction of rotation (P = .011) after mobilization, the changes were similar in both the mobilization and sham mobilization groups (P = .192, P = .154, respectively). Conclusion: Cervical mobilization led to significant improvements in dynamic balance, pain intensity, mobility, and partial improvements to proprioception in a comparison with a sham mobilization group, while the effect on static balance was not significant.Master Thesis Genç Erişkin Bireylerde Dinapeni Varlığının Postür, Spinal Mobilite, Kas Kuvvet ve Enduransı Üzerine Etkisi(2025) Ayazzade, Aynur; Acet, NagihanMevcut çalışmanın amacı, genç erişkin bireylerde dinapeni varlığının postür, spinal mobilite, kas kuvvet ve enduransı üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Mevcut çalışma kesitsel-gözlemsel, iki kollu bir çalışma olarak planlandı ve clinical.gov adresine [NCT06621875] numarası ile kaydedildi. Çalışmaya, yaşları 21.46 ± 2.22 olan toplam 52 birey (26 dinapenik, 26 kontrol) dahil edildi. Dinapeni tanısı, EWGSOP2 kriterlerine göre tanımlandı; katılımcıların kas kuvveti el kavrama kuvveti ölçümü ile Jamar el dinamometresi ile, fiziksel performans 4 m yürüme testi ve otur-kalk testi ile ve kas kütlesi Biyoimpedans Analizi ile değerlendirildi. Kas kütlesinde azalma olmaksızın kavrama kuvveti ve/veya fiziksel performansta azalması olan bireyler dinapenik olarak ele alındı. Katılımcıların antropometrik ölçümleri (kol ve baldır çevresi) mezura ile, fiziksel aktivite düzeyi IPAQ-kısa form ile, beslenme durumu Evrensel malnütrisyon tarama aracı ile, bilgisayar kullanımı günlük kullanma süresi x yıl olarak değerlendirildi. Lumbal spinal mobilite fleksiyon ve ekstansiyon yönünde Modifiye Schober Testi ve fleksiyon ve lateral fleksiyonlar parmak-zemin mesafesi ile; kas enduransı ise McGill Protokolü (gövde fleksiyonu, yüzüstü köprü, lateral köprü, Biering-Sorensen testi) ile ölçüldü. Postüral açılar (kraniyovertebral açı, baş açısı ve omuz açısı) MB Ruler yazılımı kullanılarak fotogrametrik postür analizi ile, derin servikal fleksör, lumbal ekstansör ve transversus abdominis kas kuvveti stabilizer biofeedback cihazı kullanılarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırma verilerin parametrik dağılımına bağlı olarak bağımsız örneklem T testi veya Mann Whitney-U testi ile analiz edildi. Mevcut çalışmada örneklem grubundaki dinapeni prevelansı %50 idi. Dinapeni grubunda kontrol grubuna göre bilgisayar kullanımı anlamlı derecede artmış (p <0.001), fiziksel aktivite düzeyi, el kavrama kuvveti ve otur-kalk testi sırasındaki performans ise anlamlı derecede azalmış idi (p <0.001). Sigara kullanımı, cinsiyet dağılımı, geçirilmiş Covid-19 varlığı, metre yürüme testi sırasındaki performans, antropomatrik ölçümler, vücüt kas kütlesi, yağ oranı, bazal metabolizma hızı, metabolik yaş, kemik mineral kütlesi iki grupta benzerdi (p> 0.05). Çalışmada elde edilen bulgulara göre, gruplar arası karşılaştırmada, dinapenik olan grupta spinal mobiliteden bağımsız olarak (p> 0.05) kas kuvveti, endurans, postüral açı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bozulmalar saptandı (p <0.001). Bu çalışma, genç erişkin bireylerde dinapeninin spinal mobiliteden bağımsız olarak yalnızca kas kuvveti ve endurans üzerinde değil, aynı zamanda postüral duruş üzerinde de belirgin olumsuz etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Dinapenik bireylerde artmış bilgisayar kullanımı ve azalmış fiziksel aktivite düzeyleri dikkat çekici bulunmuş, bu da dinapeninin modern yaşam tarzıyla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Bulgular, genç bireylerde dahi kas fonksiyonlarının korunmasının postür ve fonksiyonel kapasite açısından önemli olduğunu göstermekte ve erken dönemde dinapeniye yönelik farkındalık ve müdahalenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: el kavrama kuvveti, eklem hareket açıklığı, genç erişkin, kas güçsüzlüğü, postür

